Ortaçağ’da feodalizm egemendi. Tarım birinci sırada yer alıyordu. Başlıca sınıflar, toprakların sahibi feodal beylerle köylülerdi. Sınıf mücadelesi bu sınıflar arasındaydı. Feodal derebeyleri, köylüleri kendileri için çalışmak zorunda bırakıyor ve onlara vergi ödetip sırtlarına angarya yüklüyor yani sömürü düzeninin temeli atılmış oluyordu. (Yeliseyevya, 2019, s. 24)
Sonraki zamanlarda kapitalist rejim kendi düzenini bu sömürü düzenin temelleriyle devam ettirmiştir.
Ortaçağ’dan yeni zamanlara geçiş, feodal rejimden kapitalist sisteme geçişi belirler. Kapitalist sistemde, işçilerin işverenlere karşı mücadelesi gittikçe yaygınlaşır, yoğunlaşır ve kaçınılmaz bir şekilde sosyal dönüşüme varır (Yeliseyevya, 2019, s. 24)
İlk fabrikaların kurulmasıyla birlikte, yetişkin erkek işçilerin yerini kadınlar ve çocuklar almış, fabrika sanayiinin daha ilk yıllarında ortaya çıktığı İngiltere’de işçilerin üçte ikisini kadınlarla çocuklar oluşturuyordu.” (Yeliseyevya, 2019, s. 30)
1700’lü yılların sonlarına doğru ABD’de bir devrimci savaş sona ermiş, toplumsal düzen değiştirilmiş, Kuzey’deki devletlerde kölelik kaldırılıp, Cumhuriyet ilan edilmişse de Kapitalist ve köleleri yöneten kesimler, halkın zaferini kendi lehlerine çevirmeyi başarabilmişlerdi. Lenin bu durumla alakalı olarak şöyle der; çirkef ve lüks içinde yuvarlanan bir avuç küstah milyarderle daima yoksulluk içinde yaşayan milyonlarca işçiyi birbirinden ayıran farkın anlamsızlığının belirdiği ülke” (Yeliseyevya, 2019, s. 37)
18.yüzyılıın sonunda yani tam olarak 1789-1794 yılları arasında Fransız Devrimi’nden evvel; Fransa’da artık toprak köleliğinin mevcut olmadığı ancak köylüler ve köylülerin sayısız feodal yükümlülüğünün boyunduruğu altında bulundurulduğunu da unutmamak gerekir. (Yeliseyevya, 2019, s. 46)
Matbaa Çin’de MS 700-800’lü yıllar arasında keşfedildi. Avrupa’da 1444 yılında kullanılmaya başlandı ve İncil birden çok fazla basılan ilk kitap olarak Rönesans ve Reform hareketlerinden sonra yaklaşık 10 milyon basıldığı bilinmektedir. Kiliseler itibar kaybediyor ancak yine de kitaplar halk arasında yaygınlaşmaya başlıyor. Matbaa, ülkemizde 1400’lü yıllarda bulunduğu zaman Yahudilerce kullanılsa da halkta okuryazarlık oranı çok düşük seviyededir. 1826’de Niepche’nin fotoğrafın resmi olarak keşfetmesiyle beraber medya fotoğrafla tanışıyor. 1831’de telgraf bilginin büyük kitlelere yayılma hızını artırıyor. Telefon da bu dönemin keşiflerindendir. Ancak belki de en önemli keşif hareketli fotoğrafların hiçbir ek müdahalede bulunmadan video şeklinde sunumuyla keşfedilmiş olan Lumiere kardeşlerin sinema macerasının birinci aşamasını halka açık hale getirmesiyle; iletişim araçları, radyonun da bilinen anlamda 1921’de Amerika’da, 1927’de Istanbul-Ankara arası yayınla birlikte medya etkileşimli yayın kanallarının bulunduğu 21.yüzyıl yani şimdiki zamana dek herkesin kullanımına ve erişimine açık halde ortada duruyor.
Gerçekte sadece tarihçiler değil, akademisyenler de 19.yüzyılın başında basım teknolojisinin gelişmesiyle habercilikte ve medya içeriğindeki alternatiflerin oluşumu paralelinde, sıklıkla toplumsal hareketin doğumunu, hareketin ilk gazetesiyle başlatırlar. (Obstertag, 2007: s.37. aktaran: Gülcan Işık.)
(Baskıcı) devlet aygıtı nelerden oluşur? Bu aygıtın birliği çelişkili olsa bile, devletin bütün ideolojik aygıtlarının birliğinden karşılaştırılamayacak kadar daha güçlüdür. Devlet aygıtı, devlet başkanlığını, hükümeti ve yürütme erkinin aracı olan idareyi, silahlı kuvvetleri, adaleti, mahkemeleri ve onlara bağlı düzenekleri kapsar. (Althusser, 2014, s. 16)
Bu biçimde ele alınan devletin siyasal aygıtı baskıcı devlet aygıtının bir parçasıdır. Devletin siyasal aygıtını yalıtmak haksızlık etmek olmaz. Hassas nokta şurası: Devletin siyasal aygıtı yani hükümet başkanını, devletin siyasal altyapısından ayırmak yani devletin siyasal ideolojik aygıtı olarak ortaya konulan “siyasal sistem” ya da “anayasa” anlatılmaktadır. (Althusser, 2014, s. 17)
Üretim sürecinin, belirli üretim ilişkileri altında ve bunların içinde varolan üretici güçleri harekete geçirdiğini söyleyebiliriz. Bundan, her toplumsal oluşumun varolmak ve üretebilmek için, bir yandan üretirken bir yandan da kendi üretim koşullarını yeniden üretmesi gerektiği sonucu çıkar yani hem üretici güçlerin hem de varolan üretim ilişkileri yeniden üretilmelidir. (Althusser, 2014, s. 36)
Nükleer Santral Karşıtı Bir Toplumsal Hareketin değerlendirmesini yaptığı kitabında şöyle bir değerlendirmede bulunan akademisyen Gülcan Işık’a göre;
“Toplumsal bir hareketin ideolojisi; hareketi; haklılaştırma, üyeleri için ilham ve telkin kaynağı olma, eylemin yön ve idaresini temin etme noktasında fikir vermek benzeri fonksiyonları belirtmektedir.” (Işık, 2015, s. 14)
Toplumsal hareketler, toplumsal değişimin ürettiği sosyal rahatsızlıkların dışa vurumu olduğu kadar, toplumsal grupların taleplerini ve ihtiyaçlarını ifade etmenin de yollarından biri olarak kabul edilebilir. Dolayısıyla kolektif davranışın örneği olarak toplumsal hareketler, aynı zamanda benzer kültürel yönelim içerisindeki bireylerin söz konusu kültürden ilham alan toplumsal eğilimlerini kontrol etmeyi amaçlayan aktörlerin de hareketidir. (Işık, 2015, s. 1-2)
1990 yılında yazılan ve Elif Özsayar’ın birinci baskısını dilimize çevirdiği kitap, yıllardır pek çok derse kaynak olarak kullanılmakta; sanat sinemasından ziyade tarihsel, politik, kült Amerikan filmlerine daha fazla ağırlık vererek değinen, Douglas Kellner ve Michael Ryan’ın Politik Kamera adlı kitabını bitirdiğimizde ülkemizin 70 ve 80’lerde ‘dizayn edilmeye başlanmış’ dönem filmleriyle Türk Sineması adına da düşündürücü noktaları da fark edebiliyoruz.
Semire Ruken Öztürk, Kültür ve İletişim dergisinde kaleme aldığı eleştiri yazısında[1], 70’lerdeki “politik sol” filmlerle, 80’lerdeki “kadın” filmlerinin Türkiye’de yaşayan “küçük ve sıradan” insanların gündelik hayatına, düşünce akışına nasıl bir etkide bulunduğunu ve ülkedeki karşılığını toplumsal ve siyasal olarak nasıl karşılık bulduğunu değerlendiriyor.
“Etkili. bir kültürel temsil politikası olmadan; yalnızca siyasal oluşumlarla ve ekonomik programlarla dünyayı değiştirmek olanaksızdır. Yazarlar solun, popüler kültüre duyduğu geleneksel güvensizliğin üstesinden gelinmesini gerektiğini öne sürerken en az politik görünen korku ve özlemleri bile politik anlamıyla okurlar ve bunu, yürürlükteki tahakküm sistemi içinde karşılanamayan arzular olarak yorumlarlar. Örneğin Spielberg filmlerinin büyük popülaritesi kamusal dünyadan karşılanamayan cemaat ve eş duyuma dönük güçlü arzu ve gereksinimlerin belirtisi olarak da okunabilir.” (Öztürk, s. 118)
“Yazarlar, ideolojiyi basit bir tahakküm aracı olarak ele almaktansa, bastırılmamaları halinde sistemi içten parçalayacak, alt-üst edecek güçlere bir tepki olarak kavramayı daha yararlı bulmaktadırlar.” (Öztürk, s. 119)
Bireycilik bir toplumsal politika olarak ideolojik bir kategori değildir. Ancak Amerikan sinemasının politikasında bireyin kendisi – en bağımsız ve özgün yönetmen ve yapımcıların filmlerinde dahi- politik değerlendirilmemek üzere tasarlanmaktadır.
