Onur Berkay Suiçmez
https://www.academia.edu/96061848/
Dünya’yla, geçmiş ve gelecekle; bizden başkalarıyla kurduğumuz mesafemizi belirlerken kimliklerimiz devrededir. Kimlik, özneldir. Biri “tanımlama ve tanınma”, diğeri “aidiyet” olmakla beraber temel özellikleri bunlardır. Öz olarak, kişinin “mensubiyet” (attachment) ve aitlik (belonging) konusundaki başvuru çerçeveleri, kimlik “tutunumunu” (cohesion) sağlayan dayanaklardır.[1] (akt. Biryol. Antropoloji Sözlüğü, 2003; 469-470)
Örneğin Türk ulusçuluk hareketi, Balkanların yitirilmesinden sonra, başlangıçta, elde kalan imparatorluk topraklarının Yunan, İngiliz, Fransız ve İtalyanlarca işgaline karşı bir direniş hareketi olarak başlar. Hareket başarıya ulaşınca, imparatorluğun değil de doğmakta olan yeni kurulan demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temelleri atılıyordu.
“Şiirinden çok şairi olan şehirler” sıralaması yapsak birinci sırada bizim memleket çıkar. Çünkü samimi ve doğal konuşuyoruz.
Bir şair, Necati Cumalı şöyle demiş:
“Önü, huyunu suyunu hep bildiğimiz, günü güne uymaz, sert Karadeniz…Trabzonlu, çatık kaşlı, şakasız anayla babanın elinde büyüyor. Ekmeğini kazanabilmek için, eline ayağına çabuk, çalışkan olmak, aklının bütün gücünü ayaklandırmak zorunda. Trabzon oyun havalarının kıvraklığı, canlılığı bu yaşam serüveninin sonucu. O havaların sevinç taşıması bu yüzden. Doğayı yenen insanın sevinci.”
Memlekete alışıp alışmayacakları belirsiz, oyuncu ve/veya medya personeli; manevi yönü ya sıfıra yakın, belki profesyonel ama bütünüyle ruhsuz ekiplerle çalışılıyor şimdiki zamanda.
Faul, penaltı, sarı kart, kırmızı kart futboldaki medeniyetin anlamı; ki futbolda marifet, Amerikan oyunlarındakine benzer şekilde karşıdakini yere yıkarak hedefe varmak değil, zaman harcamadan, oyunu duraksatmadan, akışı bozmadan, bazen büyük deplasmanlarda bazen kendi stadyumunda, akılı kullanarak karşı tarafı mat etmektir varılmaya çalışılan hedef.
Fırtına – İhtilal – Efsane kitabında Trabzonspor öyle farklı bakış açılarından ele alınmış ki; sadece Şenol Güneş’in 61-62 sayfaları arasında yazdığı birkaç cümle dahi; kültürel hegemonya her zaman Demokrat – Sosyal demokrat kökenli Doğu Karadeniz çocuklarındayken bile; derleyen Hakan Kulaçoğlu’nun ülkedeki huzursuzluk, maddi manevi sıkıntı dönemlerini aslında doksanların ortasından, tam olarak benim doğduğum 95’li yıllardan şimdiye kadar ki akan zamanda, memur sınıfı şehirlilerin büyükşehirlerde yaşaması, işçi çocuklarının memleketten öte gençliklerini gurbette geçirmeleri, bana kalırsa, antipatiden ziyade Trabzonspor’un “Karadeniz Fırtınası” ve “Karadeniz Kaplanı” lakabını, Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti, Istanbul takımlarının dışında şampiyonluk kazanmaya başlayıp seriye bağladığı zamanlar Anadolu’da ve Avrupa kupalarında başarılı maçlar çıkarırken, Türkiye’de profesyonel olarak 1967 yılında kurulmuş gibi görünse de Trabzon’la alakalı; özkaynak araştırmalarına bakıldığında profesyonel düzeyde, bonservis bedeli, reklam anlaşmaları olmayan, ama ya altyapısı doğduğu topraklardan ya da çekirdek ailenin kökleri bakımından yerli ve denize kıyısı olan memleketlerde çok sayıda sporcu antrenör ve başkan çıkarılmıştır. Tanıl Bora’yla, Nihat Genç’le söyleşisinde, Hakan Kulaçoğlu’nun sohbet-röportaj şeklindeki “Alemin Kralı Geliyor!” başlıklı bölümde şöyle bir soru-cevap biz okurlarla paylaşılıyor.
- “Gelecek? Ne olur?”
- “Muhteşem olacak! Çünkü mafyayı halk tanıdı, sağ siyaseti tanıdı, artık; futbolu yaşayanlar futbolu konuşacak ve futbolu yönetecek. Bu yüzden Trabzonspor, BJK, GS, FB’nin çok önünde, önümüzdeki yıllarda kriz sürecek para babası bulamayan Istanbul çöküşe geçecek. Hızla yapılanan biz, çok daha erken davrandık.”
“31 Aralık 2000 tarihinde yapılan olağan kongrede, cebinde hiç parası olmayan Özkan Sümer başkanlığa aday oldu. Mehmet Ali Yılmaz; ben memurumla yarışmam diyerek adaylıktan çekildi. Ancak arkadaşları listeye adını yazdı ve seçimde delegeler Sümer’i başkanlığa taşıdılar.
Sümer’in seçilmesinde Ahmet Ağaoğlu’na listesinde yer vermesinin çok önemli bir payı vardı.
Mehmet Ali Yılmaz’ın, 49 futbolcu bıraktığı takımdan sonraki sezona yalnızca 14 oyuncu kaldı. Giray Bulak, Özkan Sümer’le çalışma koşullarında anlaşamadı ve takımın başına Sadi Tekelioğlu teknik direktör oldu.”
Paraya karşı, emeğin savaşı; hem içerde hem dışarıda verilirken, 2002-2003 sezonunda Özkan Sümer, çoğu oyuncuyu yolladı, Trabzon kökenli oyunculara şans verildi. Devre arası yapılan kongrede Ağaoğlu’yla yarışan Sümer yeniden başkanlığa seçildi ancak listesi delindiğinden beklenen nitelikte bir yönetim oluşturulamadı.” (Derleyen: Kulaçoğlu, Hakan.. s.214-215)
Tertemiz bir şekilde, tek başına bir yıldız geceyi aydınlatırken; potansiyel akılla, kazanma hevesimizi açlığımızı kursağımızda bırakacak kadar kısa mı yoksa takım takım olma yolunda, dağıtmadan kurmayı, biraz düzenlemeyle mükemmeliyetçi bir sanat-spor-kültür şehrine döner mi Trabzon? Bunun cevabını bilemiyorum.
[1] Antropoloji sözlüğü, Editör. Emiroğlu. Bilim ve Sanat Yayınları. Ankara.

Yorum bırakın