Onur Berkay Suiçmez
09.04.2023 – Ankara
https://www.academia.edu/99887355/
Bakhtin, 1920’lerden 1970’lere, hayatını kaybedene kadar Sovyetler Birliği’nde yürüttüğü çalışmalarıyla hem Sovyetlere, hem de Avrupa ve Amerika’nın entelektüel ortamına damgasını vurmuş bir, insan ve toplum bilimcisi; dil felsefecisi; ve kültür kuramcısıdır.
Yapıtlarını şimdiki zamanda; kendinden habersiz, hatta kendisinden çok sonraları tez olarak ortaya atan birçok kuramcıya verilmiş yanıtlar yani nadir ve aydınlatıcı kuramlar olarak değerlendirebiliriz.
Bakhtin ‘e göre; “Hiç kimseye aynada kendimize göründüğümüz gibi görünemeyiz. Çünkü; aynada görünen, bi başkasına bakmayan ve de, bir başkasının bakışını öngörmekle yanıtlamak zorunda kalmadan yaşayan bir insanın tasavvur edilmesidir.
Bakhtin’e ve eserlerinin felsefesine baktığımızda öncelikle kendi açıklamalarından şöyle bir değerlendirme yapıp başlamak en mantıklı yöntem olarak önümüzde beliriyor.
“Hiçbir sözce (söz dizisi) yalnızca kimin söylediğine bağlıdır diyemeyiz. Söyleyenle dinleyenleri arasındaki karşılıklı etkileşimleri sonucunda oluşur. Her söylem, belli bir kültürel çevrede üretilir ve üretilen diğer söylemlerle bir şekilde bağlantıdadır.”
Bakhtin’in kullandığı temel terimler hem betimleyici hem de değerlendiricidir. Diyalog, çokseslilik, melezleşme, bi yandan olguların kendilerinde kaçınılmaz olarak bulunan özellikler, bi yandan da peşinden koşulması şart olan ahlaki, etik değerleridir. (Bakhtin, 2001, s. 20-21)
“Folklore özgü insan, kendini tümüyle realize edebilmek amacıyla zaman ve mekân talep eder. Yalnızca ve tümüyle bu boyutlarda var olur ve kendini rahat hisseder.”[1]
Sinemanın kökeninde yer alan görüntünün gözdeki retinada bıraktığı izlerin keşfi muhtemelen milattan sonra onuncu yüzyıldan bu yana bilinirken, 1828’de Niepce’nin çektiği tarihsel olarak belgelenen birinci fotoğraf; modern fotoğrafın keşfinden sonra da peş peşe sıralandığında bir dizi oluşturan görsel verilerin elde edilmesiyle arasında çok az denebilecek kadar zaman varken, ışık yardımıyla boyama anlamına da denk düşen fotografinin kendisinden sonra ortaya atılan diğer sanatlarla benzerliği ve ayrık noktaları başka bir yazının konusu olabilir.
Bir araştırma konusu olarak “reklamlardan korkma ya da hoşlanma”. TV başında saatlerini harcayan toplum ve bireylerin reklamlardan korkmayı bırakıp, ne varsa kesintisiz ona baktığı, ZAP yapmayı bırakıp, platform ve kanalların sunduğu seçeneklere rağmen tek kanallı ya da tek programlı dar bir dünyaya hapsolmuşluk hissi yaşatsa da reklam endüstrileri değer kazanırken, modernlik, insanların reklam bağımlılığına katkıda bulunuyor.
Dünyada, milyonlarca TV seyircisi; Fransız Devrimi ve İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’ni ve; – üzerinden zaman farkı olarak üç değil dört yüzyıldan daha fazla yıl bile olsa da aynı olurdu muhtemelen – tam tarih olarak bilmese de karşılığını; Champ-Elysees’de 14 Temmuz 1989 akşamı düzenlenen defile opera ve şov organizasyonu şimdiki zamana yansıtan ve bunun planlamasını Kodak ve Orangina adına hazırlanan yaratıcı bi reklam ajansına yüklendi ve bunun temel nedeni, anma törenlerini müsamere havasında bir tarih dersinden daha etkili, modern bir ifade aktarım biçimi oluşturabilmektir.
Bunun yanında modern halkların pek çoğu; sesli ve sözlü sinemayı, çıkar çıkmaz; heyecan ve merakla bağrına basmışsa da, mesela Charlie Chaplin, sessiz filmlere kıyasla sözlüleri hiç sevmediğini, bu filmlerin dünyanın en eski sanatı olan pandomimin sonu olabileceğini ve sessizliğin kendine özgü dokusuna zarar vereceğini düşünüyordu.
Kendini tanımlamak adına yabancılara bakmak ve ötekileri değerlendirirken kendi konumuna tamamen bağlı kalarak hareket etmek olarak da değerlendirebileceğim Bakhtin’in yaklaşım tarzında; her türlü bilmenin ön koşulu epistemolojik bir yaklaşımdır.
Kaynakça
Bakhtin, M. (2001). Karnavaldan Romana. (M. Küçük, Dü., & C. Soydemir, Çev.) Istanbul: Ayrıntı Yayınları.
[1] “Forms of Time and Chronotope in Novel”, The Dialogic Imagination. s.150

Yorum bırakın