İlke kelimesi “başlangıç noktası” anlamına gelir ve her eylemin resolve [Yunanca: ou eneka], ve eylem [Yunanca: othe ae kenaesis] diye adlandırılan başlangıcı vardır. İlkeler, Etik’in en karakteristik özelliğidir.
İnsan hayatındaki başarı ya da başarısızlığı belirleyen ana faktör, belli güçlerin kazanılmasıdır. Çünkü mutluluk, bunların gerçek yaşamda kullanılması ya da ortaya konmasıdır, diğer her şey ikincildir. Bu güçler, erdemler olarak bilinir ve zihin ya da zekanın varlığını, kullanıldığını varsayar. Aristoteles’e bakarsak; erdemler Yunancadan, basitçe çevrildiğinde; “iyilikler”, “mükemmellikler” ve “zindelikler” olarak tarif edilir.
Aristoteles; Aklın İyiliği ve Karakterin İyiliği başlığında iki tanımlamada bulunur. Akıl iyiliği, eski, gelişmiş güçlerdir. Bizim adımıza, yasaları, kuralları, düzenleri formüle eder, durumu ne olursa olsun vizyonunu değiştirmeden boyun eğer ve bunun haricinde de düzensiz olan ancak düzenleme yapabilen, özgür irade ve duygularımızı gözden geçirip kendi kendimizi ve bizden başkalarını değerlendirme şansı tanır. Karakter iyiliğindeyse, çalışarak ve öğrenilerek elde edilen ahlaki erdemlerden söz eder. Bunlara temel olarak mutluluğun gerçekleşmesidir.
Belirli bir durumda doğru olan neyse yapmak (veya hissetmek), bir şeyler yapmak ya da sadece biraz hissetmek – ne daha az ne de az- yanlış yapmak veya çok az hissetmek; bu durumlardan herhangi birinde belirlenen ‘ortalama’. Ortalama, eylemlerin ve kuralların tekrarı sonucu karakterin durumunu belirler.
Karakterin, iyi ya da kötü, Aristoteles’in alışkanlık dediği şey sonucu üretilir, yani benzer nitelikte tekrarlanan eylemlerin sonucudur. Bu sonuç, ne yapıldığının büyüyen bir anlayışı, bireyin kendi seçimleri, kendi amaçları ve kendi kararlığıdır. Doğru davranışlar ve duygular alışkanlık yoluyla daha kolay ve daha keyifli haldedir. Birey böylece kendi kendine özgürce bir şeyler yapma ve yaşama kuvvetini kazanır.
Aristo, her yetişkin vatandaşın erken disiplin veya alışkanlığı tarafından üretilebilecek özel karakterlere özgü, sınırlı anlamdaki adaletle alakalı çalışmıştır. Mutluluğun büyük memnuniyetler ve pratik yaşam biçiminde bulunamayacağını öne sürmüş ve hayattan zevk almanın en gereken öğe olduğunu belirtirken, yaşama faaliyetinin niteliğine ve değerine bağlı değişebileceğini söyler.
Aristo mutluluğa dair araştırmalıyız, sonuç ve akıl yürüttüğümüz veriler dışında da araştırmalar yapmalıyız der ve şöyle bir tez sunar:
“Mutluluk adına, gereken hususlar, bizim hesabımızda bir arada bulunur. Bazıları için erdem, diğerleri için pratik bilgelik, bazıları ise bir tür bilimsel felsefedir; diğerleri, bunların zevkleri ile birlikte ya da en azından bunlardan bağımsız olmayanların bazılarıdır; diğerleri tekrar dış refah arayışında olurlar.”
Ödevimin başlığında belirttiğim Erdem Etiği, Aristoteles’in çalıştığı Etiklerin tamamında büyük yer kaplamaktadır.
Kaynak (2006) – The Fountain, adındaki, Yönetmen, Darren Aronofsky’ nin filmini seçmemin sebebiyse; bir kadın ve bir erkek karakterin; hayatlarında, arafta ve ölümde, aynı karakterde farklı tiplemelerde, üç farklı durumda, seçimleriyle birbirlerinin hikayelerini tamamlayıp tamamlayamayacakları üzerinde durulmasıdır.
Çalışma eylemleri hayatın karakterini belirleyen şeyse, kutsanmışların hiçbiri sefil olamaz. Çünkü asla nefret dolu ve kaba olarak değerlendirilen şeyler yapmaz. Aristo, erdemleri düşünce ve karakter erdemleri diyerek ikiye böldüğünde; düşünce erdemleri eğitimle başlayıp devam edeceğinden zamana ihtiyaç duyulur. Karakter erdemleriyse alışkanlıkla elde edilirken; bütün olarak değerlendirdiğimizde, erdemler doğal ya da doğaya aykırı elde edilemez, bireyde bunları kazanabilecek temel nitelikler bulunduğunda alışkanlık haline dönüşebilir.
Filme bakacak olursak; Hugh Jackman (Tomas, Tom Creo, Tommy) ve Rachel Weisz (Queen Isabella, Izzi Creo) başrolleri paylaşırken; Tomas, Kraliçe Queen Isabella’nın emriyle İspanya’yı kurtaracak olan “kahraman”; Tom Creo, eşi Izzi Creo’yu kurtarmaya çalışan bilim adamı; ve Tommy’yse bağdaş kurarak hayat ağacının başında, ölmekte olan Şibalba’da, Rachel Weisz’in canlandırdığı bütün karakterlere kavuşmayı bekleyen mitlerden beslenen tiplemelerdir.
“Bu bilim kurgu destanı, bir adamın sevdiği kadını kurtarmak için bin yıllık mücadelesinin bir arayışıdır ve yönetmen kurgusu, seyircilerin takip etmesi için oldukça karmaşık olmasına rağmen, sonunda tekrarlanan görüntülerin üzerinde durur.
Filmin hikayesinde, bin yılı aşkın bir süreye yayılan, her biri farklı bir zaman çizelgesinde geçen ve dikkatlice iç içe geçmiş, ancak karanlıktan ışığa yolculuğunda aynı amaç ve hıza sahip üç paralel olay örgüsünü takip eder.”
“Karşılıklı bilinen karşılıklı sevgi” Aristo’nun Etik anlayışına bakacak olduğumuzda dostluk adını almaktadır. Çıkar amaçlı arkadaşlıklardaysa dostluktan herhangi bir şekilde bahsedilemez. İyiliğe dayalı dostluklarda, erdem ve ahlaki karakter temeline dayamır.
Duygusallık birliği, arkadaşlıkla doğrudan bağlantılıdır ve bundan dolayı sosyal durumlarla açıklanır.
Erdem ya da tam karşısında duran kötülük, birer etkileşim değillerdir, bu noktada belirleyici bireydir. Bizde bulunan erdem ya da kötülük değerlendirilir. Beğeniliriz, ya da eleştiriliriz. Örneğin; korkunca ya da kızınca sebepsizce eleştirilmeyiz ya da övülmeyiz, bu davranışı nasıl ve neden yaptığımıza bakarlar, çünkü kızmak ya da korkmak kendi tercihimizden değildir. Erdemlerse seçimlerimiz sonucu belirir. Etki-tepki sonucundakilerde bizi harekete zorlayan bir neden vardır, erdemler söz konusuysa bizden yana ve harici bir şeylere yakınlığımızdan bahsedilir.
Bu noktada tanımla yetinmeden, aynı zamanda eylemlerimizle de belirtmeliyiz. Eylemler tekil durumlardaysa daha nettir, özel durumlardaysa daha karmaşık haldedir. Örneğin cesaret, korku ve cüret edilen durumlara yakından bakınca, korkusuzluk konusunda aşırıya kaçanların bir adı yoktur. Bir şeylere cüret etmekten bahsedildiğinde cüretli, korkaklardan bahsedersek, korkaktırlar. Duygu durumlarındaysa kendine hakim olabilmekten ölçülülük diye, hakim olamamaksa ölçüsüzlük diye söz edilir.
Kaynakça
Aristoteles. (2020). Etikler (Birinci Basım b.). (E. Altunel, Dü., & K. Altundal, Çev.) Ankara, Çankaya: Gece Kitaplığı.
Aronofsky, D. (Yöneten). (2006). The Fountain [Sinema Filmi].

Bal Porsukları Partisi, Ankara’nın Kaybolan Dereleri, Porsuk Çayı Köprüleri, Tüketim ve Semboller üzerine bir deneme | gündüzleri geceymiş gibi için bir cevap yazın Cevabı iptal et