
Başlangıç bölümü: Tüzüklerin Efendisi (gündüzleri geceymiş gibi – yeşil dallarız dünya ağacından)
Boş zihin adlı bilgenin adı, akılsızlığı veya ahmaklığı değil, Taocuların ve Budistlerin, zihnin aynası şeklinde niteliği ve kendisine gösterilen şeyi yansıtan fakat bunu yaparken yansıttığına bağlanmamayı başaran bir ruh haliyle duyguyu simgeler.[1] Öyleyse bizden beklenen, irademizi ve kalbimizi temiz bir ayna misali her tür bağlılıktan uzak tutmaktır. (Bassham, Bronson, & Irwin, 2012, s. 44)
Her insanın bulunduğu topluma katkısı aynı olmadığına benzer şekilde, her bitki ve hayvanın da ait olduğu ekosisteme katkısı aynı değildir.
“Mekanikleşmenin beraberinde getirdiği tüm trajedi ve çaresizlik, burada gözler önüne seriliyor. Bireyin zihninde, ikincil ve yepyeni bir dünya meydana getirmekten haz duyan sanatın tam aksine, mekanikleşme tutkuyu harekete geçirmeyi amaç edinir ve böyle yapmakla üzerinde yaşadığımız maddesel dünyada güce ulaşılması hedefini yüceltmiş olur; oysa bu çabanın kişiye gerçek bir tatmin duygusu getirmesi mümkün değil. İnsanoğlunu emek sarfetmekten kurtardığı sanılan makineleşme, hiç sonu gelmeyen ve çok daha yıpratıcı bir emek sarfetme sürecine yol açıyor.”[2]
Çevreciliğin ileri bir düzeyde olduğu toplumlarda bile çevre sorunlarının ortaya çıkarılmasının önlenmesi ve onlara kısa zamanda çözüm bulmak o kadar kolay değildir. Bu nedenlerin başı da çevre sorunlarının çoğunluğunun yöresel olmaktan çıkıp uluslararası boyutlara ulaşmasıdır. (Tont, 1997, s. 2)
Rusya’da patlayan bir reaktörün bizimki dahil birçok ülkeyi radyasyon tehlikesiyle karşı karşıya bırakması da halen daha büyüklerimizin hatıralarında ve kanser yüzünden erkenden kaybettiğimiz büyüklerimize duyduğumuz üzüntülerimizde durmaktadır.
Öyle ki; Orta Avrupa’da Tuna nehrine atılan plastik poşet bizim Karadeniz kıyılarını kirletmektedir ve daha sağlıklı bir çevre adına milletlerin pek çok kere, dünyaya bakış açısı aynı olmasa bile, birlikte çalışması şart olmaktadır.
İslam dünyasında çevrenin insan üzerindeki etkilerini en ayrıntılı olarak değerlendirenlerin başında Ibn Sina (M.S. 980-1037) vardır. Zamanını aşan bu büyük bilgine bakarsak, insanların derilerinin renkleri bile doğduğu, yaşamını sürdürdüğü yörelerin iklimine bağlıdır. Belirli hastalıkların belirli yörelerde tedavi edilebileceği fikrini savunan ilk hekimlerden biridir.[3]
Yürümekle hayat kurtarılabileceği söylenir bize hep. Neredeyse hepimiz, geçmiş günlerde, belli bir amaç uğruna düzenlenen yürüyüşlere katılmış, bizzat katılmamışsak bile, dünyamızda yanlış giden bir şeyleri değiştirme umuduyla söz konusu yürüyüşleri yapan dost ve meslektaşlarımıza arka çıkmışızdır. Sadece gün ışığından yoksun yaşayan bir Goblin haklı bir dava uğruna zaman ve para harcanmasına şiddetle muhalefet eder. Mesela; sahip olduğu altın ve gümüşe sırt çevirip uzaklaşmayı seçenlerden biri Fransız düşünür (1533-1592) Miçel de Montaigne’dir. 1571 yılında aynı zamanda doğum günü olan Şubat’ın son günü, kendi sağlık ve sıhhati her ne kadar yerindeyse bile, kendini adadığı ve parasını kazandığı kamunun hizmetinde çalışarak geçirdiği günlerin getirdiği yorgunlukla, emekli olmuş ve yarısından çoğunu tamamlamış olduğu yaşamının kalanını tüm kaygılardan uzakta huzurla değerlendirmek üzere kendisini bilge bakirelerin bağrına atmıştır.[4]
Bu cümlenin içinde geçen “bilge bakirelerin ve/veya esin perilerinin bağrına atılmak” yoksul ve muhtaç bir hayat sürme kararına benzer bir manada değilse dahi, Montaigne’in fare kadar sefil bulduğu bir topluluktan kopma kararı alışında büyük bir zihinsel dönüşümün izlerine rastlanmaktadır. Böylesi bir değişimin doğasında, ev hayatıyla alakalı sorumlulukların, hayatın arka planında, kişiyi duygusal açıdan doyumsuz bıraktığı ve bazen de manevi bir çöküntüye neden olduğu fikri bulunur.
Dans ederken sadece dans ediyorumdur, uyurken de tek yaptığım şey uyumaktır; oysa güzel bir meyve bahçesinde yalnız başıma yürüyüşe çıktığımda zihnimin bir bölümünü uzaktaki meseleler kurcalamaya başlasa bile diğer bölümünü kullanarak yeniden yürüyüşe odaklanabilir, yalnızlığımın tadını çıkarıp düşüncelerimi meyve bahçesine ve kendime yöneltebilirim.[5]
Hangi tanımlamayı kabul edersek edelim, ekoloji hem temel bilimler hem de hava, su kirliliği benzeri çevre sorunlarının çözümüne yardımcı olması açısından çok önemli bir bilim dalıdır. Ne yazık ki bu gerçek, ancak 1960’lı yıllarda çevre hareketlerinin başlamasıyla kabul edilmeye başlanmıştır. (Tont, 1997, s. 11)
Ekolojide önemli olan ilişkiler ve ekosistem anlayışıdır. İlişkiler denilince hangi hayvanın hangi hayvan veya bitkiyi yediği, bir canlının başka türlerle nasıl rekabet ettiği veya, iklim değişikliklerinin hayvan ve bitki popülasyonlarını nasıl etkilediği düşünülür. (Tont, 1997, s. 12)
Sistem, değişik parçalardan meydana gelen ve parçaları birbirleriyle bağlantılı olarak çalışan, örneğin saat gibi, bir ünitedir. Doğada birbirleri ve çevreleriyle belirli ilişkiler kurmuş canlılardan oluşan, varlığı diğer ünitelerden az çok ayrılabilen ünitelere ekosistem denir. Ekosistem bazen coğrafik olarak tanımlanır, burada önemli olan hayvan, bitki ve böceklerin oluşturduğu dinamik besin zincirleri ve bu zincirlerden meydana gelen besin ağlarıdır. (Tont, 1997, s. 12)
Şimdilik, denememde Yüzüklerin Efendisi’ne atıfta bulunduğum yerler biraz az gibi göründü gözüme, şunu da ekleyeyim:
Hobbit’lerin kaliteli bira ve iyi cins pipo otu da dahil olmak üzere onları diğerlerinden üstün kılan bazı nimetler vardır. Ama sağladığı olası faydalarla diğerlerinden önüne çıkan özelliklerinin başında, tam bir sessizlikle hareket etme becerisiydi.[6]
Bizim diyarlarda nasıl toplum yozlaşmış ve çökme eşiğindeyken başkalarınca “at izi, it izine” karıştırılıyorsa, “Usta gezginler ardında iz bırakmaz” ifadesini de biz, eski çağ metinlerinde karşımızda buluyoruz.
Bu niteliklere sahip biri, örneğin Cervantes’in Don Kişot’u; Tolkien’in eserlerinden Hobbit’in Bilbo Baggins’i; ve/veya, Yüzüklerin Efendisi’ndeki Frodo ve yüzük kardeşliğindeki yoldaşları; etrafta dilediğince gezinmeye başlarsa yolunun düştüğü nehirlerdeki, denizlerdeki, tepelerdeki ve ormanlardaki tüm karşılaştıkları olmasa bile bazılarını kendine hayran bırakır. Söz konusu yetkileri özünde barından kişi, dünyada huzurun, barışın hükmeden olması adına yönetici rolüne soyunması halinde büyük başarılara ulaşıp saygın bir şöhret edinebilir ve bu sayede birlik ve bütünlük sağlanır.
Ve bu saydıklarımız, kişinin dünyevi yükümlülüklerine sırtını dönüp uzaklaşması adına değil, kitleleri yönetmek adına ihtiyaç duyacağı tipte özelliklerdir. (Bassham, Bronson, & Irwin, 2012, s. 61)
Yönetici rolüne soyunmak, reelde ne geçmiş ne gelecekte, tam olarak şimdide; kişilerin dünyevi apoletlerinden kendini arındırıp, kendine ve başkalarına karşı aynı sorumluluk bilinciyle hareket ederek şimdiki zamana hükmetme becerisi kazanmasıyla elde edilebilir.
Ve son olarak; başlangıçta belirttiğim şekilde, en büyük problem kimin bu düzenin kapsamı altında olduğu kimin olmadığıdır. Önemli olan nokta, yeni bir etik düzeni üzerinde nasıl bir fikir birliği sağlanacağı ve yeni oluşturulacak düzenin önümüzdeki yıllarda yaşadığımız ve bulunduğumuz bölgelerde nasıl bir yaşam tarzını benimseyip yaşatacağımızla alakalıdır.
Kaynakça
Bassham, G., Bronson, E., & Irwin, W. (2012). Hobbit ve Felsefe. Istanbul: Ithaki.
Tont, S. A. (1997). Sulak Bir Gezegenden Öyküler. Ankara: Tübitak.
[1] Eski çağlar boyunca, Çin’de, aynaların önlerindeki nesneyi yansıtmaktan ibaret olan o bildik işlevi yanı sıra “mucizevi bir şekilde” ateş çıkarabildiği ve gözle görülemeyen iblisleri açığa vurma ve diğer yandan yansıttığı kişiyi kötü ruhlardan koruma özelliği taşıdığına inanılırdı. Buradan hareketle, aynaya görünmezliği bile alt edecek bir kuvvet bahşedildiği anlaşılıyor.
[2] Humphrey Carpenter, ed., The Letters of J.R.R. Tolkien(Boston: Houghton Mifflin, 1981), s.88
[3] Ibn Khaldun. (1958) The Muqaddimah, An introduction to History. Çeviren. Franz Rosenthal. Pantheon Books. s.171
[4] Michel de Montaigne, The Complete Essays of Montaigne, “Başlangıç” bölümü, çevirmen Donald Frame (Stanford Üniversitesi Yayınları, 1976), ix.
[5] Michel de Montaigne, The Complete Essays of Montaigne, “Başlangıç” bölümü, çevirmen Donald Frame (Stanford Üniversitesi Yayınları, 1976), s.850
[6] Tolkien, Hobbit. s.9

Yorum bırakın