kaç doğru bir yanlışı götürebilir?

  1. Her şeyi var olduğu şekliyle veya olması gereken şekliyle anlatacağımız bir hikaye var. Hakikiyle sahtenin karışımında, hakiki sahteyi öne çıkarıyor, sahteyse hakikiye inanmamızı engelliyor. Bu durumda, hakiki bir fırtınaya yakalanan, hakiki bir geminin güvertesinde, batmaktan korkuyormuş gibi yapan bir oyuncu gördüğümüzde neye inanırız?
  2. Halk müziğinden ziyade sanat müziğini dinleyen bir halkın; aynı zamanda; vurdulu kırdılı, kanlı bıçaklı yapımları, kumanda eldeyken dahi hareket etmeden, seslerin ve bağırmaların abartılı bir şekilde tv ekranlarından bombardıman halinde evlerine girmesine müsaade etmesi mantıklı mıdır?
  3. Sanatçı değil de seslendiricilerin anlamsız ve sahte şarkı sözü yazarlarının içi boş müziklerini dinleyerek hakiki sanatçılara hakaret etmiş olur muyuz?
  4. Anlamını bilmediğimiz bir müziğin sözlerini dinlerken keşfetmek müziğin yaratıcısına saygı sayılır mı?
  5. Kültürel belleğinin yetersizliğinden dolayı, maddi ve manevi tekrarlayan bir döngüye düşürülen bir millet, hatasının neresinden dönse karda mıdır?

Sosyal medyada bireylerin kendine kullanıcı adı belirlemeye başlama özgürlüğünün verildiği başlangıç zamanlarından bu yana, herhangi bir şekilde hiçbir üyeliğimi anonim ve tanımsız yapmamış biri, soyu sopu, annesi babası belirli ve onların ben doğduğumda bana verdiği adım ve soyadımdan onur ve gurur duyarak yaşamaya ve kendi doğrularımı paylaşmaya çalışan; ailem tarafınca ikinci adım Berkay, yeni tanıştıklarımca Onur Berkay ya da Onur adımla tanındığım zamanlar, ben birey olarak teknolojiye adapte olup, bilgi düzeyimi yükselttikçe; yaşadığım ülke Türkiye ve başkenti Ankara’da; eğitim hayatımı boyunca bana verilen hiçbir notu ve değerlendirmeyi ciddiye almamış bir adamım.

Ne tohumu olduğu belli olmayan yönetenler ve çocukları yetiştirmeyi bile beceremeyen ailelerin, paralarını yatırdığı yurtdışındaki okullarda eğitim görüp vasatlıklarını her biçimde ve şekilde toplumdaki eğitilemez hıyar ağalarını emir eri yaptığı; annesini babasını atasını satanların; dil ve milli ant bilmeyenlerin karşısında, ülkemizin doğusunda ve batısında; sağ salim biçimde ve kurtarıcı beklemeden yaşamaya devam etmeye çalışırken; 28 yaşımdan gün almama 4-5 gün kalmışken; sosyal makarnalar ve göt kılları hakkında, ciddiyetimi ortaya koyacağım ve belirsiz bir zaman dilimi boyunca yazmaya ara vermeyeceğim bir yazı dizisi yazmaya; değer bilmez, değerlerini yok etmek adına her boku yiyip, sularımızı kirletmeye devam ettikleri sürece bir yudum suya muhtaç olacakları zamanın çok yakında olduğunu ve öte dünyanın var olmadığını, herkesin; koyun ya da insan, kelebek ya da inek fark etmeksizin, kendi bacağından asılacağına yürekten inananlar varsa birkaçı adına, ama en çok da kendimi kanıtlamaya mecbur bırakılmadığımda dahi, özümü yitirmeden, yıkmadan ve yıkılmadan, tek başıma durabildiğim zamanlar adına kendime teşekkür amaçlı yazmam ve paylaşmamın elzem duruma taşındığı ve gündüzlerin gece, gecelerin gündüz yer değiştirmediği, bir günün ardından diğer bir gün, ondan sonra da ertesinin devam ettiği, adımlarımızı takip etmeye çalışan ve yaratıcı hiçbir özelliği olmayanlar, tutarsız açıklamalarına devam ederken,  benim ve yanımda durduğunu hissedebildiğim ailem ve birkaç arkadaşımın; yaptıklarımızın hukuki bağlayıcılığını göz ardı edeceğimizi ve geri adım atacağımızı zannettiği zamanları çok çok önce arkamızda bıraktık.

Satranç tahtasını ve kendi tarlası bile yokken bu halkın kendini makamdan makama taşıdığı, ve her şeye rağmen aynı denizin bizden olmayan tarafında doğmuş; Cumhuriyet kurulmadan önce doğsa, ihtilaf devletleri tarafında olacağını bildiğim, takma adı Recep; asıl adının, okuduğu okulların ve yanındakilerinden bağımsız hareket edemeyecek kadar durumdan duruma dönen veya döndürülen, 21.09.2022 tarihinde ben Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü’nde Radyo, TV ve Sinema öğrenimime devam ederken bu yazıyı yazarken; halen ülkemizin en yetkili makamını işgal etmeye devam ettirilen, aslında herhangi birinin nereden nereye geldiğini ve nereden nereye gideceğini; halk olarak hepimizin birlikte beklediği anlarda eğer ki Cumhuriyet’imizin 100. yılında kindar ve dindar nesil, görüntü ve gürültü kirliliğine devam ettirebileceklerini düşünüyorlarsa, Kuvayi Milliye dönemi dahil, 20 yıldır eğitim sistemini değiştirmelerine rağmen, düşmana karşı ilk kurşunu atan, Hasan Tahsin dahil, büyük dedemin adı Osman Remzi Suiçmez olmasına rağmen, Osmanlı Hanedanlığının destekçisi değil de, tahttakilerin adı değişse tipi değişmeyen yıkılan ve yıkılacak son Türk devleti olarak kalacak Osmanlı Devleti’nin sömürdüğü halktan yana, hanedanın torunu değil de halktan, baba memleketi Trabzon, Sürmene; annesi Kars, Selim, Sarıkamış; 26 Eylül 1995, Ankara, Yenimahalle doğumlu Onur Berkay Suiçmez adında kalmaya devam ederken ve bizim karşımıza koydukları kişilerin, provokasyonlarına hiçbir zaman alet edemeyecekleri tarafını konuştuğu zamanda veya sessizliğinde dahi belirtenleri, İletişim Bilimleri Fakültesi’nde lisans öğrencisi olarak bulunduğum 4.5 yılda; adı belirsiz bir şekilde bu vatan adına kim düşman kim hain, bombaları patlattıkları, yaşıtım hatta benden daha küçük yaştaki askerleri katleden, sahte darbeyle ekrana çıktıklarında gülebildiklerini kim arar ve tararsa bulamayacak şekilde medya dizaynı yapmaya devam ettiler. Ben de sahipsiz köpeklerine verdikleri emirlerle hedef gösterenlere, hizmetkar ve hizmetçilerine hiçbir zaman itaat etmeyeceğimi ve boyun eğmeyeceğimi belirterek, öteki diye değerlendirilmeyen, düzgün ve doğru yaşamaya çalışmayı hiçbir bırakmayan annesinin ve babasının oğlu diye diye çocukluktan beri çekirdekten bizi birbirimize düşürmeye çalışanlara, gösterdiğim ve henüz göstermediğim hamlelerimle, ödevlerini ailesine yaptıran, harcayamayacağım kadar çok paraları hala nasıl kazandıklarını anlayamadığım arkadaşlarıma ve yakınlık kurmadığım herhangi birilerine aldırmadan, haddimi ve hududumu bilerek bitirdiğim lise ve lisans ve lisansüstü üniversite öğrencilik hayatımda; erkek evlat olarak savaşacağım ve de seveceğim değerlerimi kendim belirleyebildiğim bilinçli kalabildiğim her an, Türkiye Cumhuriyeti devletinin istihbarat, terör, narkotik dahil şimdiki zamanki yöneticileri; yargıya taşınmış veya yargılanabileceğimi varsayabilecekleri hiçbir adım atmadığımı ve beni araştıran ve üzerimden yakınlarıma zarar verebileceklerini ya da beni kaybedebilecekleri korkusuyla el bebek gül bebek büyütülmediğimi ve zor zamanlarda dahi aile ve dostlarına ihanet etmeden kalabilmiş, öz evlat olarak, hükümet edenlerin ya da maşalarının herhangi birini harcayabileceklerini zannettiği Toros’lar zamanında yaşamadığımızı da yazımın, giriş ve gelişme bölümünde, özetlemeden açıkça yazmaya noktalı virgül olarak bırakıyorum, ki nerden başladığını beni tanımayanlar da anlayabilsinler.   

Ziraat Mühendisleri Odası Lokali, 2000’li yılların başı; soldan sağa babam; Baki Remzi Suiçmez, kardeşim, ben ve annem; Aşkım Suiçmez

Annemin annesi anneannem ve annemin babası dedem; anne tarafımca henüz birinci derece yakınımın hayatını kaybetmediği 2022 yılında yaşamaya devam ederken; babamın babasını henüz ilkokul çağlarında yitirdiğini; babaannemin üç çocuğunu zor zamanlar yaşamalarına rağmen, evde yiyecek hiçbir şey yoksa dahi; soğan ya da patates kavurun ki ocağın yandığını, aç olmadığınızı bilsinler diyerek büyüttüğünü bilerek; baba tarafımda, Karadeniz’in dertli ve elinden ne gelirse; ele ayağa düşmeden, kimseye zarar vermeden, kendi kendimizi tükettiğimiz alkol ve tütünle zehirlediğimiz varsayılsa da huylu huyundan vazgeçmez diyerek hayatta kalabileceğimiz her an çabalamaya devam ederken; zor zamanları her şeye atlamadan, hıyar ağalarına da çukur kazanlara da aldırmadan, her yolun yolcusu olmadan, küçüklerimizden sevgiyi büyüklerimizden de saygıyı öğrenerek büyüdüğümden, zaman zaman beklenmedik çıkışlar yapsam da zaman akmaya devam ederken, bireysel bir şekilde zamanı kontrol edebileceğim kadar, kendi kendimi yönetebildiğim kadar hayatı yaşamın ne kadar değerli ve hiçbir canlının başkalarının çıkarları düşünülerek yok edilmediği, slogan atılmadan, tekerrüre düşmeden, kendi dünyamdan bir ve birden fazla bölümü, kimin takip ettiğini önemsemeden, hayatımdaki değer verdiğim ve zamanımı değerlendirmekten keyif aldığım, hayali olmayan, yaşanmış ve yaşanacaklara dair, kendimden ve kimseden eksiltmeden; kendim dışında, herhangi birinden araklamadan; hafızamı koruduğum ve hatırlatmayı düşündüğüm beni önemseyenleri gözümün önünde değilseler de hem beynimin hem kalbimin yettiği kadar duraksadığım ve es verdiğim yerleri paslaşacağım ve bana yakınlaşmaktan korkan kim varsa, mesafeleri benim örmediğimi ve konumumun ve hareket ettiğim zaman aralığı değiştiğinde dahi hızımın, başka yerlerde bulunduğum zamanlarda da enerjimin korunduğunu ve doğrularla doğru, eğrilerle eğri, herkese uyum sağlayan biri hiçbir zaman olmadığımı; paylaştığım özel hatıralarımı, kendi kendimi tartmadan, yürüdüğüm ve yürüyeceğim yollarda karşılaştığım kim varsa, başkalarının terazisi değil; kendi kendimin ve hayatına bir yerden dokunduğum doğru ve de dürüst, onurlu ve huzurlu yaşayanların terazisi olarak bilineceğimi, yaşam olduğu sürece umut vardır fotoğrafını, babamla birlikte yürüyerek çıktığımız Ankara Kale’sinde çektikten birkaç ay sonra 2015 Mart ayında yitirdiğimiz, Alzheimer son aşamasında, zor durumda yaşamayı da bilen kendi zor durumda kaldığında da evlatlarının ve torunlarının desteğini hiç esirgemediği babaannem Sevim Suiçmez’in ve 24 Eylül doğumlu, öz dedem Osman Remzi Suiçmez’in büyük torunu ve Aşkım Suiçmez ile Baki Remzi Suiçmez’in büyük oğlu, başka değişte büyük uşak ve oltalamaya çalışanların yakalayamayacağı denizlerde yüzmüş büyük balık, ve benden daha büyük balıkların da bulunduğu bir akvaryum varsaydığınız büyük denizlerde köpek balıklarına karşı da tek başıma bir piranha misali mücadele etmeye devam ediyorum.

fotoğraflayan: Onur Berkay Suiçmez

Reklamcıların, siparişçilerin, değer vadetmeyen içerik üreticilerinin, “buralar değerlenecek vaziyet alın!” tayfanın radarında, takip altında; beklenen ve beklenmedik hareketlerimi değerlendiren, yargılayan, benden vazgeçenleri yanıltan ve benden vazgeçmeyenleri şaşırtan fazlasıyla davranışım ve beklenen zamanda yapamadığım, engellendiğim, engelleri kaldırdıklarında da başkalarının beklentisine cevap veremediğim çokça zaman olmuştur.

Ben birilerinden bir şeyler beklemeden, kendimden beklentiyi minimum düzeye düşürüp, yavaş yavaş, ağır ağır hareket etmeyi bilmiyordum.

Hareket ve duruş; etki ve tepki, kullandığımız, akıllı teknolojik aletler, amatör ruhlu ve doğaçlama hamlelerimi yakalamaya ve benim herhangi bir şekilde çektiğim bir fotoğrafı, kaydettiğim bir projeyi satmadığım ve meta değerini, eğer ki sevdiğim bir kadından çocuğum ya da çocuklarım olur da neslimi devam ettirebilirsem, onlara miras bırakacağım. Çünkü, her an çevrimiçi olabildiğimiz, uydu ve tayyarelerin takibindeyken, kimsenin kimseyi kandırma lüksü yok. Yapay zekanın yönlendirmelerini, henüz dikkate almamaya çalışıyorum çünkü eğer doğrularımızı belirtmeyip, yabancı ve yalancıların, teknolojiyi kendi vasat ve sahte dünyalarına alet olarak kullanabildiği, varsayımlara karşı, algoritma nedir ve neden her attığımız adımda yeni ihtimaller ortaya çıkarır, yazdığımız ve yazacağımız her harfi, neden yazdığımızı bile takip edebilen sistemlerin; gündelik hayattaki herhangi bir değişmeyi, Dünya üzerindeki, hava iklim durum değişikliğine bağlayan ve daha da kötüsü cemaatlerine emir vermeseler dahi, düşünmeyen, hırssız ya da hırsızların hedef tahtasına oturtulamadığımız zamanlarda; bizim gibi normal yaşayan, yürüyen, alışveriş yapan, toplu taşıma kullanan, herkesin hayatını tehlike altında tutan; karanlık, dinci ve gerici terör örgütlerinin hedefine düşebiliyoruz.

Bazen haberler iyi değil, bazen konuşmak veya dertleşmeyi düşündüğümüz kimseler yanımızda değil, bazense maddi ve manevi koşullar bizden yana değil. En zor koşullarda da en basit koşullarda da demokrasi ve özgürlüğünü, emek ve alınteriyle kazanmış ve kazanacak olanları takip ediyorum.

Bu memlekette birileri başka birilerinin abileri ablalarıyla bir yerlere gelebilmiş, ne iş yaptığını, nasıl yapılacağını bilmese de birilerinin bir yerlerinin, başta daha açık yazdığım, “kılı” olmaya devam ettiği sürece; ben, bütün öğrencilik sürecim ve hatta başlayacakken ertelenen, başlamayacakken başlayacakmış gibi yapılan çalışma hayatım dahil, hepsinde, yaşça 2 yaş büyük olsam da çocukluğunu bildiğim ve her zaman benden daha başarılı ve firesiz çalışan, öz kardeşimin dahi, dışardan bakanların karşısında, abilik ve kardeşlik nedir bilmeden, baba anne parasıyla  keyif yaptığımız, hiçbir şeyi dert edinmeden hazıra konmayı hedeflediğimiz düşünülürse yanıltılmış olduğunu kabul etmeniz gerekir.

fotoğraflayan: Onur Berkay Suiçmez

Benim ilkokul, ortaokul ve lise öğrenciliğimi hiç tanışmadan değerlendiren ve karşıma çıkmadan arkamızdan konuşanlara; hıyar ağaları cemaatlerinin peşinde bir oraya bir buraya dolaşıp savurup savrulurken, ben hiçbir halıda, hiçbir kimsenin önünde de arkasında da eğilmemiş, yine de dini değerleri kendime yetecek kadar bilen biri olarak; soslu makarnalardan önce “sosyal makarna”ları, beklesek de denk düşmeyen dolmuş kuyrukları yerine “hey taksi”leri değerlendirmekle bir ipin ucundan tutmaya başlasınlar derim.   


gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin