Selam Almadan, Sela Okutanlara, Sürmene’den Of’a.

Ciddiye almayanlara bol kahkahalar, ciddiye alanlaraysa bilinç akışı tekniğiyle alaya ala ala komik duruma düşmeden anlatmaya çalışıyorum, yaşamadan ölen de ben değilim, okumadan yazan da ben değilim.

Okudum, yazıyorum, ölmedim, yaşıyorum.

24 Kasım, Öğretmenler Günü’nü, yakın zamanda hayatını kaybeden dedemin “özünüzü yitirmeyin” lafıyla, eğitimini aldığı Köy Enstitüleri Zamanından bu zamana, beni büyüten ailemi ve bizim nesli yetiştirenlerden, öğrencilerini seven ve sayan, bir şeyler öğrenmeyi hiç aksatmayan yenilikçi ve akılcı arkadaş ve öğretmenlerimin de hepsinin öğrenmeye, öğrendiklerini öğretmeye de devam etmesini dileyerek kutluyorum.

Onur Berkay SUİÇMEZ – 24.11.2022

Eğitim, Devletin İdeolojik Aygıtlarının  en önemlisidir. Eğitim asla yansız ve de tarafsız bir faaliyet değildir. Toplumda kültürel hegemonyanın değişmeyen düşüncelerini barındırır.

Normalde ulus devletlerinde, kitlesel hale dönüşmüş nitelikli iş gücü yetiştirmeyi amaçlamaktadır.

Bu kadar paylaşım yapıp, ne diyor la bu diyenlere beni takip etmenin size hiçbir katkı sağlamayacağımı baştan belirterek;  kendi kendime konuşurken, başkalarını önemsememekten değil eğitim- öğretim alırken, eğilmeyen öğreten öğretmenlerimden, herhangi biri bile benim yazdığım bir cümleyi şans eseri okusa, bir kelime kazandırdıysa kendine ne mutlu diyerek başlarken; “Muhteşem -olmayan- Yüzyıl” senaryolarını danıştıkları tarihçilerden bağımsız; önceden, tasarlanmamış tarihi satılık hale dönüştürdükleri zamanlarda; doğru tarihi öğrencilere not alma kaygısı duymadan bize anlatan tarih öğretmenim Sibel Aksüt’e, Türkçe’yi konuşma ve yazmadan önce düşün diye bize kompozisyon ödevi verip -serim, düğüm, çözüm- nedir, öğreten Fatoş hocama ve yabancı dil nedir bana en iyi o öğreten ve beni takip ettiğini bildiğim Rüyam öğretmenime , teşekkürler borçluyum. Sevgilerimi yolluyorum.

Bazen pişman bazen keşke diyerek ama her zaman güzel günleri özleyip, gelecek günleri kendi kararlarımızla belirleyen nesil olmaya devam ederken, ne Amerikan Uşağı ne Gökkuşağı olmadan yaşamaya devam ediyoruz. Aynı gökyüzünün altında, aynı yıldızlara bakıyoruz. Ama biz kimseye hizmet etmiyoruz.

Sistemin en tepesindekilerin kendi toprağı bile yokken, 20 yılda Saray Saray dolaşmasını kim mümkün kıldıysa, Katar Katar kaçacakları zaman, bizim değil onların selasını okuyacak bir müezzin ya da mümin bile bulamayacaklarına şahit olacağız, mümkünse bu bahsettiğim zamanları, huzurlu bir ortamda keyifle, tatlı bir şeyler yudumlayarak bekliyor olacağım.

Hangi dönem, hangi asker Genelkurmay başkanı kimse askerliğini onun zamanında yapıp, emir komuta zincirini tanıdıysa, Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün değerini anlamayanlara; simit satsa onurlu yaşamak nedir bilemeyecek polislere ve paralı askerlere anlatacak çok ciddi meseleler var.  Öncelikle hem hüzünle hem de neşeyle karışık, sevdiği kadın değil sevmediği kadınla evlendiğinden ve hayatı boyunca kaç madalya alırsa alsın, ayaktakımına değil elit ve sağlam bir devrim yarattığından dolayı, arkasından vuranlar ve kuyusunu kazanlarca kendisi hayatını kaybetse de devrim nedir bilmemizi sağlayanlara teşekkür ettiğim bu zamanlar, yıkılmayan ve yıkamayacakları ülkemizde yaşamaya devam edeceğimi bildirirken, kaçaklardan kaçacaklardan ve kaçakçılardan biri bile benimle bağlantı kurmaya çalışıp, arkadaşlarımın zihinlerindeki imajımı kirletmeye çalıştıysa ve çalışıyorsa “tabancamın uci daha ben ilkokuldayken birazcık kopti” da hep tek tabancaydım, hep tek tabancayım.

