(Radyo-TV ve Sinema Ana Bilim Dalı, Tezli Yüksek Lisans, İletişim Çalışmaları dersi final ödevi
https://www.academia.edu/95149061/
Öncelikle bir araştırma raporu yazmadan öncesinden; araştırma önerisi dosyası hazırlanır.
Bu dosyanın içerisinde; projenin biçem ve içeriğine bağlı olarak, sıralaması kendi arasında değişebilecek şekilde şu bölümler bulunur:
- Kapak Sayfası (Başlık, Araştırmacı, Danışman, Kent, Üniversite, Ay ve Yıl)
- Problem (Bütünleştirme, Sınırlama ve Tanımlama)
- Amaç (Sorular ve Denenceler)
- Önem (Yapılan araştırmanın sonuçlarından yararlanacak kişi ve kuruluşlar)
- Doğruluğu sorgulanmayacak önermeler
- Sınırlılıklar (Kapsam, denek ve katılımcılarla yaklaşım ve kaynaklar)
- Tanımlar (Teknik, literatürde sık başvurulan, özel anlam taşıyan ya da işlevsel)
- Yöntem (Araştırmanın Bilgi Toplama Aşamasında İzlenen Yaklaşımlar)
Araştırma modeli (Tarama, Deneme, Etnografik vb.)
Evren ve Örneklem (Nitelik, seçim koşulları ve temsil kuvveti)
Verilerin Toplanması (Araçlar ve Süreçler)
Verilerin Çözümlenmesi (İstatistiksel İşlemler)
Süre ve olanaklar, araştırmacının yetenek ve yeterlilikleri, araştırmada bulunan bölüm ve alt başlıklar ve yalnızca araştırma raporunda kullanılan kaynaklar; sağlam bir Araştırma Raporu’nun yazılmadan öncelikle bilinmesi şart olan; temel bilgiler ve tezlerin ana hatlarını oluşturmaktadır.
Araştırmacının, değerlendirmeye hazırlanırken, o ana kadar yaptıklarını bir bütün ve sınırlılıklar içerisindeki durumunu, onu çözecek veriler elde etmek ya da çözmek amacıyla hareket edilecek yolu, yöntemi belirlendiğinde, böylelikle temel bir şekilde araştırma kuş bakışı bir yaklaşımla sonuca bağlanması özet olarak tanımlanır.
Araştırmacı, vardığı yargıları temel alarak, araştırdığı konunun, probleminin çözümünü sağlamak ve/veya kolaylaştırılmış bir şekilde sunmak amacıyla uygulama önerileri bir ya da yeni araştırma önerileri belirlemek durumunda da kalabilmektedir. Çünkü, insan ürünündeki mutlak doğruluk kavramı geçmişe özgü bir saplantı olarak düşünüldüğünde, bilim adamı, mutlak doğruluk yerine, ortaya koyduğu, olgusal bir sentez, doğruluğa yöneliktir.
Öneriler bütünsellik halindeyse dahi, kişiseldir. Herkesin kabul etmesi beklenmez; ancak, yapılan ve raporlanmış bir bilimsel araştırmanın birikimsel (kümülatif) ve düzenli bir şekilde ortaya konulmasıyla, özgünlük ve biriciklik; bir araştırma raporu ve çalışmanın özünü kendiliğinden kazanmasıyla birlikte, literatürde de kendine saygın ve yüksek bir konum elde edecektir.
Fairclough ve Wodak (1997) eleştirel söylem çözümlemesinin ana ilkelerini şöyle özetlemektedir: (akt: van Dijk, 2015:467)
1.Eleştirel söylem analizi sosyal problemlere değinir.
2.Güç ilişkileri söylemseldir.
3.Söylem, toplum ve kültürü oluşturur.
4. Söylem, ideolojik çalışmadır.
5. Söylem tarihseldir.
6. Metin ve toplum arasındaki bağ, dolaylıdır.
7.Söylem çözümlemesi, yorumlayıcı ve açıklayıcıdır.
8. Söylem, sosyal eylemin bir formudur. i
Bir sonraki paragrafta ek olarak yer alan tabloda, Sibel Karaduman’ın Eleştirel Söylem Çözümlemesinin Eleştirel Haber Araştırmalarına Katkısı ve Sunduğu Perspektif adındaki çalışmasında yer alan tablo 1’de ilkeler ve ayrıntılarının Van Dijk’ın “gücün söylemsel yeniden üretim şeması” nda net bir şekilde açıklanmaktadır.

Nicel yöntembilimden nitel yöntembilimlere doğru yaşanan kayış; sosyal bilimler ağırlıklı bir «kitle iletişimi» sorunsalından, insani ve insana dair diğer bilimleri de barındıran disiplinler-arası kapsamlı bir «iletişim bilimleri» çalışmalarını yarattı.
Kitle iletişimde haber ve etkili politikalar, liberal ve eleştirel yaklaşımlar dahilinde; toplumsal güç ve iktidar ilişkilerinin medya ve haberlerin oynadığı rolde ve emek – sermaye – üretim koşullarına dair araştırmacı bir bakış açısı oluşturdu.
Dil, ideoloji ve anlam arasındaki ilişkileri ilk açıklamaya çalışan, göstergebilimsel ideoloji kuramının kurucusu, Valentin Nikolayeviç Voloşinov olarak anılmaktadır. Voloşinov’un dil ve ideoloji sorununun iki farklı yaklaşım değil bir bütün olarak kavranması gerektiğine ilişkin görüşleri, sonradan eleştirel dilbilim çalışması yapanları etkileyecektir. “Voloşinov nerde bir gösterge varsa, orada ideoloji vardır önermesini öne sürer ve ideolojik her şey göstergesel bir değere sahiptir tezini savunur. İdeolojik olan hem içinde yaşanılan gerçeğin bir parçası hem de buna ek olarak göstergeler sisteminin ona verdiği bir artı-değer’e sahiptir ve kendi dışında bir gerçekliğe de gönderme yapar, bu bileşim onu farklı kılar. Gösterge olmaksızın ideoloji de yoktur” (Voloşinov, 2001:48).
Lasswell’in geliştirdiği kitle iletişim etki araştırmaları çerçevesindeyse önemli olan “kim, neyi, hangi kanaldan, kime, hangi etkiyle aktarıyor” şeklindeki soru formu haberin gelişimi ve etkisi içinde ayrı bir öneme sahiptir. Bu anlamda haberin hedef kitlesi yani etki edeceği kime sorusu ile ifade edilebilir. Haberin doğası ve yapısı zaten bir etki sebebi olarak görülebilir. Hayatın bir parçası olması onu hem uzun sürede hem de kısa sürüde etkili kılabilmektedir. Son olarak haberin, insanların dünyada olup bitenler hakkında bilgi edindiği en önemli kaynak; bir başka deyişle insanın dünyayı anlamlandırma kapısı olduğu söylenebilir. İnsanın vazgeçilmez unsurları arasında gösterilen haber; doğası gereği insanlar üzerinde belirli oranlarda insanların dünyevi görüşleri ve bilgi açlığıyla paralel bir şekilde etkiye sahiptir. Haberin etkisini gündeme getiren, önemini artıran ve etki konusunu ortaya çıkartan ise son noktada kitle iletişim araçları olmaktadır. Bu sebeple kitle iletişim ve haber arasındaki ilişki ilk günden beri önem atfedilen konu olmuştur.
Haberin etkisini anlamada başvuracağımız bir diğer kavram da haberin değeridir. “Haber değeri kavramını iletişim literatürüne kazandıran kişi Walter Lippmann’dır. Kamuoyu adlı kitabında gazetecilerin haber yapmayı düşündükleri olaylara bakışını analiz ederken “haber değeri/news value” tanımlamasını kullanan Lippmann, açıklık, sürpriz etkisi, coğrafi yakınlık, ilgi ve anlaşmazlık gibi unsurların haberin medyada yer bulmasında belirleyici olduğuna dikkat çekmektedir.
Kitle iletişim araçlarının en temel özelliği haber ve bilgi vermektir. Kitle iletişim araçları, verdikleri haberlerle yalnızca insanları aydınlatmakla kalmayıp, aynı zamandan da toplumun gündemini belirlemektedirler. Bu nedenden dolayı haberin değeri ile etkinin paralellik taşıyabilme olasılığını ifade ederiz. Etkinin şiddetinin artmasıyla ilgili önemli bir kavram ise haberin yayılmasıyla ilgili olmaktadır. Çünkü enformasyonun nüfus içerisinde çok kişiye ulaşması, o haberin haber değeri taşıdığının kanıtı ve etkinin bir göstergesi olduğunu gösterebilir.
Tüketim kendisini aldatmaca, yanılsama harici bütün bir eylem, eylemlilik olarak ortaya koymasaydı; problem yaratacak bir mesele olmayacaktı. Ancak haberler, reklam metinleri ve gerçek gündem ve tüketim arasında belirli sınırlar yoktur.
Sosyal bilimciler «öznenin» toplumsal ve tarihsel koşullardaki konumunu sorgulayabilirler fakat kendileri de «özne» dışında var-olamadıklarından, soyut bir nesnellik kurgusu nasıl toplumsal özne koşullarında düşünülemezse, araştırmacıların konum ve koşulları da bağlam dışlanarak değerlendirilemez.
Liberal ve eleştirel yaklaşımlar çağdaş toplum ve kültürün temel karakteristikleriyle ilgili olarak farklı ve karşıt argümanlar sunarlar. Bu iki yaklaşımın siyasal ve toplumsal alanlarda olduğu gibi medya ve kültür alanında çeşitli yansımalarını görebiliriz. Bu çalışmada, liberal ve eleştirel yaklaşımların kitle iletişim araçlarının toplumsal etkileriyle ilgili görüşlerini haberler üzerinden ele almaktadır. Bu iki yaklaşımın medyanın etkileriyle ilgili farklı ve karşıt görüşlerinin temelinde çağdaş topluma ilişkin değerlendirmeleri bulunmaktayız. Nitekim haber, kitle iletişim araçlarının topluma sunduğu en yaygın ve önemli enformasyonu oluşturmaktadır. Haberin insanlarca en çok tüketilen medya içeriği olması, haberi diğer medya içeriklerinden ayıran bir özellik olarak görülür. Haberin bu özelliği, onun toplum içinde yaygın bir etki alnının olduğunu da göstermektedir. Bu yaygın etkiyi, liberal yaklaşımlar demokratik toplumsal pratiklerin güç kazanması olarak görürken, eleştirel yaklaşımlar kapitalist toplumdaki egemenlik biçimlerinin pekiştirilmesi olarak ele alır.
Haber medyası, daha önce belirttiğimiz şekilde toplumsal olayları halka yansıtırken, aynı zamanda potansiyel, günlük pratiklerle zamansal ve mekânsal sınırlamalara karşı haber üretimini, Devletin İdeolojik Aygıtları’nın tepeden belirlediği gerçeklikle gerçekleştirmekteyken, sokaktaki haberlerin öznesi de nesnesi de haberi yapan gazeteci de kurumlara bağımlı bir noktada kalmaktadır.
Gazete, radyo, dergi ve televizyonda yayımlanan haberlerin gerçekte etki edip etmediğini ölçebilmek, birçok faktörü değerlendirmekten geçeceğinden zor bir süreç olarak görülmekte. Haberde etki şiddetini belirleyici olan faktörlerin başında bireyin içinde bulunduğu ruh hali, enformasyona karşı olan açlık, ideolojik görüş veya içinde bulunulan ortam gelmektedir. Haberin topluma ulaştırılması ve herkese uygun düzeye getirilmesinde bir ölçü var olabilir ama herkesi aynı düzeyde etkileyebilecek bir ölçüden bahsetmek olası değildir.
İçerik çözümlemesi öncelikle araştırmacının temel varsayımı çerçevesinde oluşturulan bir kategorileştirme kapsamındadır. Burada önemli olan nokta, kategorilerin varsayımlar ve araştırmacının kuramsal ve ampirik birikimleri doğrultusunda önceden oluşturulmasıdır. Örneğin; yazılı basında hangi konuların haber olduğuna dair bir çalışma yapılıyorsa bu çalışmada kullanılan kategoriler:
iç-politika haberleri, dış-politika haberleri, ekonomi haberleri, polis adliye haberleri, sağlık, sanat, kültür haberleri ve spor haberleri şeklinde başlıklara ayrılabilir.
“Haberin iletişimi, haber göndereni iletisi olduğu kadar haberi alanın seçim, alımlama ve işleme süreci olarak da görülmelidir.” Burada iki versiyon ön plandadır. “Bunlardan biri iletim modeli diğeri alıcı tarafından işleme (ve yorumlama) modelidir. Bu iki bakış açısından hangisini seçersek seçelim haber iletişimi birbirini takip eden bir süreci içerir. Sürecin herhangi bir anında birçok bağlamsal ve önceki etmenden etkiler olacaktır” (McQuail & Windahl, 1993).
Eleştirel söylem çözümlemesinin temel meselelerinden biri gücün kötüye kullanması üzerinedir. Bu sebeple medya metinlerinde güç ve iktidar* söylemlerinin nasıl yeniden inşa edildiği sorusu eleştirel haber araştırmaları için önemli bir sorunsaldır. Özellikle toplumsal eşitsizliklerin (sınıf, etnisite, cinsiyet, ırk, güç, egemenlik bakımından) dil içerisinde nasıl yapılandığı ile ilgilenen eleştirel söylem çözümlemesi, söylem yapıları ya da söylem stratejilerini ortaya çıkarmayı, haber söyleminin ardalanında yatan yapının toplumsal dinamiklerini bulmayı amaçlamaktadır. Güç ve egemenliğin (dominance) konuşma ve metinlerde yeniden nasıl üretildiğini sorgulayan çözümleme, sembolik düzeyde üretilen güç ilişkilerinin ortaya çıkarılmasını olanaklı kılmaktadır.
*Foucault’a göre iktidar, kendi örgütlenmelerini kendileri oluşturan, güç ilişkilerini dönüştüren, güçlendiren ya da tersine çeviren bir süreç ve bu güç ilişkilerini etkili kılan stratejiler olarak anlaşılmalıdır. Güç ilişkileri eşitsiz olduğu için, ortaya sürekli bir iktidar durumu çıkar. İktidarın bir noktadan ötekine uzanan her ilişkide üretilmesinden dolayı, iktidar her yerdedir. İktidar, her yerden çıktığından dolayı, ne bir kurum, ne bir yapıdır; iktidar, toplumlarda bulunan bir karmaşık stratejik duruma verilen addır. (Canpolat, 2003:99).
Ayşe İnal’a bakıp vurguladığı önemli noktalardan birini yorumlayacak olursam; medya ve haberler; toplumsal güç ve/veya iktidar ilişkilerinde medya ve haberlerin belirlediği üretim süreçleriyle Devletin İdeolojik Aygıtları arasında ya da karşısında kurulmakta olan düzene, eleştirel yaklaşımla bakılması ve reel düzlemde objektifliği yitirmeden en temel başlıklardan, manşetlere kadar zamansal, mekânsal sınırlamalara karşı hem anaakım medyada hem de bağımsız kalmaya çabalayan medya çalışmalarında, kar amacı gütmeden, medyanın dördüncü güç olarak; yasama, yürütme, yargı mekanizmalarını özgürce denetleyebilirken değerlendirebilmesi teknik olarak mümkün ve şarttır.
Son olarak; tarihte, birilerinin çıkarı diğeriyle çakışmadığında ona düşmanca bir saldırı yapmayı düşünmediği bir dünya ütopya olarak çok nadir zaman aralıklarında yaşanmışken; ve bunun yanında; hem Hitler Almanya’sının, hem Sovyet Rusya’nın hem de Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu 100 yıl önceki tarihten bu yana bütün musibetlere rağmen, yıkılmayan sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını sürdürdüğü 21. Yüzyılda, gelişmiş gelişmekte olan ya da standardın altındaki ülkelerin basın bültenlerinde farklılıklar şöyle de ön plana çıkabilmektedir. Örneğin; “iktidarın belirlediği” ana akım basında düşman ülkelerde yer alan protestoları sunarken basın polisin oradaki yerel halka müdahalesini olumsuz olarak ele alırken; kendi ve dış politikada eş zamanlı olarak kendine yakın saydığı ülkelerde polis müdahalelerini ya görmezden gelecek ya da meşrulaştırmaya çalışacaktır. Oysa özgür basının yasama, yürütme ve yargıyı denetleyebildiği tam bağımsız, demokratik, laik, sosyal, bir hukuk devletinde; şiddet ve vahşet memleketin dışarısında bırakılabilir, kendi kendine yeten, sağlıklı ve sosyal bir devlet düzenindeki hayat şartları Amerikalılardan ziyade biz Türklere özgü bir ütopya olarak varsayılıp değerlendirilmektense, seçimden seçime aynı yanlışları yapmaya devam edilmeyen bir düzen, plan ve programlı bir yöntemle, araçları doğru, dürüst vatandaşların kullanabildiği, liyakat ve alın terinin değerini elit olmayan, görgüsüz bir avuç azınlığın belirleyemediği bir ülke; halka halktan halkın dilinde haberleri verme amacıyla Anadolu Ajansı’nın kurulduğu yıllara benzer bir basınla beraber, Cumhuriyet’in ilk 10 yılındaki devrimler örnek alınıp tarihten ders çıkarılırsa, daha elit ve daha nitelikli bir toplumsal düzende yaşamak hayal değil, şimdiki zamanda realize edilebilir.
Kaynakça
İnal, Ayşe (1995) “Yazılı Basın Haberlerinde Yapısal Yanlılık Sorunu”, Toplum ve Bilim, Sayı: 67, Ankara
İnal, Ayşe. Haberi Okumak. Temuçin Yayınları. Istanbul. (1996)
Canpolat, Nesrin (2003) “Bilginin Arkeologu Michel Foucault”, içinde, Kadife Karanlık, Haz: N. Rigel, G. Batuş, G. Yücedoğan, B. Çoban, İstanbul: Su Yay.
MANİPÜLATİF DİL ÜZERİNE ELEŞTİREL SÖYLEM ANALİZİ (dergipark.org.tr)
McQuail, D. & Windahl, S. (1993). İletişim modelleri. (M. Küçükkurt, Çev.). Ankara: İmaj Yayınları
Frankfurt Okulu Bağlamında Eleştirel Teori ve Eğitim (dergipark.org.tr)
Yurdakul, H. (2018). Kitle iletişimde haber ve etki: Liberal ve eleştirel yaklaşımlar. Nosyon: Uluslararası Toplum ve Kültür Çalışmaları Dergisi, 1, 62- 77.

Yorum bırakın