Onur Berkay SUİÇMEZ – 26.11.22
ilkokul, ortaokul ve lise öğrenciliğimi hiç tanışmadan değerlendiren ve karşıma çıkmadan arkamızdan konuşanlara; hıyar ağaları cemaatlerinin peşinde bir oraya bir buraya dolaşıp savurup savrulurken, ben hiçbir halıda, hiçbir kimsenin önünde de arkasında da eğilmemiş, yine de dini değerleri kendime yetecek kadar bilen biri olarak; soslu makarnalardan önce “sosyal makarna”ları, beklesek de denk düşmeyen dolmuş kuyrukları yerine “hey taksi”leri değerlendirmekle bir ipin ucundan tutmaya başlasınlar derim.
tüketim kendisini aldatmaca, yanılsama harici bütün bir eylem, eylemlilik olarak ortaya koymasaydı. problem yaratacak bir mesele olmayacaktı. ancak reklam metinleri ve gerçek tüketim arasında belirli sınırlar yoktur.
sosyal medyada az takipçili, çok takip eden konumunda; medyada nasıl, neyle görünülür sorusunu düşünüp davranmam; değerli yorumlarla karşılaşmak ve boş kafalı boş insanlardan hiçbir etkileşim almamak pahasına ıletişim bilimleri fakültesi’ni kazanmam ve başlamam liseden sonraki 2 yılıma mal oldu. mezun da oldum, kendini eğitemeyen hiçbir eğitimcinin dersinden başarılı not alamam önyargısını yenmemse, şans eseri, pandemide hiç çalışmadan başarılı sayılamayacak ales 70’le, üstüne para vererek tezsiz yüksek lisans da yaptım. ankara’da kalmaya, kendi hikayemin de başkenti olduğundan; ne kadar ara verirsem vereyim, sahte hikayeler yaratıp, sahte yüzler takınıp, senaryolarını milyonlara satanlardansa; memleketim trabzon’da kendimi kanıtlamak amaçlı, kendi ekibimle çekmek ve sektörün bütün şartlarını, ekonomik yükümlülüklerinin farkında ve ayık kafayla çalıştığımda, “samimiyetsiz miyim, yoksa kel miyim?” tayfa ve de “firarda hayatta kalmaca” tayfayla yolumuzun hiçbir zaman bir araya düşmeyeceğini, ülkedeki siyasi yozlaşmanın bana kalırsa en büyük nedeni olan popüler kültürsüzlüğün tavanına hiç basmayacağımı düşünüyorum.
yanyana ve eleele, sevgililerime adadığım düşünceler | gündüzleri geceymiş gibi (wordpress.com)
iletişim telekominikasyon aracı değil bilimsel bir adlandırmayla “communication science”.
angut kuşu şehir pisliği yav he he. ders alın biraz la.
silivri soğuktur salak şakalarına sinekler soğukta salak şarkısıyla; ormanın kralını aslan zannedenlere hiç aslan olmaya çalışan kedi var mı diye sorarak, kaplanlar kükremeye devam edecek diyorum.
25 ağustos’ta, trabzonspor insan kaynakları’na “1 yıl 10 gün önce takıma, çalışabilmek adına başvuruda bulunmuşum, mailime dönmeden, evdeyken deplasmandayken, ıstanbul, avrupa yakası telefonundan arayıp, daha önce dergi aboneliğiyle öğrenci halimle aynı telefondan abonelik yapmıştım, ne diyeyim.” yazmıştım.
fb’liler çok etkilenmiş olacak ki, rakamlarla bunu kanıtlarım. doğru-yanlış tartışılır ama atatürk’ün adını stadyumlarına verdiler.
okudum, yazıyorum, ölmedim, yaşıyorum. o zaman da bu zaman da, o sene de bu sene de, çalmayan çalışanlar belliyken;
bizim stadun açılışına da tayyip ve katar reklamı damgasını vurmuştu, ne diyeyim. hatırlatmak şart olan bir zamanlar halkçı halkın takımları birbirinin efsanelerini överdi; şarlatanları değil.
vira | avni aker “süleyman seba” tezahüratıyla inledi.
korsanlık yapmıyoruz, resmi kanalları takip edip, şaklabanlık yapmadan, kusura baksın, bakmasın hiç özür dilemeden, hakkı olanın hakkını alamamasını (10-11 sezonu), da almasını da (21-22 sezonu); açıkça konuşuyoruz.
ki devrim de bir ad ve aynı zamanda kavramken kandırılabilir sandılar kitle yönlendirilmesiyle; adaletin terazisi de ücretsiz tv platformlarında da anaakım medya da şaşırtılmışken, kılıcım kınımda; kurşunlarım kalem kutumda; durdurabilmeyi denemenizi bekliyorum.



bu memlekette birileri başka birilerinin abileri ablalarıyla bir yerlere gelebilmiş, ne iş yaptığını, nasıl yapılacağını bilmese de birilerinin bir yerlerinin, başta daha açık yazdığım, “kılı” olmaya devam ettiği sürece; ben, bütün öğrencilik sürecim ve hatta başlayacakken ertelenen, başlamayacakken başlayacakmış gibi yapılan çalışma hayatım dahil, hepsinde, yaşça 2 yaş büyük olsam da çocukluğunu bildiğim ve her zaman benden daha başarılı ve firesiz çalışan, öz kardeşimin dahi, dışardan bakanların karşısında, abilik ve kardeşlik nedir bilmeden, baba anne parasıyla keyif yaptığımız, hiçbir şeyi dert edinmeden hazıra konmayı hedeflediğimiz düşünülürse yanıltılmış olduğunuzu kabul etmeniz gerekir.
kaç doğru bir yanlışı götürebilir? | gündüzleri geceymiş gibi (wordpress.com)
her şeyi var olduğu şekliyle veya olması gereken şekliyle anlatacağımız bir hikaye var. hakikiyle sahtenin karışımında, hakiki sahteyi öne çıkarıyor, sahteyse hakikiye inanmamızı engelliyor. bu durumda, hakiki bir fırtınaya yakalanan, hakiki bir geminin güvertesinde, batmaktan korkuyormuş gibi yapan bir oyuncu gördüğümüzde neye inanırız?
halk müziğinden ziyade sanat müziğini dinleyen bir halkın; aynı zamanda; vurdulu kırdılı, kanlı bıçaklı yapımları, kumanda eldeyken dahi hareket etmeden, seslerin ve bağırmaların abartılı bir şekilde tv ekranlarından bombardıman halinde evlerine girmesine müsaade etmesi mantıklı mıdır?
sanatçı değil de seslendiricilerin anlamsız ve sahte şarkı sözü yazarlarının içi boş müziklerini dinleyerek hakiki sanatçılara hakaret etmiş olur muyuz?
anlamını bilmediğimiz bir müziğin sözlerini dinlerken keşfetmek müziğin yaratıcısına saygı sayılır mı?
kültürel belleğinin yetersizliğinden dolayı, maddi ve manevi tekrarlayan bir döngüye düşürülen bir millet, hatasının neresinden dönse karda mıdır?
kendi kendime değil, tanıştığım birilerine sorduğum sorulardı ve cevabını alamamaktayım.
ben ankara’da gezi parkı eylemlerinde bulunup devamında hâla hırsızlık ve yolsuzluklar yapmaya devam edenleri trol ağına taķıp yolculuk ederken, nasılsa küme düşmek yok diyen şinanay f klavyeliler kendilerine yıldız takmaya başladı.
eskişehir yolu’nda büyümüşken; başkent’te, haziran 2013 direnişi sırasında, dost düşman ayırmaya başlamışken; eskişehir’de ali ismail korkmaz’ı bile bile öldürüp, fb yıkılmaz haberini ismail saymaz’a yaptıran fetö – fener medyası, benim çankaya mutlukent’te mahallemde hurdacılar ve orospu çocuklarını köşe başlarına yerleştirip, casetta’da birinci adıma sahip bir müzisyeni öldürüp haberini yine ismail saymaz’a yaptırırken; trabzon, sürmene’de orta mahalle’de benden yaşça küçük akrabamı horhor’lulara öldürtüp haberini yapmazlarken, ben bağımsız, özgür ve satılık olmayan medya üretmeye devam ederken; fener’i yakar üç kız kardeş samida’yla mavileşip, ankara’da da karadeniz’de de köksüzlere karşı ırkçı veya faşist olmayan, köklerimizle bu hayatı yaşamaya da yaşatmaya da devam edeceğimi bildiriyorum.
kimseye eyvallah etmeden hakkımla kazandığım 2013-2014 yılları arasında, akdeniz üniversitesi makine mühendisliğini bilinçli bir yol haritası belirleyip bırakırken; bana ve millete soma katliamını yaşatan ve yaşamı zehir eden bütün oynak, rengarenk beyinsizlere ve bizans’a, folk, rock ve rap müzik dinleyerek kafa sallıyorum. akdeniz sonrası, ankara’da temel tiyatro eğitimi alıp odtu’de ıngilizce hazırlık okurken; sistemin dışında kalacağımı bilerek 2015 eylül’ünde başladığım sinema-tv bölümünde okumaya başlamadan önce;
haziran 2015 seçimleri öncesi ve sonrasında beni, ailemi ve sevdiklerimi; patlattıkları bombalar ve rezil siyasetleriyle, korku ve huzursuz toplumun bir parçası olarak kendi çıkarları adına kullanan a.k.p. ve patlattuğum ampüllerinin düşünün bitişi hafızalara daha yeni yeni kazınmaya başlıyormuş gibi görünse de dışardakilerce; ben başlarken durmuştum da bu hiç hareket etmediğim anlamını değil; bu lafı attığım adımları takip edemeyeceğiniz anlamında kullanıyorum.
kayıp şehir dizisi bize her yer trabzon sahnesi – youtube
anadolu üniversitesi, iletişim bilimleri fakültesi, sinema-tv son sınıfta, satranç kültürü belgeseli ve hermann hesse’nin knulp hikayesini proje olarak tasarlayıp kamera arkasında durmaya çalışırken, hiçbir katkı veya destek vermediğim 4 kişilik bir yapım-yönetim ekibiyle çalışmamdan dolayı 2.6 ortalamayla zoraki mezun olmuştum.
beni akılsız kifayetsiz, ajans ajanlarınızın malları dışında, satılık olmayan ışıl ışıl gözlerle beni takip etmese de elini tuttuğum kız arkadaş ve kırılmayan benzersiz çanak olmayan kalelerimde gözlerinden öptüğüm; adını kimliğini değiştirmeyen doğal cüzelluklarla yaşadıklarımı da kumdan tasarlamadığımı da bileceğiniz zamanları, hedefsiz ezik etli ekmekçiler türkiye sıralamasında sonlara oynarken; mücadele zeminimi, bakanlara değil bakanlıklara değil, nereye gitsem oranın yerlisi ya da nereye gitsem oranın turisti olmadan; bize her yer trabzon demediğimi varsaymışsınız gibi görünürken faşist neferleriniz burası başka şehir derken; ankara’nın taşına bak türküsünü öğretmeye çalışıyordum.
modern dünyada gündelik hayat | gündüzleri geceymiş gibi (wordpress.com)
anadolu universitesi’nden arkadaşım esen gürel ve benim çalışmama katkıda bulunan satranç psikolojisi kitaplarını yazan ve onunla benim adına imzalayan azerbaycan basın satranç şampiyonu dimes hak alerli’ye de teşekkürlerle başlamışken beyinsizleri bitirmeye durmadan; yıllar önce söylediğim şekilde:
“bir deniz biriktirdim” demiştim “gece mavilerinden” | gündüzleri geceymiş gibi (wordpress.com)

“kim yerli kim göçmen” – gündüzleri geceymiş gibi için bir cevap yazın Cevabı iptal et