Şimdiki zamanda; bizim ülkemizde, Atatürk’ün İlke ve İnkılapları tarihi dersini yıldan yıla azaltıp, çağdaş medeniyetler seviyesine 100 yıl önce adım atmış demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletinde karma eğitimi yok edenler tarafınca sistemsizlik sistem haline dönüştürülüp, kültürün yok edilmeye çalışılmasıyla  “gelişmekte” olduğu varsayılan bizlere hiç benzemeyen ama benzetilmeye çalışılan Otokratik-Teokratik devletlerle bağlantısız bir ülkeyken, Ortadoğu bataklığına sürüklendiğimiz zamanlarda, yancı ve yandaşlar tarafınca rejime sadık ve kültürel kodlara bağlı olmayan insanlar yetiştirmeyi ve ekonomik olarak çıkarını düşünen niteliksiz insan kalabalıklarının zengin olup,  nitelikli okur-yazar, üniversite mezunu, diplomalı işsizler ordusunun devlete değil de ödediği vergilerle başımızda bulunan iktidara borçlandırılmasıyla kendi kendini yetiştirmeye ve sosyalleşmeye aç neslin, birbirleriyle kültürel normlarını ve değerlerinin aktarılmasını her ortamı kendine yontan neyin kimin çocuğu bilinmeyenlerce; engellenmeye çalışılmaktaysa da tarihte hiçbir zaman, Antik Yunan’dan Mısır’a, Orta-Çağ zihniyetinin sonlarına yaklaşıldığı zamanlar yıkımların üstünden beliren düzen kurulurken, kitapların çoğaltılmasına yarayan matbaanın bulunmasıyla eş zamanlı basılan kitapların birkaç kişi değil birçok kişiye okuma, düşünme olanağı tanımaya başlanmasıyla birlikte, Kilise’nin karanlık yüzlerinin itibarını kaybedip Reform ve Rönesans’ın çok daha sağlam adımlarla belirmesine benzer biçimde; 21.yüzyıl Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde, okullarda hatmetmeyi ve diz çökmeyi öğreten dini Müslüman diye adlandırılıp kendisiyse nerede boynuna Fahri Doktora verilirse oraya kıçını verip, dil bilmediğinden, kendi yüzüne gülenlerin, aslında alay ettiği ama  her şeyi kendi keşfetmiş, koruma orduları sahibi, Ampulü Kırık Pilsizlerin, liderliği anlamsız.

Bunun en büyük nedeni; Arap zihniyetiyle, parklarda çekirdek çitleyip, kara çarşaflarını Çağdaş Yaşam’ı kirletmeye adamış reis-i cumhur, aslında Türkçe’yi, Türkiye’yi hiç düşünmeden harcamaya, adaleti ve askerleri katledip, ABD destekli projeden başka bir şey değilken, yanına aldığı “para nereye biz oraya” medyasının  statükosuyla yaşamını sürdüren, ve Rize’de çay bardağı bile olamayacak trol ağının kendisi olmuş zannedilen misinaya takılmış gemiciklerinin yakıtını koyanlar nereye gidiyorsa sürüklenirken sürükleyen, ama Karadeniz’de, Trabzon’da Artvin’de de herkes tarafından değilse de kaliteli azınlık tarafınca, emir eri yapamadığı sadece boynu bükülmeyenlerin ciddiye almadığı hamsi;

Yetenekli ve nitelikli insanların kimseyle yarıştırılmadan meslek sahibi olamayacağı bir düzensizliği -sağladığını- ve sadece emirlerini kabullenmeye ve Rota da, Pusula da Kuzey’i gösterirken, kıblesi Arap sermayesi olanları yanına hizmetkar almaya devam ediyorsa da; sessizliğin sesini, kuramsal temel bir dersin adını bile bilmeden, memleketçilik oyunuyla şaklabanlıktan kurtulacağımızı her neredeysek orada bizden bizden değil diye ayırmadan açık açık konuşurken, kendini tanımayanlar herkesi kendinden zannedenler yüzünden; bir adım bile yaklaşmayan bulutsuz zamanlar; sözlerimi geri alamam çaldığımı baştan çalamam diyen ben değilken;  kendini övenlerle yol arkadaşlarını ayırt etmeyi bile beceremeyecekken, memleket meselelerini yancı, sağı solu ayırt edemeyen öylesine birilerini yüceltenler yüzünden ve oy verenlerin utanmamasından dolayı Devrim sıradan düzen yanlılarına sadece hayalmiş gibi gelmeye devam ediyor.