Toplumsal politika ve toplumsal psikoloji çok açık bir biçimde sınırlarla alakalı ve mülkiyetle mevcudiyet sorunları belirliyken “özgürlük” aile ve bireysel benliğin çerçevesini bir noktaya kadar bu çerçevede sınırlandırabilir. Kahraman filmlerinde yoğunlaştırılmış temsiliyetlerin, bireysel ve zihinsel başlıklarında; toplumsal delilik koşullarında, temsil arayışını tamamlamış bireylerde stratejik savunma davranışlarıyla bireysel kazanımların toplumdaki temsiller haricinde zaferine dayanak noktası, çıkış noktası olarak belirlenir.[1]
Haber medyasının yayınlamak için seçtiği konular, belirli bakış açısından yapılır. Bu husus, halkın olayı nasıl algıladığı ve anladığını belirgin bir şekilde etkiler. (Işık, 2015, s. 61)
Ya okulda ne öğrenilir? Şu ya da bu derecede uzun bir öğrenim alınabilir. Okuma yazma ve sayma herkese öğretilir. Bunun yanında hem edebi hem bilimsel kültür öğretilmeye çabalanır, ama öğrenilen her zaman farklılıkları barındırır. Hem işçiler, hem teknisyenler hem de mühendisler için başka bir öğrenim varken üst kadrolar için de başka bir tür öğrenin yani beceri öğrenilir.
Ancak bu bilgilerin ve tekniklerin yanında ve bunlar vesilesiyle “dili düzgün konuşma” ve “düzgün yazma” da öğretilir ki; gelecekte sistem değişmezse “kapitalist uşak ya da işçilere” emretme ve ideal çözüm yolları bulunabilsin.
Louis Althusser‘in Mart-Nisan 1969’da Devletin İdeolojik Aygıtları’nın yayınlanmadan önceki taslağının sonunda belirttiği şekilde;
İdeoloji bireyleri özne olarak çağırır. Olup biten bir şey yoksa, devletin ideolojik aygıtları kusursuz biçimde işlenmiş demektir. Artık işlemez olduklarında, yani üretim ilişkilerinin yeniden üretimini öznelerin tümünün “vicdan” ya da “bilincinde” sağlayamaz olduklarında, şu ya da bu şekilde vahim olaylar önümüze çıkar tıpkı 68 Mayıs’ında olduğu şekilde provası edilmiş bir devrim yolunun ucunda, uzun bir yürüyüşün ardından hakedilen Devrim vardır.
Kaynakça
Althusser, L. (2014). İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları. İstanbul: İthaki.
Göze, F. E. (2021). Televizyon İmgesine Sinema Perdesinden Bakmak. Ankara: Nobel Yayıncılık.
Işık, G. (2015). Sanaldan Sokağa Toplumsal Hareketler; Nükleer Santral Karşıtı Bir Toplumsal Hareketin Analizi. Istanbul: Nobel Yayıncılık.
Kaya, F. Ş. (2021). Sosyal Psikolojide Film Analizleri. Ankara: Nobel Yayıncılık.
Öztürk, S. (tarih yok). Kitap Eleştirisi: Michael Ryan ve Douglas Kellner – Politik Kamera | Kültür ve İletişim Dergisi – Academia.edu. Academia.edu.tr: https://www.academia.edu/36537995/ adresinden alındı
Yeliseyevya, N. V. (2019). Yakın Çağlar Tarihi. Istanbul: Yordam Kitap.
[1] “Politik Kamera: Çağdaş Hollywood Sinemasının İdeoloji ve Politikası” kitabının ideolojik ve sosyolojik eleştiriyle değerlendirilmesi – gündüzleri geceymiş gibi – yeşil dallarız dünya ağacından (onurberkaysuicmez.wordpress.com)

Yorum bırakın