Yunan Mitolojisindeki Orpheus ve Euridice aşkının anlatısı; Black Orpheus filminin, Walter Benjamin’in Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı adlı “biricik” makalesiyle Renk Öğretisi: Doğa Bilimsel yazı dizisi aracılığıyla değerlendirilmesi (2022)


Onur Berkay SUİÇMEZ

ANKARA


Anahtar Kelimeler
Yaşam, Ölüm, Ritim, Aşk, Müzik, Mitoloji, Orpheus ve Euridice

https://www.academia.edu/80735034/

“Si quid novisti rectius istis, Candidus impert; si non, his utere mecum”

*Eğer daha iyi sistem seninkiyse, onu bütün samimiyetinle özümse; ama değilse benimkinden yararlan. (çev. Ilknur Aka)

Orfeu Negro – Black Orpheus – Siyah Orfe filmi 1959 yılında Marcel Camus tarafından yönetildi. Film değerlendirilmesine başlamadan hemen önce Yunan Mitolojisindeki Orpheus ve hikayesini ele alacağım.

Johann Wolfgang von Goethe’nin Renk Öğretisi kitabını da kapsayan kitap dizisinin editörü Enis Batur’un deyişiyle; bilim dünyasına katkıları Rönesans’ın tanımladığı evrensel Adem niteliği taşıyan bir dehadan sıradışı olan bu kitap üzerinden renkleri, durumlarını ve pek çoğumuzun bugünün “bilinen bilinmeyenleri” olarak bile kabul etmeyeceği şeyleri, varsayımlar üzerinden değil bilimsel hipotezler üzerinden tezini, antitezleri ve sentezini açıklıyor ve yazdığı eserin özgün adı “Naturwissenwchaftliche Schriften, Zur Farbenlehre” olan ve 2013 yılında Renk Öğretisi: Doğa Bilimsel Yazıları Dizisi adıyla Türkçe’ye çevrilen kitabının birinci kısmı fizyolojik renkler bölümünün birinci sayfası şöyle bitiyor..

618. Tohumlar, soğanlar, kökler; kısaca, bitkilerin hiç ışık görmeyen ya da doğrudan toprakla çevrili tüm kısımları genelde beyaz olarak görülür.

619. Karanlıkta tohumdan filizlenen bitkiler ya beyazdır ya da sarıya çalar. Işık ise bitkinin rengine etki ederken biçimini de etkiler.

(Goethe, 2013, s. 181)

Orpheus, Homerus’un (İlyada ve Odysseia) ilham perisi olan Calliope’ nin oğludur. Öylesine yetenekliydi ki yeryüzünde onun kadar güzel lir çalan müzisyen yoktur. Orpheus lirini çaldığında müziğinin büyüsüne kapılmayan hiçbir canlı bulunmamaktadır. Orpheus güzelliğiyle nam salan orman perisi Euridice’ ye aşık olur ve onunla evlenir. Eşine sonsuz aşkla bağlıdır öyle ki lirinden dökülen melodileri duyan ağaçlar çiçek açmaktadır.  Antik Yunan kültüründe bu kadar çok mutlu olunduğunda mutlaka kötü bir şey olacağına inanılmaktadır. Euridice bahçede meyve toplarken bir satir onun güzelliğiyle kendinden geçip ve ona saldırır. Korkuyla satirden kaçan Euridice zehirli yılanların olduğu çukura düşüp ısırılır. Orpheus onu bulduğunda peri artık ölmüştür. Orpheus eşinin öldüğünü kabul edememiştir. Orpheus eşine o kadar çok aşıktır ki yeraltına, Hades’ e inip onu geri getirmeye karar verir. Gece gündüz demeden yürüyüp bir mağaraya ulaşır. Mağaradaki bilge periye hikayesini anlatıp yeraltına gidecek yolu sorar. Mağaranın arkasındaki tünelden Styx nehrine ulaşır. Charon’la karşılaşan Orpheus’ un büyülü liriyle çaldığı ağıt o kadar hüzünlüdür ki gözleri yaşlı ruhlar kayığa binmesi için ona yer açar. Müziğin etkisiyle Charon, onun sandala binmesine izin verir. Orpheus, Styx nehrini geçip Hades’ in kapısındaki bekçi Cerberus’ la karşılaşır. Cerberus onun kapıdan geçmesine izin vermez çünkü yeraltına inen ruhlar sonsuza dek oradan çıkamaz ve hapsolur.  Orpheus, acısını Cerberus’ la paylaşıp hüzünlü şarkısını onun için çalar, büyülü ezgilerle vahşi Cerberus sakinleştirmiş ve onun kapıdan geçmesini sağlar. Orpheus Ölüler Diyarı’ nda Tanrı Hades’ i bulana dek yürümeye devam eder. Orpheus’ u gören ölüler onun Tartares’ e mi yoksa Elysium’ a mı gideceğini merak edip onu  takip ederler. Etrafı ölülerle dolu olan Orpheus’ u gören Hades sinirlenerek neden burada olduğunu haykırır. Orpheus lirini çalarak keder dolu ağıdıyla Hades’ e neden geldiğini anlatır. Bir tanrı olan Hades onun yeraltında olma sebebini attığı ilk adımdan itibaren bilir fakat ilk kez aşkın gücünü Orpheus’ un müziğinde hissetmiştir. Ölüler Diyarı’nın Tanrısı Hades ağıttan o kadar çok etkilenir ki Orpheus’ un eşinin özgürlüğüne bir şartla şans tanır. Orpheus Hades’ ten ayrılırken Euridice ardından gelecek, yeryüzüne çıkana dek eşine dönüp bakmayacaktır. Orpheus yeryüzüne doğru yürüdükçe içindeki şüphe onu sarar ve daha fazla dayanamayıp eşine dönüp bakar. Euridice ile göz göze geldiğinde tamamen onu kaybeder. Orpheus bir kez daha eşini kaybetmeye dayanamaz ve onu bir daha göremeyeceğini çaresizce kabul eder. Euridice’nin mezarında ona liriyle ağıtlar yakar. Hiç bitmeyecek bir acı yüreğini sarmaktadır. Müziğinin tesirindeki Dionysos’ a tapan kadınlar Orpheus’a aşklarını sunarlar fakat o onları reddeder, eşi Euridice’ye aşıktır. Buna dayanamayan kadınlar Orpheus’u öldürüp parçalar ve başını nehre fırlatırlar. Orpheus’un cesedini bulan periler onu gömüp lirini gökyüzündeki yıldızlar arasına yerleştirirler.

Siyah Orfe, bu miti fikir olarak temel alan 1959 Fransa Brezilya İtalya ortak yapımı romantik fantastik filmdir. Özgün adı Orfeu Negro dur. İngilizce konuşulan ülkelerde Black Orpheus adı ile gösterime sunulmuştur. Film Türkiye‘de 1 Ocak 1962’de gösterime girmiştir.

Vinicius de Moraes‘ın konusunu Yunan Mitolojisi‘nden aldığı 1954 tarihli Orfeu da Conceição adlı oyunundan senaryosunu Marcel Camus ve Jacques Viot‘un birlikte uyarlayıp yazdıkları filmin yönetmeni de Marcel Camus‘dur. Camus’nun ayrıca filmde bir rolü de vardır. Filmin diğer oyuncuları ise Breno MelloMarpessa DawnFausto Guerzoni ve Lourdes de Oliveira‘dır. Yunan mitolojisinde yer alan Orfe ve Öridis (Orpheus ve Eurydice) efsanesinin karnavallar diyarı Rio de Janeiro‘ya uyarlanmış şeklidir. Gerçek mekanlarda genelde amatör oyuncuların yer aldığı sahnelerin yeni gerçekçi filmler tarzında çekildiği filmin bir özelliği de kadrosunun neredeyse tamamının siyahi oyunculardan oluşmuş olmasıdır. Bu o tarihte uluslararası bir film için alışılmadık bir özelliktir ve bu açıdan da “siyah orfe” devrimci bir film olarak nitelendirilmiştir. Filmin Brezilya folklorünü canlı bir şekilde aktaran çok renkli görüntüleri Jean Bourgoin‘a aittir. Film en çok da müziği ile hafızalara kazınmıştır. Filmin müziklerini Brezilya müziği Bossa Nova‘nın efsane kralı Antonio Carlos Jobim ve Luiz Bonfá birlikte yapmışlardır. Özellikle de bu film için bestelenmiş iki müzik parçası, Manhã de Carnaval ve A felicidade zamanla klasikleşmiş ve birçok sanatçı tarafından defalarca seslendirilmiştir. Filmin bazı afişlerinde de kullanılan tanıtım sloganı şudur: “Bossa Nova’yı dünyaya tanıtan film”. Film 1959 yılında Cannes Film Festivali ‘nde Altın Palmiye ödülünü kazandı. 1960 yılında ise Yabancı Dilde En İyi Film Akademi Ödülü ile aynı kategoride Altın Küre ödülüne layık görülmüştür.

Orfe (Breno MelloBrezilya‘nın Rio de Janeiro kentinde tramvay kondüktörüdür. Çevresinde bir playboy olarak tanınan Orfeo, Mira (Lourdes de Oliveira) ile nişanlıdır ama sürekli olarak ondan kaçar çünkü çevresinde onca kadın varken evliliğin kendisi için henüz erken olduğunu düşünür. Rio’da karnaval mevsimi gelmiştir. Karnavala katılmayı planlayan Orfe nikâh yüzüğü almak için ayırdığı para ile rehinciye vermiş olduğu gitarını geri alır. Karnaval sırasında Eurydice (Marpessa Dawn)’i görür ve ona aşık olur. Eurydice de köyündeki aşığını terkederek Rio’ya kaçmıştır. Ancak öfkeli aşığı “ölüm meleği” kıyafetinde peşine düşmüştür. Orfeo’nun tüm çabaları Eurydice’i eski aşığının gazabından korumaya yetmez. Öfkeli aşık ortaya çıkar ve Eurydice’i öldürür. Aşkını geri getirme umudu ile Orfe “cehennem” e (yani Rio morguna) girer.

Bu film 35mm negatife çekildiği halde bazı baskıları görüntü kalitesinde avantaj sağlamayacağı bilindiği halde 70mm pozitife büyütülerek basılmıştır. Bunun bir nedeni de 35mm baskıların mono veya stereo ses kuşağına sahip olmalarına karşın 70mm baskılarda 6 kanal ses kuşağının olmasıdır. Filmin önemli bir özelliği olan müziğini daha iyi vurgulamak açısından bu seçim yapılmıştır.

“Siyah Orfe” nin müziklerinin çoğunun bestesi Antônio Carlos Jobim‘e aittir. Sadece iki tanesinin bestesi Luiz Bonfá‘ya aittir. Bunlardan Manhã De Carnaval (Karnaval sabahı anlamına gelmektedir)’ın sözleri de filmin dili gibi Portekizcedir. “Manhã De Carnaval” şarkısı İngilizce konuşulan ülkelerde “A Day in the Life of a Fool” veya kısaca “Black Orpheus” adıyla da tanınır. Brezilya’ya özgü bir müzik türü olan Bossa Nova tarzındaki parça 1959 yılında bütün dünyada hit olmuş ve caz sanatçılarından klasik müzik sanatçılarına kadar birçok şarkıcı parçayı defalarca seslendirmişlerdir. Bunların arasında ilk akla gelenler Chet AtkinsJohn McLaughlinJoan BaezGeorge BensonPlacido DomingoJulio Iglesias ve Stan Getz‘tir. Filmdeki diğer Bonfá bestesi ise Samba de Orfeo‘dur. Bu filmden sonra Bossa Nova adı verilen Brezilya müziği bütün dünyada yaygın bir şekilde tanınmış ve sevilmiştir.

Bu soundtrack albümü çıktığı yıl en çok satanlar listesinden hiç inmemiştir.

Cocteau’nun bu eski miti ustaca modern anlatımından yaklaşık 10 yıl sonra, bir Fransız yönetmenden daha radikal bir yeniden anlatım şeklinde eleştirmenlerden genellikle olumlu not almıştır.

Bu filmin renkli çekilmesine sevindim. O zamanlar yabancı filmlerin çoğu siyah beyazdır ve Brezilya ve Karnaval’ın renkleri mitin gizemini güçlendirmektedir. Ek olarak, karnavalın arka planı, gerçekçilikten uzaklaşmadan abartılı kostümlere izin verir.

“Uyanık, zinde gözün başlıca göstergesi, karanlık ve aydınlığın yaratacağı temel durum değişikliklerine meyilli olmasıdır. Göz, bir nesnenin yaratacağı belli bir durum karşısında bir an da olsa aynı kalamaz ve de aynı kalmaya diretemez. Hep bir karşı etki gösterme halindedir; aşırı ucu aşırı uçla, ortalama olanı ortalama olanla karşı karşıya getirir, akabinde de karşıtlıkları birleştirerek, eş-zamanlı ve eş-mekanlı ardışık tepkimelerle de bütüne ulaşmaya çalışur.” (Goethe, s. 44)

Siyah kültürünün tasvirleri mükemmel olmaktan uzaktır, ancak 50’lerde tamamen siyah bir oyuncu kadrosuna sahip olmak son derece radikal ve temiz bir soluktur.

Burjuvanın yozlaşma sürecinde toplumdışı bir akıma dönüşmüş olan derin düşünme eyleminin karşısına, toplumsal tutumun bir değişkesi niteliğiyle düşüncelerin dağıtılması eylemi çıkar. (Benjamin, s. 74)

*Bu derin düşünmenin tanrıbilimsel ilk örneği, kendi Tanrısıyla yalnız kalma bilincidir. Burjuvazinin parlak dönemlerinde kilisenin vesayetinden kurtulmaya yönelik özgürlük bilinci, güç kaynağını bu bilinçte bulmuştur. Aynı bilinç, çöküş dönemlerinde, toplum tekniğinin Tanrıyla ilişkilerinde kullandığı güçleri toplumsal konularda kullanmaktan kaçınma eğilimini göz önünde bulundurmak zorunda kalmıştır. (Benjamin, s. 85)

Sanatta yaşanan değişimlerin özünü “aura’nın kaybolması”na bağlamaktadır. Benjamin’e göre aura sanat eserinin kült değerinin uzamsal – zamansal ifadesidir. Sanat yapıtının yeniden çoğaltılması sanat yapıtının biricikliğini yok etmektedir.

Klasik sanattan Barok sanat’a doğru;

  • çizgiselden gölgesele dair
  • yüzeyselden derinliğe dair
  • kapalı biçimden açık biçime dair
  • çokluktan bütünlüğe dair
  • nesnelerin mutlak ve görece belirliliğine dair

gelişmeler gerçekleşmiştir.

Diye atıfta bulunarak, başlamayı tercih ediyorum makaleme. Johann Wolfgang von Goethe’nin Renk Öğretisi kitabını da kapsayan kitap dizisinin editörü Enis Batur’un deyişiyle; bilim dünyasına katkıları Rönesans’ın tanımladığı evrensel Adem niteliği taşıyan bir dehadan sıradışı olan bu kitap üzerinden renkleri, durumlarını ve pek çoğumuzun bugünün “bilinen bilinmeyenleri” olarak bile kabul etmeyeceği şeyleri, varsayımlar üzerinden değil bilimsel hipotezler üzerinden tezini, antitezleri ve sentezini açıklıyor ve yazdığı eserin özgün adı “Naturwissenwchaftliche Schriften, Zur Farbenlehre” olan ve 2013 yılında Renk Öğretisi: Doğa Bilimsel Yazıları Dizisi adıyla Türkçe’ye çevrilen kitabının birinci kısmı fizyolojik renkler bölümünün birinci sayfası şöyle bitiyor..

“Si vera nostra sunt aut falsa, erunt talia, licet nostra per vitam defendimus.Post fata nostra pueri qui nunc ludunt nostri iudices erunt.”

*Bugün sokakta oyun oynayan çocuklar gelecekte burada ortaya atılan iddiaların doğru olup olmayacağını yargılayacak hakimleri olacaktır. (çev. Ilknur Aka)

618. Tohumlar, soğanlar, kökler; kısaca, bitkilerin hiç ışık görmeyen ya da doğrudan toprakla çevrili tüm kısımları genelde beyaz olarak görülür.

619. Karanlıkta tohumdan filizlenen bitkiler ya beyazdır ya da sarıya çalar. Işık ise bitkinin rengine etki ederken biçimini de etkiler.

(Goethe, s. 181)

Başka bir Alman düşünür, Walter Benjamin belki de en bilindik ama en az değerinin bilindiği Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı (1936) adlı makalesinde: “Fotoğrafın daha önce çoğu kez birbirinden ayrı düşmüş iki niteliğini, sanatsal kullanımı ile bilimsel değerlendirilmesini özdeş olarak algılanabilir kılmak, sinemanın devrimci işlevlerinden biri olacaktır.” (Benjamin, s. 72) demiştir.

Renklerin duyumsal, manevi etkisine bakarsak öncelikle sarıya bakmalıyız. Çünkü: sarı, ışığa en yakın olan renktir. Bu renk, gerek mat cisimlerle gerekse beyaz yüzeylerin zayıf şekilde yansıtılması sonucu ışık şiddetinin en aza indirgenmesiyle ortaya çıkar. (Goethe, s. 222)

Nasıl ki sarı için, beraberinde hep ışığı taşıdığını ifade etmiştik, aynı şekilde mavi için de beraberinde hep bir karanlığı getirdiğini söyleyebiliriz. (Goethe, s. 225)

Baş renkler ve en yalın renkler olarak değerlendirdiğimiz sarı ve maviyi, niteliklerinin belirmeye başladığı daha ilk basamakta birleştirdiğimizde, yeşil diye tanımladığımız renk ortaya çıkar. (Goethe, s. 228)

Sarı ve mavi ayrımını iyice kavradıktan, özellikle de iki zıtlığın birbirine çekerek bir üçüncü renkte birleştiği kırmızıya artış olgusunu yeterince gözledikten sonra, bu iki zıt renge manevi anlamlar yüklemek, gizemciliğin bir sonucu olsa gerek. İki rengin aşağıya doğru yeşile, yukarıya doğru kırmızıya ulaşması; anlaşılan ilkinde faniliği, ikincisinde de ulviliğin eseri olan Elohim’i çağrıştırmış olmalıdır. (Goethe, s. 250)

*Eloha: Tanrı; Elohim: Tanrılar. Aynı zamanda prens, kral vs. gibi yüksek rütbeliler için kullanılır. Kutsal kitaplarda Tanrı’nın gücünü, yöneticilik ve adalet özelliklerinin geçtiği yerlerde kullanılmıştır. (çev. Ilknur Aka)

Mavimsi kırmızı, Ruhanilerin bu rengi benimsemelerinin nedeni, onların, o kaygan zeminli yükselme basamaklarında bir an evvel ‘kardinal moruna’ ulaşma isteğinden kaynaklanıyor olsa gerek. (Goethe, s. 226)

*Mor, Antik Roma’da, hükümdarların ve kralların kıyafetlerine özgüydü; daha sonra bu renk, Katolik Kilisesi’nin tekeline geçmiş ve kardinallerin resmi giysisinin rengi olarak kullanılmıştır. Bu nedenle mor, egemen sınıfın rengi ve sembolü olarak alınır. (çev. Ilknur Aka)

Politikanın estetize edilmesine yönelik bütün çabalar, tek bir noktada doruğuna varır. Bu nokta, savaştır. En büyük boyutlardaki kitle hareketlerini geleneksel mülkiyet ilişkilerini değiştirmeden koruyarak belli bir hedefe yöneltmeyi, yalnızca ve yalnızca savaş sağlayabilir. Olayın politika açısından ifadesi budur.

Teknik açıdan ise şöyledir: İçinde yaşanılan zamanın bütün teknik araçlarını, mülkiyet koşullarını koruyarak harekete geçirmeyi yalnızca savaş sağlayabilir. Faşizmin savaşı yüceltme eyleminin bu kanıtları kullanmaması, doğaldır. Ama bu kanıtları gözden geçirmek, yine de öğreticidir. (Benjamin, s. 78)

Karnavalla ilgili dikkat edilmesi gereken şey, her yerde farklı olmasıdır. Her küçük kasabanın kendi gelenekleri vardır. Bu film, Karnaval’ın kaosunu ve rengini oldukça etkileyici bir şekilde yakalar. Müzik, dans, kostümler ve vahşi kalabalıklar ve hatta sokakları kaplayan etkileyici miktarda çöp var, karakterlerin vücut bulduğu neşeli özgürlükte karnaval ruhunu gösteriyor. Orpheus’un efsanesinin Brezilya Karnavalı üzerine bindirilmesi de bu duyguya katkıda bulunur, çünkü efsanevi figürlerin derinlemesine anlaşılması gerekmemektedir. Mevcut filmin efsanevi kalitesine uygun arketipsel bir his var.

İnanılmaz müzikten, şehrin yükseklerinden güzel çekimlere, Ölüm figüründen Orfe’nin neredeyse herkesle olan ilk kimyasına, sondaki trajedi bir kontrast ile, ezici bir parlaklık ve canlılıkla tasarlanmış gibi görünüyor. her ritmik bedendeki duyusal güce masumiyet veren bu film, görülmeye değer bir gösteridir.

Müziğin çalmaya devam etmesi çok önemlidir. Orpheus ve Eurydice efsanesi, hayatınızın aşkını kaybetmenin, onları tekrar kollarınıza almaya bu kadar yaklaşmanın ve varlıklarının siz gelene kadar parmaklarınızın arasından kayıp gitmesinin kalp kırıklığıdır. Onunla tekrar birlikte olmak için diyarları aşması için ona ilham veren melek. Kara Orpheus filmi içinde tamamen kutlamadır, göz alıcı kıyafetler, güzel müzik ve neşeli hareket baştan sona var, bir trompetin notalarını duymadan veya zamanın sonu gibi kırmızı dansına bürünmüş bir kadını görmeden beş dakika geçemezsiniz. Henüz ölümün dokunuşunu üzerlerinde hissetmeyenler Orpheus’un gitarını çalmaya başlarlar. bir zamanlar kahramanlarının yaptığı gibi oynar, dans eder ve kutlarlar, hareket ve müzik yoluyla onun anısını canlı tutarlar. Kimi kaybedersek kaybedelim, sonunda hayat yeniden başlar, bir gitarın gücü ve sevdiğimiz birinin gücü, imkansız gibi görünse bile bizi ayakta tutabilir.

Görkemli sarılar, yeşiller ve maviler ekrana hakim ve hikayenin içinde geçtiği karnavalın renklerini vurguluyor.

Müzik basit ve beklediğiniz gibi, perküsyon ağır, bazen şarkı eşliğinde ama her zaman direnmek imkansız. Ebedi aşıklar reenkarne olurken, Orfeu ve Eurydice geldiğinde anında bir bağlantı bulurlar. Şarkıları, ikisini de bekleyen trajediyi uyumlu hale getiren daha melankolik bir hava sunuyor.

Efsanede ise, trajik aşk hikayelerinin püf noktası, Orpheus’un dünyevi ölümünden sonra Eurydice’i geri almak için yeraltı dünyasına yaptığı zorlu yolculuk ve ona bakmama sözünü bozmadan Hades’in dünyasından çıkamaması, onu kaybetmesidir. sonsuza kadar, burada onun yeraltı yolculuğu filmin son on dakikasında ele alınmış gibi görünüyor ve ona bakmama konusundaki tüm ikilem, bedensiz sesinin yaşlı bir kadın aracılığıyla konuşması nedeniyle sıfır anlam ifade ediyor.

Sinematografisi – Rio de Janeiro’nun geniş alanıyla büyük ölçüde geliştirilmiş – 50’lerin destanlarını andıran, karmaşık bir yapıda. Kamera, pencerelerin içinden ve dışından, avlulardan ve parti müdavimlerinin çevresinden geçerek harika bir alan yaratma hissi veriyor. Aynı zamanda en romantik ve en sakin anların bile hızlı, kaotik anların zamanda asılı kaldığını hissetmesine izin verir.

“Çevirmenin notu: Hiçbir kavram, içinde oluştuğu koşullar ve zamanın geçişi yeterince bilinmeden doğru kavranamaz; dahası geçmişe ilişkin böyle bir bilgi eksikliği, kavramın yanlış uygulanmasına, uygulandığı konuyu saptırmasına ve sonuçta iletişim kurma becerisini edinmemiş ve belki de hiçbir zaman edinemeyecek olmasına yol açabilir..”

Kovacs, modern sinemadaki yolculuk unsurunu Modernizmin Biçimleri konu başlığı altında, sinemada tür olarak ilk olarak Gezinme/Yolculuk, ikinci olarak Zihinsel Yolculuk başlığı altında ele almıştır. modem türlerin en çok karşımıza çıkan özelliği olarak bu başlıklar ele alınmıştır. Gezinme ya da yolculuk modern sinemada bağımsız bir anlatı nedeni de olabilir. Araştırma/soruşturma/arama türünde, sorulara yanıt verilmese ya da gizem açıklığa kavuşturulmasa da, hâlâ anlatının başlangıç noktası olarak işlev gören özel sorular vardır. Yolculuk ya da pikaresk biçiminde çevrenin araştırılması karakterin yanıt bulmak zorunda olduğu iyi tanımlanmış bir soruyla başlamaz. Anlatı karakterin yolculuk yapmasına ya da gezinmesine yol açan bir durumla başlar. Kovacs (2010), s.107

Black Orpheus filmi en başından beri çok güzel ve canlıdır, tamamen yaşam, ruh ve duygu ile doludur ve Rio Karnavalı sırasında mükemmel bir şekilde monte edilmiştir.

Breno Mello’nun aslında bir sporcu ve futbolcu olduğunu ve oyunculuğun onun için sadece bir yan çizgi olduğunu not ediyorum. Kendisinin de söylediği gibi, o zamanlar Brezilya film endüstrisinde oyunculuktan bir meslek edinmesi için daha iyi bir gidişatın olmaması çok yazık.

Kadınlar güzel, müzik gürültülü, insanlar gururlu, Rio de Janeiro’nun muhteşem kareleri, çocuklar oynuyor, hayvanlar değerli, efsanevi aşk havada, güzel ve mitolojinin sinema tarihine katkı sunduğu unutulmaz bir film.

“Si vera nostra sunt aut falsa, erunt talia, licet nostra per vitam defendimus.Post fata nostra pueri qui nunc ludunt nostri iudices erunt.”

*Bugün sokakta oyun oynayan çocuklar gelecekte burada ortaya atılan iddiaların doğru olup olmayacağını yargılayacak hakimleri olacaktır. (çev. Ilknur Aka)

Başvurular

Akdoğan, Özge Güven (2018) “İşe Yarar Bir Şeyde Yolculuk, Hareket ve Zaman” Sinefilozofi Dergisi Cilt:3 Sayı:6 https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/619004

Benjamin, W. (2017). Pasajlar (13. baskı). (A. Cemal, Çeviren) Istanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Gilles Deleuze, (2014) Sinema 1: Hareket İmge, (çev. Soner Özdemir), İstanbul: Norgunk. s. 129-130

Goethe, J. W. (2013). Renk Öğretisi. (E. Batur, Editor., & l. Aka, Çeviren) Istanbul: Kırmızı Yayınları.

Kovacs, Andras Balint (2010) Çev. Ertan Yılmaz, Modernizmi Seyretmek, Avrupa Sanat Sineması 1950-1980: De ki Basım Yayın

Yunan Mitleri – Robert Graves (PDF)
Sanatın Tüm Öyküsü – Stephen Farthing (PDF)

https://tr.wikipedia.org/wiki/Siyah_Orfe_(film)

https://www.imdb.com/title/tt0053146/

https://eksisozluk.com/orpheus-ve-eurydike–202008


gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

“Yunan Mitolojisindeki Orpheus ve Euridice aşkının anlatısı; Black Orpheus filminin, Walter Benjamin’in Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı adlı “biricik” makalesiyle Renk Öğretisi: Doğa Bilimsel yazı dizisi aracılığıyla değerlendirilmesi (2022)” için 2 cevap

Yorum bırakın

gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin