gemiler, gemicikler vs. kitaplar, kitapçıklar

Tümdengelip Tümevaran; Oyunlar, Oyuncular, Oyuncaklar

07.12.22

Onur Berkay SUİÇMEZ – ANKARA

Filozofun yöntemi, kuşkuculuk temeline dayanır, onun kuşkusu yöntemli kuşkudur: doğruyu elde etmek için kuşkulanmak bir zorunluluktur. Her şeyden kuşkulanabilirim, ancak kuşkulanamayacağım bir şey vardır. O da “kuşkulanan ben” in kendisidir. Aziz Augustinus kuşkuyu kaldırmak adına “kuşkulanıyorsam varım” demişti. Descartes da her şeyden kuşkulana kuşkulana “düşünüyorum öyleyse varım” noktasında durur. (Descartes, Yöntem Üzerine Konuşma, s. 19)

Vadilerde açan, gösterişsiz, alçakgönüllü çiçekler, göklere çok yakın, fırtınaların koptuğu, güneşin yaktığı yerlere dikilince yaşamıyorlar belki de, kim bilir?

(Balzac, Top Oynayan Kedi Mağazası. s.109)

Descartes ve en bilinen “Yöntem Üzerine Konuşma” eseriyle denememe başlayacak olursam;

Başlangıçta; oturduğumuz yeri yeniden yapmaya başlamadan önce onu yıkmak, araç sağlamak, mimar bulmak ya da kendimiz mimarlık yapmak, bu arada özenle plan çizmek yetmezse, aynı zamanda bu iş sürerken rahatça oturulacak başka bir ev bulmak şartsa, işte tam da buna benzer şekilde, akıl ve düşüncelerimiz yargılarımızda bizleri kararsız olmaya zorlarken eylemlerimizde kararsız kalmayalım diye ve elimizden geldiğince mutlu yaşamayı bundan böyle elden bırakmayalım diye amaçlayıp, genel-geçer olmayan ahlak anlayışı geliştirmekteyiz.

Ankara – Eskişehir arası öğrenim görevlisi olmaya bağladığım 2002 yılından, öğretim görevlisi sıfatını değil de sinematik bir dilin kuramsal altyapısını kazandığım, koruduğum ve korkmadan korkutmadan yaşamaya devam ederken; konumuz ne yavaşlatılmış trenler ne de hızlandırılmış trenlerken;  

Nasıl hükümet olabildiği ve nasıl yıllarca sürdürebildiklerinin sorusunu sokaklarda korkak ya da değil her kime sorsak kişiden kişiye değişen iktidar partisinin, her seçim zamanı aynı numaralarla, sataşmalarla, ölümlerle, katliamlarla,  “adlarını ailelerinin koyduğu çocuklar” ı suskunluk sarmalına sokmaya çabalarken, “adı kirli”, “dili kirli”, kimliksiz kaçaklara bütçe yaratıp, asmayıp besleyip, gerçek gündem ve halk gündemini hiçe sayıp memleketi üçüncü sayfalık manyaklara mecbur bırakan medya sisteminin kapkara haberlerine yüzümüzü çevirmemiz ve aydınlık gökyüzüne bakmamamız adına çabalarlarken, kendi yolsuzlukları ve fesat karıştırmadıkları herhangi bir halk meselesi kalmadıysa da normal insanlar her an her yerde yaşamaya devam ediyor.

Lider arayan, bulamayanlardan değilim. Kendi kendini temsil edemeyeceğini düşünen bir halkın parçası olmaktan utanç duyabilirim eğer yine aynı kütük aday olup seçilir de o hal, bu hal, fark etmeksizin huzursuzluğa yenik düşersek.  

ormanlar yanarken göremedim duyamadım haberlerde, kaç tane tayyare var ülkede, ne zaman enerjim yüksek olsa bir şeyler yapmaya başlasam ya da uğraşsam ya köpekler havlıyor ya tayyareler vızıldıyor tepede

gerçek şairler meslekleri sorulduğunda şairim demezler, tayyarenin diploması yok, vasıfsız karar alıcı,

şükür ki kararsızlık benim karakterimdir

tayyarenin dişlileri var, makine sonuçta, bakıma girmesi gerekir,

vakti gelip uçamaz hale geldiğinde hangi ağaç altında çürümeye terkedilir, hangi ağaç, toprak kabul eder, ne kadar bakım yapılırsa yapılsın içi çürümüş olan bir tayyareyi.

(Onur Berkay Suiçmez, 10.10.2021)

10 Ekim anmalarına hüzünden hiç katılamadığım ama yukarıda not düştüğüm zamanlar, okuyordum; Şimdi yazıyorum.

“Sanatta gerçekçi olan, sanat dışında da gerçekçidir.” (Brecht, Sanat Üzerine Yazılar, s.121)


gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin