Tembellik hakkından söz edildiğinde; “armut piş, ağzıma düş”, “yediği önünde yemediği arkasında” ya da “ekmek elden, su gölden” deyimleri hemen aklınızda belirebilir. Oysa emek vermeden insanca bir yaşam modern dünyada, kolaylıkla elde edilemez.
Antik zamanlarda; çalışmak, kölelere ve düşük sınıftakilere özgü bir nitelik taşıyordu.
Modern ve post-modern çağdaysa ter dökmeden, üretmeden ve tüketmeden yaşamanın mümkün olmamasından borçlanarak yaşamaya çalışan; hem orta-alt kesim, hem orta-üst ve bununla doğrudan bağlantılı bir şekilde orta-sınıf üzerinden hak etmediği paraları kazanan; borçlarının tek bir kuruşunu dahi kendi yatırımlarından değil, başkaları yani ötekilerin harcamaları üzerinden kazanan, çapraz sahiplikle hem tüpçü hem medya patronu; ya da hem televizyon yayıncısı hem de spor kulübü sahibi -elit bile sayılamayacak- fakat her şeye rağmen, başkalarının üzerinden kazandığı paraları doğru yönetebilme becerilerini kazandıklarından, halk bilinçsiz olarak sömürüldüğünün farkında olmadığından; kanal farketmeksizin, etik ve doğru iletişime dair bir şey bilmeden cebine kaç para koyacaklar sadece bunun peşinde olan pazarlamacı yönetmenlerin çektiği bir dakikadan az süreli reklamlarla, gündelik hayatımızın büyük bir bölümünde; akıllı telefon, tabletlerle nabzımızın dahi kontrol edildiği; normal bireyler olarak vaktimizi değerlendirmek amaçlı kullandığımız sosyal medya platformlarında da hikayeler üzerinde nereye tıkladığımız, nerede kaç dakika harcadığımız, neyi beğendiğimiz, ne zaman beğendiğimiz dahi kontrol edilirken; Covid 19 adında kitlesel ve bütün dünyada yüzbinlerce insanın hayatını kaybetmesine yol açan hastalık 2020’de ortaya çıktığında; HES (halkın bir çoğunun bilmediği açılımıyla; barajların önüne set çeken, akan dereleri durduran Hidro Elektrik Santrali ya da herkesin bildiği adıyla; Hayat Eve Sığar), hayatları eve sığdıran herkes birkaç tıkla alışverişini yapabilmeye başladığında, tam bağımsız ülkelerden 21.yüzyılda çok azı hala ayaktayken, 100. -yılımızı kutlamaya birkaç yıl kalan Türkiye Cumhuriyeti devletinde yaşayan, sağlıktan, sanattan, spora, kültürden, eğitime, tarıma; eğitim almış ve üniversiteden yeni mezun olmuş birçok öğrenci -ben dahil- kendine konfor alanı yaratmaya çabalayıp; hayatı bilgisayar ekranlarına sığdırmaya mecbur bırakıldı.
“Gençlik harekete geçmekten ve eylemden hiçbir zaman bu kadar bahsetmemişti.”, dedikleri 2013’te Cumhuriyet’in 90.yılında. Harekete geçmek gerekirken konuşmak maalesef çok fazla bir şey değildi. Büyüklerimize genç insanların çoğu, gürültü ve ajitasyonu yaratıcı eylemle karıştırıyormuş gibi geliyordu. Kimileri, ki onlar bu konularda en yetkili(?) olanlar, okullardaki gençliğin önemli bir kısmının aklı bir karış havadakiler ve hiddetlilerden oluştuğuna inanıyorlardı.
Kaliteli azınlığın bir bölümü, hükümetin değişmesini beklemeden yurtdışına çıktı, bir bölümü döndü bir bölümüyse burada kalıp para karşılığı almadan, belki yıllar sonra çok değerli sayılabilecek çalışmalarda bulunup üretebildiğini üretip, az tüketmeye çabalarken, akan suların önündeki barajlarla durdurulduğu, hükmedenler tarafınca doğal kaynakların ne yaparlarsa yapsınlar kurutulamadığı ve dört mevsimin de her şeye rağmen yaşanabildiği bir avuç insan tarafından korunduğu memleketimizde, “çabasız üstünlük amatörlere özgü bir idealdi ama profesyonellerce de kullanılmaya başlandı.”[1]
1996, 2002, 2011, 2019 şanssızlıklarından sonra; 2022 futbol sezonu sonunda, mayıs başında Türkiye’deki en üst kulüpler düzeyinde Trabzonspor şampiyon oldu.

Bu sezonki şampiyonluğun önemi; eski gelenekleri yıkmadan, büyük şehirlere dağılmış Karadeniz’de yetişmiş, büyümüş ya da yaylasında oynayan çocukların temel aldığı futbol mantığı üzerine, kaybetmeden maç kazanma organizasyonunu takıma oturtmuş bir teknik direktörle kazanılmış olması. Taraftarların, her zaman kaç lira olduğuna bakmadan maraton ve kale arkasında, deplasmanda ya da evde; 1-0 olsun bizim olsun mantığıyla hareket etmediği bir takımın taraftarı olarak. Ne taktik maktik yok diyen vasatsaraylıların, ne de radarlara takılan küçücüklerin destekleyenlerle empati kuramam. Şampiyonlar Ligi’ne ikinci kez katılacağımız bu sezonda önemli tek şey:
Ne kadar bütçeleri olursa olsun bütün takımları kapsayacak biçimde;
“Şans, momentum, sakatlıklar, bireysel hatalar ve hakem hataları, birbirlerini eşitler.”[2]
Sir Alex Ferguson -futbolun pahalı değil yetenekli oyuncularla oynanacağını ve oyunun böyle kazanılabileceğini söyleyen- kazandığı kupalar dahil ve harici, efsane Manchester United teknik direktörü, 2011 baharında Barcelona’ya Şampiyonlar Ligi Finali’ni 3-1 kaybettiğinde “Kimse bize böyle esaslı bir dayak atmadı ama onlar bunu hak ediyorlar.” dediği zamanlarda;
Şampiyonluk mücadelesi verdiğimiz ve hükmedenlerin resmi tarihinde başka takımın kazandığı iddia edilen sezonda; şampiyonluğu kazanmasına rağmen, bizim takımın teknik direktörüyken kupasını alamayan ama 2011 yazında “Adalet bir gün herkese lazım olacak.” diyen Şenol Güneş, takımın 2022 şampiyonluğunda herhangi bir açıklama yaptı mı, yoksa süresiz tatile mi çıktı bunu bilmiyorum.
Sonraki her sezonda; dağılan oyuncu kadromuz ve teknik ekiplerimizin; duraksadığı ya da yıllar yılı oynadığı her yere başarı taşımasının tesadüf olmaması gibi; biz bu baharda kazandığımızda, ikinci olanların da şampiyonlar ligi ön elemesine çıkmasıyla; zor zamanlar yaşayan, savaş şartlarından 6 aydan fazla süreli maç yapamayan, Ukrayna takımına elenmesi de tesadüf değildir, bizim mahkemelerin boyun eğme sorunu çözüme kavuşturulana kadar uluslararası mahkemelerce başlatılan soruşturma tribünde savaş suçlularına destek veren muhabbet kuşlarını susturmalı, ve yine bundan belki yıllar sonra, belki daha yakın, ortaokul ve lise dahil hiçbir diploması bulunmadığından; attığı hiçbir imza uluslararası düzeyde geçerliliğini korumayacak olan; Amerika ve cemaatlerin çabalarıyla ve ayak oyunlarıyla, halk olarak biz yüz vermesek de başa çıkan, 20 yılda Avrupa’nın çöplüğüne çevirdikleri ülkemizi, bu sefer de paraları dışında hiçbir vasfı bulunmayan Arap’lar tarafından kıçına yediği tekmelerle; çoraklaştırma ve çölleştirme çabalarıyla kurtulamayacak olan A.K. partisinin başkanı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde 99. Yılımız veya 100. Yılımızda; faşizmden ve dinci gericilikten uzakta yaşayan onurlu vatandaşlar tarafından sandıkla gönderilecektir, birbirine kırdırdıkları halktan, kaçırdıkları paralarla ve silahlarla nereye kaçacaksa, şaşmayan terazilerce yargılanmadan önce sunulan bir şans olarak değerlendirilebilir.
[1] Wilson, Jonathan. Futbol Taktikleri Tarihi, 1-2-7’den Tiki-Taka ve Ötesine. İthaki. 2017. s.63
[2] [2] Wilson, Jonathan. Futbol Taktikleri Tarihi, 1-2-7’den Tiki-Taka ve Ötesine. İthaki. 2017. s.31

Berkay’ın Futbol Şovu – since 26.09.1995 – YouTube – gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından için bir cevap yazın Cevabı iptal et