Onur Berkay SUİÇMEZ
18.04.2023 – Ankara
Ingilizce, Fransızca, Japonca, Arapça ve Ispanyolca, 2006’da yönetmenine hem Cannes Film Festivali hem de Oscar törenlerinde En iyi yönetmen ödülünü kazandırmış; birden çok ülke ve kıtada da ödüllere doyamamış bir film olarak Babil, son bir ayda dört kere açıp, bitirdiğimde yazılı olarak nasıl bir değerlendirme yaparım onu düşünmekten bitiremediğim bir film.
Babil, kulesi ve asma bahçeleriyle meşhurdur. Özellikle tüm kutsal kitaplarda; birbirine tahammülsüz insanların konuşup anlaşamayacağına karar verdiğinden bu zamana kadar sayısız dil, lehçe ve ağıza ayrılan kültür, ve aktarılan ya da aktarılamayan kültürel değişimle etkileşimlere dair, insan eliyle yapılan bir kule, yanında bir ağaç ve bahçelerde sonsuz çeşitlilikte “Zeytin (Olea europaea), Ayva (Cydonia oblonga), Adi armut (Pyrus communis), İncir (Ficus carica), Badem (Prunus dulcis), Adi üzüm asması (Vitis vinifera), Hurma ağacı (Phoenix dactylifera)…Bahçelerde bulunabilecek ithal bitki çeşitleri arasında; sedir,selvi, abanoz, nar, erik, gül ağacı, müren, ardıç, meşe, dişbudak, köknar, ceviz ve söğüt sayılabilir” meyve ağaçları olarak.
Kim demişti bilmiyorum ama biz Türklerden bir yazar demiştir diye düşündüğüm hatırladığım bir söz vardı: “Kişinin vatanı kendi dilidir.” Söylenmiştir diye düşündüğümden herkesin her an baktığı kaynaksız, kaymağını yeni nesil tek projelik vasat insanların yediği projelerden ziyade; daha önce söz açılmamış filmlere vakit ayırmak daha çok hitap ediyor bana.
Kur’an, İncil, Tevrat üç kutsal kitapta da yer alır bu dil meselesi, ancak başlangıç olarak Kur’an’dan önceki dinlerden olmaları yanı sıra, Hristiyan ve Yahudilerin araçsallaştırmasına, kitapları, kütüphaneleri ve kültürleri farklı olsa da; herkes kendi dininin faşistiyken ben bu film değerlendirme çalışmasında, yaşadığım ülkenin dindar olmayan ancak kendi değerlerini toplumsal normlara malzeme etmeden yaşamaya çalışan kalabalıklara karışmamış bir kişi olarak, “anadilimde yani Türkçe yazabiliyorken neden zorunda olmadıkça başka bir dilde yazayım?” diye takipçi kitlem de bu aralar okumaya başlamışken soruyorum bunu.
- Firavun dedi ki: “Ey Hâmân! Bana yüksek bir kule yap, belki yollara, göklerin yollarına erişirim de Mûsâ’nın ilâhını görürüm(!) Çünkü ben, onun yalancı olduğuna inanıyorum.” Böylece Firavun’a yaptığı kötü iş süslü gösterildi ve doğru yoldan saptırıldı. Firavun’un tuzağı, tamamen sonuçsuz kaldı.” (Mümin 36-37)
Yollar yapılır, yollarda yürüyecek kişi bulunmadığında yolu yapanlar dışında herkes doğadan bir parçanın doğal olmayan malzemelerle değişimine tanık olur. Ağaçları kesenler, yakanlar, patika nedir bilmezler de patika kuru betonu aşındıran motorlu araçlar olmadığında su yüzüne çıkar tekrardan.

fotoğraf: Babel (2006) – Letterboxd
Filmde yol ve patikaya dair iki sahne var, voleybola dair bir, müzik her an her kareye arka planda eşlik ediyor; oyuncu olarak tanıdık yüzler var tanımadık yüzler var. Amerika, Meksika, Arap coğrafyası, Japonya’dan çekimler farklı mekan ve farklı zaman dilimlerinde yaşayan, kimi sağır, kimi bakar kör, -biri- dil bilmeden turist olarak tatil yaparken eşinin vurulmasıyla, tur otobüsündekilerin kaçmasına, ailesindeki en küçük çocuklarını kaybetmenin üzüntüsünü yaşayan ailenin diğer iki çocuklarının vasi onayı olmadan sınır dışında bir eğlenceye katılırken bir anda kötü bir durumda kalmalarıyla, -öteki- iki erkek kardeşin babalarının aldığı tüfekle, belki orduda yetişmiş bir dürbünlü tüfek kullanıcısının dahi ateş etse vuramayacağı mesafeden, filmdeki herkesi birbirine zincir misali bağlayan olaylar zincirini başlatırken; oynayan oynamayan, bu hayatta herkesin yaşadığını, herkesin ölebileceğini, hem yaşama dair hem de ölümlülüğe dair hem yönetmen kurgusu hem de platformlarda yayınlanan halini seyrettiğim filmi ele alırken; orijinal olarak bu Dünya’da; kaç dil kaç şehir, kaç bölge, kaç ülke, kaç birlik, kaç kıta olursa olsun; filmin ele aldığı en önemli nokta anlaşılamamak.
Örneğin “masa” dört harflidir önermesi, İngilizceye “Masa” has four letters şeklinde çevrilmelidir. “Masa” sözcüğünün karşılığı “table” has four letters” yanlış bir önerme ve çözümleme olurdu. Bunun yanı sıra “masa” sözcüğünün “kullanıldığı” -masa beyazdır.” şeklinde bi önermeyi başka bir dile çevirdiğimizde kelimenin kendisinin de çevrilmesi şarttır. Yani sonuç olarak bu bölümde de “The table is white” doğru, “Masa is white” yanlış kullanılan önermelerdir.
Dilsel bir deyimi anlayarak bakan ve duyan birileri, her kim olursa olsun; belli bir takım şartlandırılmış davranışlara yol açan durumda olacağından, deyimi belirleyici olarak düşünebiliriz.
“Bütün limonlar ekşidir.” Ve/veya bütün kuğular beyazdır” vb. önermelerin doğruluk değeri, belirsizdir. Çekirdekli ya da çekirdeksiz, ekşi, tatlı, ve hatta daha henüz olmadığından acı tadan bir limon da karşımıza çıkabilir bunun yanında bütün kuğular çoğunlukla beyaz olsa da tamamen aynı renkleri taşımak zorunda değildir.
Ne bütün limonların ekşi olması zaruridir, bununla birlikte bazı limonların ekşi olmaması da mümkündür, doğru önermelerdir.
Kaynakça
Althusser, Louis. (2014). İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları. İstanbul: İthaki.
Grünberg Teo. Prof Dr. (1999). Anlama, Belirsizlik ve Çok Anlamlılık. Ankara: Gündoğan Yayınları.
Kıran, P. E., & Kıran, P. (5. Baskı, 2021). Yazınsal Okuma Süreçleri. Seçkin Yayıınları.
Pragmatik ve Semantik: Ev ve Limon Ağacı | Onur Berkay Suiçmez – Academia.edu

Yorum bırakın