1990 yılında yazılan ve Elif Özsayar’ın birinci baskısını dilimize çevirdiği kitap, yıllardır pek çok derse kaynak olarak kullanılmakta; sanat sinemasından ziyade tarihsel, politik, kült Amerikan filmlerine daha fazla ağırlık vererek değinen, Douglas Kellner ve Michael Ryan’ın Politik Kamera adlı kitabını bitirdiğimizde ülkemizin 70 ve 80’lerde ‘dizayn edilmeye başlanmış’ dönem filmleriyle Türk Sineması adına da düşündürücü noktaları da fark edebiliyoruz.
Semire Ruken Öztürk, Kültür ve İletişim dergisinde kaleme aldığı eleştiri yazısında[1], 70’lerdeki “politik sol” filmlerle, 80’lerdeki “kadın” filmlerinin Türkiye’de yaşayan “küçük ve sıradan” insanların gündelik hayatına, düşünce akışına nasıl bir etkide bulunduğunu ve ülkedeki karşılığını toplumsal ve siyasal olarak nasıl karşılık bulduğunu değerlendiriyor.
Politik Kamera adlı yapıt, 90’lı yıllar ve öncesindeki dönemin toplumsal, ekonomik ve politikalarıyla ABD tekelindeki “özgür(?)” Hollywood sinemasıyla “bağımsız(?)” desteklenmeyen ama yine de çekilebilen film yapımlarında, toplumsal yaşam temsilleri kodlanarak hegemonyadan dolayı hiçbir şekilde bağımsız ve özgür sayılamayan kültürel temsil arenasının bütün dünya sinemasına etkisini, Sinema Tarihi; Lumiere Kardeşler’in basit video çekimleriyle başlayan sinematik anlatılardan başlasa dahi, Avrupa’da Pathe vb. Amerika’da örnek verilmeye çalışılsa sayılamayacak kadar çok, şirket ve tekelleşme doğrultusunda, Politik Kameranın ve Politik Kameramanların proje ve çekimlerinin yayın ve yapım şartlarının aslında, her dönemin kendine ait, değişmeyen üst yapısı tarafından belirlendiği ve altyapının belirleyiciliğinin, yatay hiyerarşi düzeyinde kısmen, geleneksel değerlere başkaldıran toplumsal sınıflara üretme şansı tanıdığını, 10 bölüm başlığı altındaki karşılıklı etkileşimlerle; en basit okuma, değerlendirme ve anlamamızı sağlayan bir eser.
“Etkili. bir kültürel temsil politikası olmadan; yalnızca siyasal oluşumlarla ve ekonomik programlarla dünyayı değiştirmek olanaksızdır. Yazarlar solun, popüler kültüre duyduğu geleneksel güvensizliğin üstesinden gelinmesini gerektiğini öne sürerken en az politik görünen korku ve özlemleri bile politik anlamıyla okurlar ve bunu, yürürlükteki tahakküm sistemi içinde karşılanamayan arzular olarak yorumlarlar. Örneğin Spielberg filmlerinin büyük popülaritesi kamusal dünyadan karşılanamayan cemaat ve eş duyuma dönük güçlü arzu ve gereksinimlerin belirtisi olarak da okunabilir.” (Öztürk, s. 118)
“Yazarlar, ideolojiyi basit bir tahakküm aracı olarak ele almaktansa, bastırılmamaları halinde sistemi içten parçalayacak, alt-üst edecek güçlere bir tepki olarak kavramayı daha yararlı bulmaktadırlar.” (Öztürk, s. 119)
Politik Kamera: Çağdaş Hollywood Sinemasının İdeolojisi ve Politikası kitabının, ilk beş bölümü: ilk olarak Karşı-kültürden Karşıdevrime başlığı altında, yabancılaşma ve başkaldırı, feminizm, siyah radikalizmi ve öğrenci hareketleri; ikinci olarak kriz filmleri başlığı altında, felaket filmleri, korku metaforları, The Godfather üçlemesinin yönetmeni Coppola’nın filmleriyle baba-erkillik krizleri; üçüncü olarak janr dönüşümleri ve liberalizm başlığı altında, western polisiye ve müzikal filmlerle, toplumsal sorun filmleri ve komplo filmleri; dördüncü olarak sınıf, ırk ve yeni güney başlığında, Hollywood ’ta işçi sınıfıyla yükselişteki yeni güney ve siyahlara dair temsiller bölümlerini ayrılırken; beşinci bölümdeyse kadınların konumu, erkek bakış açısıyla romantik aşkın dönüşüyle, aile ve yeni cinsellik politikaları üzerinde çekilmiş temsil filmler değerlendiriliyor.
Aynı kitabın 6.bölüm ve devamındaki bölümlerinde; korku filmleri, canavarlar, gizli güçler, vahşi ya da vahşeti çağrıştıran kanlı filmler değerlendirmeye devam edilirken; Amerika’nın yeni militarizmi, Vietnam tartışmaları ve orduyu canlandırmaya yönelik filmlerden de bahsediliyor.
Bireyciliğin zaferi, baba-erkil, girişimcilerin, savaşçı figürlerin perdeye yansıması kahramanın dönüşü başlığı altında değerlendiriliyor. Yazarlar Douglas Kellner ve Michael Ryan, fantastik filmler başlığında; tekno-fobi, distopya ve düz bilim-kurgu filmlerini belirttiği bölümden başka, Hollywood’un solu, kodlanmış politik ve bağımsız politik filmler eleştirel biçimde yorumlanıyor. Sinemanın veletlerinden pirlerine başlığındaysa yönetmenlerin maceralarına başladığı zamandan nasıl büyük yönetmenlere dönüştüğüyle birlikte; temsil politikalarıyla ve sinemayla politika adındaki bölümle bitirirlerken; yazarların başlıklarda bahsettiği filmler Dünya Sinema Tarihi’nde önemli yer edinmiş ve özenle seçilip değerlendiriliyor.
21’-22’ döneminde, AHBV Lisansüstü Eğitim Enstitüsü’ndeki Radyo-TV ve Sinema Tezsiz Yüksek Lisans öğrenim dönemimi başarıyla bitirirken bitirme projesi danışmanım aynı dönemde Sanat Sineması dersini aldığım Doç. Dr. Özge Güven Akdoğan hocamın, 22’23’ dönemine de aynı enstitünün aynı bölümünde Radyo-TV ve Sinema Anabilim Dalı’nda Tezli Yüksek Lisans döneminde Sinema Çalışmaları dersini alıp, birinci dönem birinci kitap değerlendirmemi ve sunumumu yaparak başlarken; her ne kadar kitapta bahsedilen filmler 1988’de orijinal birinci baskısıyla, 1990’da Türkçe’ye çevrilmesiyle, Politik Kamera kitabında özenle dönemin ideolojisini konu başlıklarından ve tarihsel, kült filmlere çokça yer verilmiş filmlerle yansıtmaya çalışılsa da, her yeni sahne, her yeni sekans ve konu bütünlüğü olan her yeni filmde sinema yeniden keşfedilirken; kitabın yazıldığı ve bizim ülkede yayınlanmaya başladığı tarihlerden sonraki birkaç filmi de atlamak, yazarların emeğine ve yeni dönem sinemasının hegemonik ideolojisine eleştirel bakmamak haksızlık olur diye düşünüyorum.
Kitap değerlendirme tezli yüksek lisans dersi kapsamında, bir ders saatinde tamamlanamadığından 27.09.22’ Salı; birinci hafta kitabın ilk beş bölümü ve 04.10.22’de, dönemin ikinci haftasında da altıyla on bölüm arasındaki başlıkları, kitabın dışına taşmayacak şekilde, ekran paylaşımıyla filmlerden kesitler de paylaşarak bireysel bir şekilde tamamladım.
Birinci haftada bahsedeceğim filmlerin değerlendirme yöntem ve başlıklara şu şekilde ayırdım;
Steven Spielberg’ün yönetmenliğini yaptığı Amblin (Erkek bakış açısıyla: • Erkek filmleri ve romantik aşkın dönüşü bağlamında), Jaws (korku metaforları bağlamında);
Star Wars başlangıç filmi değerlendirmesi (janra dönüşümleri bağlamında),
Rambo IV (yabancılaşma ve başkaldırı bağlamında),
Coppola’nın the Godfather 3’lemesi (Francis Coppola ve baba-erkillik krizi bağlamında,
Kült haline dönüşmüş Before Serisinin yönetmeni Linklater’ın Waking Life filmi (toplumsal sorun filmlerinin erkek bakış açısıyla değerlendirmek),
Mavi Kadife – Blue Velvet (cinselliğin politikası başlığında erkek bakış açısıyla romantik aşkın dönüşü bağlamında),
Kramer vs. Kramer (karşıkültürden karşıdevrime, toplumsal sorunlar ve aile bağlamında),
Guguk Kuşu (yabancılaşma ve başkaldırı bağlamında).
Altıncı bölümle onuncu bölüm arasında da janra dönüşümlerini baz alarak, kült filmleri sunumum dışında tutmadan, Yıldız Savaşları ve Baba 3’lemesinden başlayıp toplumsal politika ve toplumsal psikoloji açısından değerlendirirken, okült filmlerden Ninth Gate ve Constantine filmlerinin fragmanlarıyla, Amerikan sinemasında; diyalektiğin basitten karmaşığa, somuttan soyuta, bağımlılıktan bağımsızlığa ve yerelden evrensele doğru değil de gelişmeleri farklı yönde yorumladıklarını, yani; doğaüstü varlıklar, canavarlar ve kesip biçme tarzı korku figürlerini değil gizli güçleri ön plana alıp, toplumların bütün kesimlerine hitap eden fantastik filmlerden ziyade, karanlığa dair bilinçdışı süreçlerini yönlendirmeye çalıştıklarından bahsettim. Herkesin inandığı ya da inanmadığı varlıkları, Peter Wollen’ın dile döktüğü sinemanın yedi büyük sevap ve günahı olarak kuramsal derslerde bilgilendirildiğimiz; özdeşleşme ve yabancılaşma bu tarz dinsel – dindışı (belief) problemleri benimsemeyen suçun olmadığı bölgelerde dahi, yıkım ve vahşileşmiş tiplerin önce ekranlara taşınmasıyla, sonra sokaklarda ve sonra tekrar ekranlarda suç toplumuna neden olduğunu açıklamaya çalıştım.
Amerikan sinemasında Yıldız Savaşları dahilinde, bilim-kurgu ve fantastik filmlerde bile, kitabın yazarlarının eleştirel fikirlerini bireysel bir şekilde değerlendirdiğimizde; nostaljik bir film serisi olmanın yanında, bireycilik, elit liderlik ve devlet denetiminden (80’li yıllarda muhafazakarlığın müsaade ettiği müddetçe) özgürleşmeye katkıda bulunurken; yine Amerikan filmlerinin temel aldığı birinci faktör şöyle de açıklanabilir:
Bireycilik bir toplumsal politika olarak ideolojik bir kategori değildir. Ancak Amerikan sinemasının politikasında bireyin kendisi – en bağımsız ve özgün yönetmen ve yapımcıların filmlerinde dahi- politik değerlendirilmemek üzere tasarlanmaktadır.
Toplumsal politika ve toplumsal psikoloji çok açık bir biçimde sınırlarla alakalı ve mülkiyetle mevcudiyet sorunları belirliyken “özgürlük” aile ve bireysel benliğin çerçevesini bir noktaya kadar bu çerçevede sınırlandırabilir. Kahraman filmlerinde yoğunlaştırılmış temsiliyetlerin, bireysel ve zihinsel başlıklarında; toplumsal delilik koşullarında, temsil arayışını tamamlamış bireylerde stratejik savunma davranışlarıyla bireysel kazanımların toplumdaki temsiller haricinde zaferine dayanak noktası, çıkış noktası olarak belirlenir.
Douglas Kellner ve Michael Ryan 1988’de yayınlanan bu Politik Kamera adlı yapıtı yazarken; politikayı dışarda bırakmadan ideolojiyi basit bir boyun eğme aracı değil de bastırılmamaları halinde sistemi içerden parçalayacak, alt-üst edecek hegemonik güçlerle etki ve tepki, karşılık ve karşıtlıklarını değerlendirirken o zamanın şartlarında sosyolojik durumlar ve koşullarını temel almışlardır.
Kaynakça
Öztürk, S.R. Kitap Eleştirisi: Michael Ryan ve Douglas Kellner – Politik Kamera | Kültür ve İletişim Dergisi – Academia.edu. Academia.edu.tr: https://www.academia.edu/36537995/ adresinden alındı
Ryan, M., & Kellner, D. (1990). Politik Kamera: Çağdaş Hollywood Sinemasının İdeoloji ve Politikası. Istanbul: Ayrıntı Yayınları.
[1] Öztürk, Semire Ruken. s.116-121. Kitap Eleştirisi: Michael Ryan-Douglas Kellner – Politik Kamera

Bal Porsukları Partisi, Ankara’nın Kaybolan Dereleri, Porsuk Çayı Köprüleri, Tüketim ve Semboller üzerine bir deneme | gündüzleri geceymiş gibi için bir cevap yazın Cevabı iptal et