Kırk Fırın ekmek yemeden öncesinde “Ay Çocuk”

Onur Berkay SUİÇMEZ

16 Ekim 2023, Ankara.

https://www.academia.edu/108211386

İlkel insanın evren hakkındaki ilk izlenimi,

Genellikle onu öldürmek için,

Anlamsız yere üzerine gelen şeylerin korkunç gizemli karmaşasıdır.

(Crowley, 2004, s. 73)

Şimdi, suyun bildiği nedir?

Çok zaman sonra, insanlar; hiç olmazsa az biraz, olaylar arasında bağlantı kurma düşüncesini geliştirdi. Asırlar geçti. İlk başlarda sadece birkaç madde üzerinde etkili olan kanunları algılamaya başladı. Daha sonraki asırlarda, bazı cesur düşünürler bütün bu farklı etkiler için tek bir neden icat edip buna Tanrı dediler. Bilim gelişti ve gelişmeye devam etti. Şimdilerde her şeyin, bu kanunların konusu haline dönüştüğünü fark ediyoruz. Eski anlamıyla gizemli bir Yaratıcı ‘ya ihtiyacımız yok gibi görünüyor. Geldiğimiz noktada ben ve birkaç kişi reel bir yüzeyin yanılsama olmasına benzer bütün evrenin de bir yanılsama olup olmadığını soruyorken; kötülüğün kökeni sorunu bile başlı başına teolojiyi çok fazla meşgul ederken, insanlar, Tanrı’nın doğası hakkında bitmez tükenmez tartışmalar yürütüyor ve hiçbir zaman kesin ve net bir karar veremeyecekler.

abi bu ülkede ünversite mi var diyenlere; üniversite yok ama öğrenci çok var. – gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından (onurberkaysuicmez.wordpress.com)

“Toprağın içindeki bir delikte, kuralına uygun hareket etmenin ve saygınlığın fazlaca ödüllendirildiği bir toplumun içinde yaşamını olaysız ve sakin bir şekilde sürdürüp giden biri vardı. Ne var ki, günün birinde içinde yaşadığı deliği terk edip engin maviliklere doğru yolculuğa çıktı. Her ne kadar korkutucu bazen de acı verici olsa da, atıldığı bu macera onu sonsuza dek değiştirecekti. Gözleri açılmış, zihni ve karakteri olgunlaşmıştı. Gün gelip de deliğine döndüğünde komşuları onu “çatlak” biri olarak görmeye başladılar çünkü onlar yaşamda düzen ve öngörülebilir nitelikte rutin işlerin dışında da bazı unsurlar bulunabileceğini kabul etmeye bir türlü yanaşmıyordu. Tamamladığı yolculuk sonrası eski itibarını yitirse de kahramanımız kendisine öz benliğini keşfetme olanağı tanıyan ve ilginç bir dünyaya açılıp bu sayede yeni deneyimler kazanmasını mümkün kılan bu maceraya çıkmış olmaktan asla pişman olmadı.” (Bassham, Bronson, & Irwin, 2012, s. 7)

Eğer buraya kadarki kısım, size tanıdık gibi göründüyse, zaten öyle olması hedeflendiğindendir diye başlıyor yazarlar Erik Bronson ve Gregory Bassham “Halen Nefes Almakta Olan Filozoflarla Alay Edeyim Demeyin” başlığında yazdıkları Hobbit ve Felsefe kitabındaki başlangıç bölümüne; ki sonraki paragraf da Platon (Eflatun; MÖ. 428-348)’ un muhtemelen tüm zamanların en meşhur uzun bir seyahatten sonra evine dönme temalı hikayesi olarak kabul edilen “Mağara Alegorisi”[1] adlı eserinden beslenmektedir. Platon’un hikayesi pek tabii ki Hobbitler veya büyücüler hakkında değildi. Bir yeraltı hapishanesinde doğumundan beri zincire vurulu halde yaşamış olan bir adamın günün birinde dışarı çıkma cüretinden ve bundan sonra bu sayede dünyanın gerçeklikte sanıldığından çok daha büyük, renkli ve güzel olduğunu düşündüren bir keşif kıssasıdır bu.

Yürümekle hayat kurtarılabileceği söylenir bize hep. Neredeyse hepimiz, geçmiş günlerde belli bir dava uğruna düzenlenen yürüyüşlere katılmış, bizzat katılamamışsak bile, dünyamızda yanlış giden bir şeyleri değiştirme umuduyla söz konusu yürüyüşleri yapan dostlarımıza veya meslektaşlarımıza arka çıkmışızdır.  Sadece gün ışığından yoksun yaşayan bir Goblin haklı bir dava uğruna zaman veya para harcanmasına şiddetle muhalefet eder. (Bassham, Bronson, & Irwin, 2012, s. 54)

Her filozofun bildiği ya da deneyimlediği şekilde; zihni geliştirmek de en az bedeninki kadar çok egzersiz yapmayı gerektirir. Montaigne de kaçınılmak olarak bunun bilincine varmıştı. (Bassham, Bronson, & Irwin, 2012, s. 56)

“Dans ederken sadece dans ediyorumdur, uyurken de tek yaptığım şey uyumaktır; oysa güzel bir meyva bahçesinde yalnız başıma yürüyüşe çıktığımda zihnimin bir bölümünü uzaktaki meseleler kurcalamaya başlamışsa bile diğer bölümünü kullanıp yeniden yürüyüşüme odaklanıp, yalnızlığın tadını çıkarıp düşüncelerimi bahçeye ya da kendime yöneltebilirim.”[2]

@onurberkaysuicmez) • ölümü kutsayanları protesto ederken, yaşarken aşkla beraber yürümeye devam ediyorum.


Kaynakça

Bassham, G., Bronson, E., & Irwin, W. (2012). Hobbit ve Felsefe. Istanbul: Ithaki.

Crowley, A. (2004). Moon Child (Birinci b.). (K. Çaydamlı, Dü.) Istanbul: Altıkırkbeş Yayınları.


[1] Platon’un Mağara Alegorisi – Türkçe Seslendirme – YouTube

[2] Montaigne, The Complete Essays of Montaigne içinde “Deneyimler Üstüne” s.850


gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

“Kırk Fırın ekmek yemeden öncesinde “Ay Çocuk”” için 3 cevap

  1. […] “anakara, atlantis, başakşehir, başka şehir ve kayıp şehir masalları üzerine bir deneme” Kırk Fırın ekmek yemeden öncesinde “Ay Çocuk” […]

    Beğen

  2. […] uzun bir seyahatten sonra evine dönme temalı hikayesi olarak kabul edilen “Mağara Alegorisi”[1] adlı eserinden beslenmektedir. Platon’un hikayesi pek tabii ki Hobbitler veya büyücüler […]

    Beğen

primcilere karşı: ben. – gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından için bir cevap yazın Cevabı iptal et

gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin