ONUR BERKAY SUİÇMEZ
ANKARA
“Fotoğraflar, görünümlerden çeviri yapmazlar. Onlardan alıntı yaparlar.” (2015, s. 134)
John Berger; Bir Fotoğrafı Anlamak eserinin, “Görünümler” bölümünde şöyle bir açıklanmada da bulunur. Böyle bir sistemde deneyime yer yoktur. Herkesin deneyimi bireysel bir sorun olarak kalır. Dünyanın açıklanmasında da bireysel psikoloji, felsefenin yerini alır.
“Fotoğrafla yapılan alıntı, kendi sınırları içinde, yalanlanamaz niteliktedir yine de alıntı açık ya da örtük bir önermeye yanlış ve detaylandırılmayan bilgi verebilir. Reklamcılıkta da olduğu şekilde, çoğunlukla yanlış bilgi iletimi; ideolojik varsayımların parçası halinde kasıtlıdır.” (2015, s. 135)
Roland Barthes, Camera Lucida’nın kuvvetini “filme karşı fotoğraf” olarak değerlendirirken; John Berger’in fotoğraf üzerine yazdıklarıyla; fotoğraftaki tekniğin yani resim ve çizim öğelerinin önemini vurgulamış ve değerlendirme araştırma amaçla başvurulduğunda daha doğru bilgilendirici bir araç halinde olduğunu belirtmiştir.
1967 tarihli, Che Guevera denemesinden şimdiye; “Emperyalizmin Sureti”nden itibaren alenen ve kaçınılmaz olarak politik olan John Berger, eserlerinin 1960’tan o zamana kadarki estetik ölçütlerini Susan Sontag, Roland Barthes ve kendisi; temel olarak Walter Benjamin’in kuramlarıyla beslenirken; şu soruları sorarak açıklıyordu:
“Eser insanların bilinçlenmesini ve toplumsal haklarını öğrenmesini sağlıyor mu, ve/veya haklarını talep etmesine yardımcı oluyor mu?”
Fotoğrafla anlatılabilecek bir meseleyi fotoğrafla anlatmak kolaydır., ancak; görsel gücü, efektif bir dile dönüştürebilmiş, kuramsal temeli sağlam ve heba edilemeyecek kadar derin ve devrimci niyetle ortaya dökülen kelimeler; dağınık bir biçimde değil, düzenini kendi öz dinamiklerinden aldığı müddetçe, herkes tarafından kabul edilme beklentisi taşımadan, mücadele zeminin altını oyanlara karşı, kendiliğinden zemini temizleyip yakın ve uzaklığa bağlı değil, karşı ya da yanyana olmaya da değil; sınıfsal olarak; yalandan, hileden, hurdadan ve hırsızlık ve talandan beslenenlere karşı, öyle bir derinlik oluşuyor ki; bu bir varsayımdan ötede mantık ve tesadüf dışılıkla aynı kulvarda yani bilim temelinde, öz-düşünümsel olarak tamamlandığında kendini kabul ettirme çabasına düşmeden, sınıfsal olmayan; halkların yaşam kudreti ve düşüncelerinin Antik Çağlardan, Peygamberler çağına, Orta Çağ’dan şimdiye, düşünce suçlularının kahraman olmayı arzulayan değil; kahraman olmak zorunda bırakılmış, çağının normalleri olduğu ve eş zamanlı olarak da önsezi, çalışkanlık, karar alma ve kararlılık becerileriyle kat ettiği mesafeleri aşacak liman, liman dolaşacak; pazarlamacı değil ama pazarlık mallardan anlayan; durumdan duruma değişmeyen; temel etik kurallardan hiç şaşmadan bir ve tek olan bu dünyadaki yaşamında, memleketinin özünün kavgadan kaçmadan, kalabalığa karışmadan, konumu neredeyse orada bulunurken; köklerini ve tohumlarını koruyabilecek kabiliyetteki kişiler varlığında; saçmadan saçılmadan saçmalamadan, salmadan salınmadan saldırmadan, nerede nasıl neden ne zaman ve kimlere zamanını harcayacağını bilmek zorunda olduğumuz bir zamanda yaşıyoruz.
Che Guevera gibi bir insanın bir kez karar verdikten sonra, önceden yaşadığı her türlü özgürlükten niteliksel olarak farklı bu özgürlüğün bilincine vardığı anlar olduğunu düşünmek akla yatkındır.
Katlanılan acılar, özveri ve o şaşılası çaba kadar Che’nin Küba’dan ayrılmadan ailesine yazdığı şu mektup da unutulmamalıdır:
“Şimdi, zayıf güçsüz bacaklarıma ve yorgun ciğerlerime, bir sanatçı titizliğiyle bilediğim, iradem destek olacak ve ben başaracağım.”[1]
Fotoğraflar, bizim modern olarak algıladığımız çevreyi oluşturan ve somutlaştıran tüm nesneler arasında belki de en gizemli olanlardır. Fotoğraflar, aslında yakalanmış yaşantılardır ve fotoğraf makinesi bilincin elde etmeye yönelen uzantısıdır. (2015, s. 70)
Hem silahlarda, hem kamerada kullanılan tetik (trigger – İngilizce / deklanşör – Türkçe) salt mekanik olanla sınırlanmaz. Fotoğraf makinesi tarafından yakalan imge çifte şiddet taşır ve her iki şiddet de aynı kontrastı kuvvetlendirip, fotoğraflanan anla o anın dışıyla arasındaki zamanla kontrastı yani karşıtlığı şu şekilde de ifade edilebilir; deklanşör nasıl bir an için zamanı durdurup bir fotoğraf karesi elde etmemize yarıyorsa; bir tüfeğin tetiği de bir anlık hamleyle herhangi bir canlıyı hayattan koparma nedeni olabileceği şekilde aynı çifte şiddetle karşıtlık koşutluk tanımlamasını barındırır. Çünkü; “ölümsüzlere değil, ölümlülere dair olmalı ölümlülerin düşünceleri.”
Bu zamana kadar kendi dilimi daha net kavrayabilmek amacıyla; büyüklerimin de söylediği şekilde; “bildiğini okumaya devam et” meselesi artık; bilmediğimi okumaya ve yıllardır çalışmalarımın maddi olarak satılık olmadığını anlayanlarca, benim arşivimde zaten bulunduğu ve her ne amaçla olursa olsun paylaştıklarımı arşivleyip kendilerince çıkar peşinde olacağından emin olduğum birkaç sahtekar dışında; Şeytanın Avukatına ihtiyaç duymamakta ve eğer ki kendimsem, alnım açık ve başım dik, kendi doğru bildiğim yolda yalpalamadan yürümeye devam edebiliyorsam, şeytana da avukatına da değil; hiç boyun eğmemiş aydınlanmış olanlara; ampulle değil, düşünceleriyle yolumu aydınlatan ve aydınlatacak olanlara borçluyum.
Onur Berkay SUİÇMEZ
05.03.2023
Kaynakça
Dyer, G. (2015). John Berger – Bir Fotoğrafı Anlamak. Istanbul: Metis Yayınları.E. “Che” Guevera. Le Socialisme et l’homme, Paris: Maspero, 1976, s.113;
E. “Che” Guevera. Le Socialisme et l’homme, Paris: Maspero, 1976, s.113;
Türkçesi: Sosyalizm ve İnsan, çeviren: N. R. Çobanoğlu, Istanbul: 1977)
[1] E. “Che” Guevera. Le Socialisme et l’homme, Paris: Maspero, 1976, s.113;
Türkçesi: Sosyalizm ve İnsan, çeviren: N. R. Çobanoğlu, Istanbul: 1977)

Etkileşimli medya yapılanırken, altyapı ve üstyapı nasıl temellendirilmiş ve hangi mekanizmaları kullanarak küresel bir yapıya kavuşmuştur? – gündüzleri geceymiş gibi için bir cevap yazın Cevabı iptal et