Entropiyi de alfabeyi de kreş ve anaokulunda dahi karma eğitim alıp, eline cetvel yemeyi ve eğitimi, öğretmenlerine saygıyı yitirmeden endüstriye dönüştüremediğiniz zamanlardan da bir anda değil, kümülatif yani birikimsel, odaklanmış ve sağlam aklı başında birilerinin ailelerinin yardımı hariç herhangi bir burs, kredi yardım almadan yapabildiği ve yapabileceği işlere milyon dolarlar bağlayan, para için anasını atasını örfünü ananesini bile satan kendilerine bağladıkları onlarca köleyi çalıştırıp, makbul vatandaşlarıyla, halkın hak ettiği fırsat eşitliğinin hikayelerde kaldığı ve muhalefetin muhalefet etmeyi bilmediğini ve birkaç ayyaş dedikleri kocaman kalbi olan kuruculara hakaret edenleri yükselten, nereye dönsek ayrı, ama kendileri aynı parti liderlerinin akıl aldığı doğru düzgün eğitim alamamış, yabancılara özenen Polis Devleti yaratılırken hepsi aynı yolun yolcusuydu, fakat onlar yolcu bu halk hancı ve kim gidecek kim gelecek yarışmasında değiliz; bizim ve bize benzeyip benzemediğinden ziyade kendi ve çevresinde, zalim ve zulme boyun eğmeyen, yorulmak bilmeyenlerden sadece biriyim ve sokaklarda yürüyen, engel tanımayan, patlamış ampulleri yenileyen belediyeler dahil, bozuk ampüllerle aydınlatılan reklam panolarıyla, direklere resmi değil kendisi asılasıcaların tarafınca tanınma talebi etmeden ve kimsenin götünün kılı olmadan ve sevdiklerinin gözlerinden öpen 27 yaşımda sendromsuz, meydan okumaya, sürdürülebilir bir ortam yaratmaya devam etmeye, yaşatmaya nerede başlayıp nerede bitireceğimi benden başka kimse bilemez ve bilemeyecek.

“Sakalımın bir teli bile bir sonraki adımımı bilse onu koparır atarım” diyen Fatih Sultan Mehmet’i de tarihi dizileri anadilden değil yabancı dilden öğrenenlerden öğrenecek değiliz. Her an yarışta olduğumuzu zanneden beni zaman zaman anlayan, zaman zaman hiç anlamayan ilkokul, ortaokul, lise, üniversite arkadaşlarım dahil ve hiç tanışmadığım ama bir şekilde bir yerde karşılaştığımızı zanneden ve beni “kimdir neyin nesidir?” araştıran ve soruşturan kim varsa “bu çocuğun ne derdi var?” “aklındakiler hiç mi tükenmez?” diye düşünen, hiç aklından çıkmadığım, ama yan yana geleceğimiz zamanlar masmavi gökyüzünün bulutlandığı zamanlar, yolumuza köpeklerini, mahallerimize hurdacılarını koyup, kapıcıların kapı dinlediği, eski zamanlarda yaşasak, katletmeye çalıştığınız bombacılarınızın listesine alıp öldüremeyeceğini anladığınızda, ben kaçmadım. Kan rengine boyadığınız sokaklarda, her neredeysem orası benim bölgemdir ve futbol oynadığım, taktik nedir aşina, topitop olmayan düzgün arkadaşlar da bilir benden top da geçmez adam da geçmez. Ve radyolardaki sivrisineklerle, Kuzey’in Oğlu ya da Ağustos Böceği ve Karınca masalından başka hiçbir hikayesine gülmediğim popüler Karadeniz Uşaklarından ziyade, Denizlerin Dalgası ve halkın kavgasına katkı sunan doğal  mazeretsiz; şakasız; bir kere başlamışken; sevdiğim ve kaybettiğimiz aile büyüklerimizin, kaynak kullanan, yaşanan ve yaşatan büyüklerimin hatıralarına daha yakın bir halde büyürken; çocukluğumdan beri “bu çocuk niye hiç pi şeyi beğenmiyi? her şeyi eleştiriyi?” diyenlere saygımı yitirmeden; pop kültürün sivrilen nonoşlarıyla hiçbir zaman aynı yola baş koymamış olduğumu bilmeyenleri susturacağım anlarda katillerden ya da sepet üretenlerden olmadan satılık hiçbir değer üretmeyenlere karşı iddialı ve etkili bir muhalefet nasıl olurmuş açıklamaya da devam edeceğum. çünkü; biz yaşıyoruz ve sahtekarlar kazanıyor.

#BuDüzenDeğişecek bir masal değildir. Adaletin terazisi de kılıcı da şaşmaz. Zaman zaman, kötüler kazanıyor gibi görünebilir. Ama aslında hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Komik ve şakacı arkadaşınız Onur Berkay her zaman kaybolabilecekken hiçbir zaman kaybolmamış bir biçimde her zamanki haliyle anakarada zamanını doğru değerlendirip, dost yüzlerde zamanın akışını seyrederek bekliyor.  Sosyal medya kullanmayı bilmeyenlere, asosyal; asosyal hayatı bilmeyenlere sosyalleşmenin derslerine çalışıyor.

Önceki dönem Mardin turu atarken, şimdi bir Munzur suyu olsa da içsek demeden, kendi memleketimizdeki doğal kaynak sularını, önce Yeşil Yolları’yla, sonra Çamburnu’ndan öteye HES’lerle, hafriyatlarıyla, çöpleriyle, derelerimizi kirletip, çaylık ve fındıklığın yeşilini patikalarda yürümemiş Kasımpaşa’lılarla paylaşmadık. Aynı yağmurda bile ıslanmadık. Tanıyanlar bilir, aile veya arkadaş; bir an kavga edip bir an barışmak benim huyumdur, ve özür dilediğim sevdiğim kimseleri korumak adına, “hiç arkadaşım yok”, “çok yalnızım” vb. cümleler demeden ve tek başıma hareket etmeyi öğrenme aşamalarımda, hızlandırılmış trenleri değil, yavaşlatılmış ve suskunluk sarmalına sokulmuş, bu memleketi tekrar karanlık ve kanlı zamanlara sokulamayacağından emin bir biçimde çalışmalarımı “yürütmeden”, kendim yazıp kendim yayıyorum.

Yorgun vatandaşları “biber gazı” ve “plastik olmayan mermileriyle“ susturmaya çalışanların düzenlerini korumasına yardım etmeyenler olarak, mücadele etmeyi, yeraltında değil, gün ışığında ve 3 tarafı denizlerle çevrili memleketin, denizini kirleten, katledenlerin, çatıdan balkon konuşması yapanların sonsuza kadar tepemizde anıramayacağı zamanların yakında olacağını her seçim zamanı yaklaşırken suçlularını satılık medyalarından halkın gözüne gözüne sokmaya çalışıp, halkınsa durumdan duruma değişenlerin sözünü değil, korku filmlerinin hegemonyasını yaşatanların değil, zamanında ayaklar nasıl baş olduysa, “uzun” diye adlandırılanların ne kadar kısa olduğu ve direklere asılan “büyütülmüş” reis dediklerinin, aday olduğunda Bordo-Mavi’yi kendi rengiymiş gibi kullanıp, Marijuana ve Metamfetamin benzeri uyuşturucuları Of’lu bir bakan aracılığıyla, temiz çocukları kirletme politikasına devam edenlere, reçetesiz bir ilaç bile almamış, meyve sebzeleri, çay, tütün, lahana, limonu bahçede tatmış, suları çeken, duble yollarıyla kirletemedikleri Karadeniz dalgalarında yüzmeyi öğrenmişken, Ankara’da Köy Hizmetleri araştırmanın bahçelerinde çocukluğunda kızlı erkekli diye bir ayrım tanımadan, “erik ağacı” ve “elma ağacı”ndan meyveleri yiyen “sabırsızlık zamanının güzel çocukları” şimdiki zamanda tek tek evlerinde çalışmayı sürdürüp çocukluktan birbirini bilirken; köksüz ve beton patronlarının canı öyle istedi diye “Ağacın Hikayesi”yle “Ağaçtaki Kız”ı, yanlış iletişim koşullarında, yetersiz bilgilendirme ve bütünüyle yanlış istihbarat alıp, televizyonlardan ve sahnelerden yasak olmayan normal kadın ve erkek ilişkilerinin baskılanarak, normal olmayanların medyada görünürlüğü artırılıp sevdiğini unutanlar ve unutamayanlarla düz bir biçimde iletişimimi, sessizce ve söz hakkını almasını beklediğim zamanları medya önünde ya da yargı önünde yaşamayan halktan biri kalmaya devam ederken;

“rengarenk” tipitiplerin yasak olması lazımken, şarlatanlarıyla uçan adamları, her kanalda hayvan deneyi misali evlilik programları yayınlayıp, dizilerle Yeni Dünya Düzeni’nin desteğini alırlarken, bombacıları besleyip ve terörü kendi yaratan kafasızların iktidarına karşı hiç hamle yapmayan eğitimli benden büyüklerime karşı haddimi aşmadan, aslında her yerde kendilerinden başka hiçbir şey düşünmediklerinden; dindar ve kindarların harem kurmasına yardım eden saray saltanatına karşı  da hamle yapamıyor olduklarını bildirirken sakince, güçlü olanın iktidarda olmadığını, kültürün yerelden büyüdüğünü duyurmaya çabalarken, huzur hakkı almadan, ya da çalmadan, yediğini, yemediğini, aldığını, almadığını, okuduğunu, okumadığını, seyrettiğini, seyretmediğini, önünde ardında saklayacak korkutacak hiçbir şey yokken, örtülü bir ödenek falan da bize çalışmıyorken mahallelere hurdacılar atanıp, bizim ödemeden meyvesini yeme beklentimiz, ya da, kimseye hesap veremediğimiz bir derdimiz yok. Çünkü kapıcılar ve hurdacılar elit, düzenli, huzurlu mahallelere adım atamadığı zamanlarda; adı değişse simitçi bıyığı değişmeyen bakanlar atanıyor, türbanını çıkarsa bindiği Porsche arabasını yitirecek kadınlar, para kimdeyse ona kaçıyor.

Maddi beklenti kazanmak çok kolay olduğu bu devirde, yaratılan özgün düşüncenin, emlak değeri olmadığı, ancak, kitaplardan duvar, müziklerden senfoninin eksik olmadığı ve eksik olmayacağı benim bulunduğum yerlerde; çocuklar dahil, hiç kimsenin saçının teline zarar veremezler.

Konserler şarkıcılar tarafından değil, sanatçılar tarafından verileceği zaman gelecek. Işıl Işıl sokaklar ampulle değil, gülümseyen insan yüzleriyle aydınlanacak. Çağdaş Sanatlar merkezi değil, her an her yerde, kontrollü, suyu ısınan kurbağa hikayesi şekliyle değil, özgün öğrenen ve öğrendiklerini öğretmekten çekinmeyen, akranların, sınıflarda it dalaşı ya uzun eşek oynamadığı; sokaklarda tekrar ve tekrar koşturup, direklerdeki Uzun dediğiniz Adam’ın alaşağı olduğu zamanlar kim kiminle alay ediyormuş, kim boş bakıyormuş, kim baktığını diğerlerinden ayırt edebiliyormuş kim edemiyormuş herkesin anlaması adına biraz daha zaman gerekecek.  

Ben askerlik çağında okumaya ve yazmaya devam edip, tek eşlilik ve kadın-erkek eşitliğini savunanlardan biri olarak düzene karşı mücadele etme zeminimi sağlamlaştırırken. Meyvesini yediğim ağaçlara, suyunu içtiğim kaynaklara, anamdan emdiğim süt burnumdan gelmeden, kötü tohumlara karşı diktiğim çam ağaçlarının başına bıraktığım siyah bayraklarla, marjinal değil orijinal kalanlara ve herkese benzemeden tek kalanlar hariç hiç kimseye eyvallah etmeden, selam olsun diyorum.

Osuruktan tayyare yalanlarını her nerede konuşursa doğalgaz bulmuşuz diye kendi medya kanallarıyla kendi avanesiyle gülmeye devam ederken; avareler, Hayvanat Bahçesi’nde yapılan Kaçak Saray’ı, enerji nedir sorsak tek cümle kuramayacak bakanlarını bir oraya bir buraya döndürürken, yavaş dönün diyorum. Döneminiz bitince sizi alkışlayanlar ellerini sizin nerenize koyacaklarını şaşıracak.

Erkek ve kadın, insanlar yürümeyi öğrenmeden, araba sahibi olabiliyormuş ne güzel benim karnım TOK.  Emeklemeyi öğretmeden, halılara başını eğdirdiğiniz dindar ve kindar nesliniz dahi, ezan seslerini değil, Türkçe şarkılar dinleyip, akıl dileyecek inandıkları her neyse ve kimse.

Derin denizlerin dip dalgalarındaki “trol ağlarına” takılmayanlar tarafından, oltalanmayan ve yemlenmeyen, kendi kendine yetebilenler mümkün olan en “komik” ve “ikonik” şekilde, müzakeresiz, mücadelesiz ve çatışmasız bir şekilde değil, dili kullanmayı bilenlerce dini kullananların ezileceği çok eğlenceli zamanlar Cumhuriyet’in 90.yılındakine benzer bir biçimde, mizahla, doğal dalgalarla ve özgürlüğün öldürme değil yaşatmaya odaklandığı, Aziz Nesin’in hikayesindeki dangalak sultan palamutun hikayesinin fıkrasına gülünmeyen adamların dahi itibar etmekten vazgeçeceği öylesine büyük bir yalan olduğunu, Marmara’da lüfer, Karadeniz’de Sarıkanat diye bilinen bir benin imzasını da hiçbir yere kiralamadan ve satmadan doğrularıyla başımı kaldırmama bir an müsaade etmediniz mi de şimdi, durup ciddi ciddi bana hapı yutturmaya güçlerinin yetmediğini ve yetmeyeceğini akledemediniz. En zayıf halka zannedilen zihni özgür, bedeni düzgün, ve kadınlardan yana pozitif ayrımcılık yapmaktan yanayken; taciz ve tecavüz zihniyetine karşı, hoşlandığım kadının saçının teline zarar verseniz beni karşınızda bulacağınızı da düşünmediniz.

Sevgililere iradesini terbiye etmeyi öğretmenin mücadelesini başlatan ben değilsem dahi, karma eğitim ve sosyalleşme adına, kalabalıklardan ziyade, huzurlu anlayışla, çocuk yaşta evliliklere karşı mücadelemi tek başıma da devam etsem, yeni bir yol arkadaşı da seçmeye davranıp dilediğimce davranıp verdiğim sözleri tutmama müsaade etmeyen kız arkadaşımı da beklesem adadığım düşünceler adına, şimdilik fark etmeyecek.

Ayaklarımızın hemen üstünde bulunan dizlerimizin romatizması bile yokken, düz ve doğru bildiğimiz yollarda yürümeye devam ederken biz, budayıcıların başkalarından araklayıp sallanan “diz” lerini ödüllerle alkışlarla karşılıksız değil milyonlara satan ve satın alan patronların kara günleri yaklaşıyor. Yeteneksizsiniz Türkiye diyenlerin saçma sapan programlarıyla konuşanlara, hakaretten başka bir dil bilmeyen, reklam ajanslarına pazarlanan, sigortalı ya da sigortasız akranlarıma kullanışlı aptallar olduklarını düşündüğümden dolayı, ünlü ya da ünsüz demeden, merhaba bile demiyorum. Çünkü huzurumuzu kaçıranlar, dizlerini dövmeyen kadınları eve hapsetmiş, Amerikan’ın F16’larını, Rus’ların kendilerine bağladığı boruları, Doğalgaz bulduk sanıp övünenler yüzünden, Lozan’ın İsveç’te mi İsviçre’de mi bilmeyen, yersiz yurtsuz, çarşaf çarşaf bıraktıkları borcu, ya seve seve ya da seve seve, çaldıklarından fazlasıyla; adaletin mülkün temelini oluşturduğu sınırları belli topraklardan şehit olan askerlere ve bile bile öldürdükleri masum çocuklar öte dünyada değil bu topraklarda bedel ödeyecekler.

Tepeden müdahale kabul etmeyip, sağlıklıyı sağlıksız, sağlıksızı sağlıklı gösteren boktan düzenin senaristlerinin utanacağı ve “ekinler baş vermeden kör buzağı topallamaz” diyen yılmışların, şiddet “özne ve nesne” den bağımsız bir haldeyken, küçücük çocuklar okulda ders alması gerekirken görmezden gelindiğinden sokak çocukları diye adlandırdığınız bebeler, çöp konteynırlarından kağıt toplamak zorunda bırakılırken ve küçücük kızları “cam” lara yerleştirip, ajansa yollamayıp ajan yetiştirenler, Berkay bugün, koştu koştu yoruldu, durdu dinlendi duruldu demeye de, beni tanımaya da yakında başlar diye düşünüyorum.


gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin