“Filmler ve Rüyalar kitabına dair”- Sinema Notları – ONUR BERKAY SUİÇMEZ
Onur Berkay SUİÇMEZ
Çayyolu, Ankara, Türkiye – 8.11.2023
Hilal’e.
Algısız kavramlar boş, kavramsız algılar kördür ve bilmediğin bir şeyi göremezsin. İnsanın tüm deneyimleri onun sanatsal eylemlerinin konusu olabilir. Sanat eserinin oluşması adına başlangıç olarak bir konusu, teması ve özü olmalıdır. Biçim (form) ve biçem (üslup) sonrasında değerlendirilir. Sanat eserinin taşıması gereken özellikleri de estetik yaşantı ya da estetik kaygı, ileti ya da mesaj, kurmaca ya da yapıntı, çok anlamlılık, organik bütünlük ve biricik olmasıdır.
Eğitimin olmaması gereken özellikleri; eğirme, eğleşme, öğürme, öğütleme ve öğütüşüm. İletişim ve eğitimin bir arada olması gereken özellikleri; eğitişim. Bunun gerçekleşmesi kavramsal olarak altı koşula bağlı:
– Teori (Yunanca: Theorie, Arapça: Nazari)
– Moral (Etik, Ahlak)
– Aşk ve Açıklık
– Sevgi
– Mizah
– Kendini Gerçekleştirme (auto-didacte: kendisini tanıyan kendisini bilen biri olmak.)
Sinema ve/veya sahneleme çalışmalarına başlamadan önce okumak şart olan birinci kitap Aristoteles’in Poetika ’sı.
Sinema diğer sanat dallarının sentezidir. Sinematograf kelimesi; kinema (hareket) ve graphein (yazma) kelimelerinin sentezinden türemiştir. Sinematograf öncesi dönemde hareketin kendisi değil görünüşü kaydedilebiliyordu. Yakın zamanda hayatını kaybeden, ünlü Fransız yönetmen Jean-Luc Godard’ın deyişiyle sinema; gerçeklik yanılsaması değil, yanılsamanın gerçekliğidir. Kuramcı Alexander Astruc’a bakıldığındaysa yönetmenin kamerasını kalem benzeri kullandığından bahsedilir.
Sinematografı icat edenler Lumiere Kardeşler’dir. Ve sinematografın bulunduğu tarih 1895. Lumiere kardeşler; realizmin kurucusu sayılır. En basit teknikle kayda alınmış, gündelik yaşamdan videolar kaydedip halka açık alanda sergilemişlerdir. George Melies biçimciliğin kurucusudur. Sinematografı ilk defa bir hikâye anlatmak amacıyla kullanmıştır. David W. Griffith sinemanın dil bilgisi kurallarını oluşturmuştur. Rusya’da gerçekleşen Ekim devrimiyle birlikte sinemacılar, sinemayı 4. kez yeni bir boyutuyla keşfetmişlerdir ve sinema diliyle kavramlar üzerine söz söylenmeye başlanmıştır. Edebiyatta Stendhal, Balzac ve Zola’nın eserlerinde sinematografik bakış, kronolojik olarak sinematograf icat edilmeden önce bile vardır. Eisenstein’e kadar; sinema resmi ya da tiyatroyu taklit ediyordu. Eisenstein’sa filmin diline öncelik vermiş ve sinemanın, kurgu yoluyla bir kavramı ifade edebilmesine yol açmıştır. Sinema neyin anlatılacağını edebiyattan, nasıl anlatılacağını tiyatrodan almıştır. Sinemanın 5. kez yeniden keşfedilmesi İtalyan Yeni Gerçekçiliği’yle, 6.kez keşfiyse 1956-1959 yılları arasında çekilen Yedinci Mühür, Yaban Çilekleri, Hiroşima Sevgilim ve Serseri Aşıklar gibi daha önceki zaman filmlerine benzemeyen, o zaman için yeni ve sağlam bir kuramsal temele dayanan aynı zamanda farklı teknikler kullanılarak çekilmiş, şimdiki zamanda bile kült kalan filmlerle birlikte mümkün olmuştur.
Sinemaya tarihsel olarak kurallı bir şekilde bakıldığında:
- Edison’un yetiştirdiği kameramanlardan Edwin Porter, Bir Amerikan İtfaiyecisinin Hayatı ve Büyük iki film çekmiştir. İlk defa hikayesi olan bir film bunlar diye biliniyor. İç ve dış mekân çekimleri kullanan yönetmen, kamera hareketini de kullanmaya başlıyor. Sahneler arasındaki noktalama işaretleri tarihte ilk defa kullanılmaya başlanıyor ve zaman-mekânda atlamalar yapıyor. Başka bir amaç için çekilmiş videoları kendi filminde kullanan yönetmen yine kendisi.
- Griffith de en bilindik iki filmi Bir Ulusun Doğuşu ve de Intolerance filmleriyle bilinen bir yönetmen. Açıları ve ölçekleri kullandı, kurucu çekim kullandı. Alt açı- üst açı kavramlarını kazandırdı ve paralel kurguyu ve çoklu kamera tekniğini kullandı. Bulduğu ve kullandığı başka bir yöntem olarak Ritmik Climax sinema tarihinde halen daha kullanılmaktadır. Filmin dil bilgisini oluşturan kişi olarak adlandırılır.
- Eisenstein, bu dil bilgisi kuralları ve teknik kodları alfabe gibi kullanmıştır. Establishing shot yani kurucu çekim dahil, bel çekim, göğüs çekim ve yakın çekimleri ünlem gibi kullanılmıştır. Reel zaman ve boşluklarla, filmik zaman ve boşlukların ayrıldığı ve birleştiği noktaları belirginleştirmiştir. Kronolojik zaman akışı ve neden sonuç ilişkisini film dilinde kullanmıştır.
Türkiye’de yazılmış, ama çekilmemiş, sinematograf misali anlatıya sahip olan birkaç yapıt da şöyle:
- Ülkü Tamer – Sinema dedi ki
- Nazım Hikmet – Memleketimden İnsan Manzaraları
Nazım Hikmet 1937’de çektiği Güneşe Doğru filmiyle, Türkiye’de sinemasındaki Muhsin Ertuğrul sinemasının ve aynı tarz tiyatro hegemonyasına karşı atılmış ilk büyük adımdır.
Poetika’ya yeniden dönecek olursak; Aristoteles’in yazdığı, tarihteki ilk sanat kuramı kitabına verdiği addır. Teorik, pratik ve poetik bir kitapta bir araya gelir. Şiir teorisi demektir. Modern yaşamda kuralları olan bir sanatçının bir poetikası olabilmektedir.
İnsanların iç dünyasındaki soyut çatışmalar sinemayla bağdaşmaz ve çoğunlukla bu yüzden, romanlar sinemaya uyarlanmaya müsait değildir. Vasat edebiyattan başyapıt filmler, başyapıt edebiyat eserlerinden vasat filmler ortaya çıkabiliyor. Olay ve olay örgüsüne dayanan romanlar sinemaya daha çok ve daha çabuk uyum sağlayabiliyor. Bir tiyatro ya da edebiyat eseri 3 yolla sinemaya dönüşebilir:
1 – Eseri, beyazperdeye eserin aslına sadık kalarak aktarmak (kesiştirme)
2 – Eserin özünü koruyacak bazı parçaları değiştirerek aktarmak (ödünç alma)
3 – Eserden ilham alıp, bambaşka bir eser ortaya çıkartma (dönüştürme)
Senaryodan öncesinde, taslak bir hikayemiz varsa elimizde; burada ortalama bir buçuk iki sayfa adı sinopsis diye adlandırılan ve birinci paragrafı olayların geçeceği zaman ve çevreyi betimleyen, ikinci paragrafında kişilerden bahsedilen, üçüncü paragrafındaysa hikâyenin geniş zaman kipiyle kısaca özetlenmesiyle sonraki adıma geçilecek başlangıç bölümü tamamlanır.
Görüntülerle değil sadece sözcükle anlatılacak şeyler vardır. Bir şeyi birden fazla sanat dalının olanaklarını kullanacak şekilde aktarabilmek sadece sinemaya özgüdür.
Teknik kodları, estetik kodları ve bunun yanında felsefi kodları filmin 3 temel boyutudur.
Sinema tarihinin en önemli kuramcılarından Rudolph Arnheim’in yaklaşım biçimlerine bakacak olursak:
- Üç boyutlu bir yüzey üzerinde, üç boyut etkisi üretilebildiğinde eser sanata yaklaşır.
- Derinlik
- Renklerin doğru kullanımı
- Zaman ve boşlukların devamlılığı.
- Çerçeveleme
- Öteki duyguların filmdeki devamlılığı
Şimdiki zamanda dahi; tiyatrovari yapımcılık, film yapımcılığından daha önceliklidir.
Muşkin ve Kulechov deneylerine ayrıca bakılabilir.
Pudovkin ‘in mottosu; “Not the crowds, but the inviduals.”
Eisenstein’in mottosu; “Crowds are important.”
Pudovkin A görüntüsüyle B görüntüsü kurgulandığında yeni bir AB görüntüsü ortaya çıkmalaıdır der. Eisenstein’a bakıldığında A görüntüsü B görüntüsüyle yeni bir C görüntüsü ortaya çıkmalıdır der.
Son olarak, birlikte bakacağımız kurgu kuram ve ilkelerinden birkaçı; entelektüel montaj, uzunluk montajı, ritmik montajı, tonal montaj, over-tonal montaj ve hızlandırılmış kurgu.
Eisenstein, Çarpıcı Montaj (1924) ‘da şöyle yazar:
Ritmik bir şema düpedüz keyfidir. Yönetmenin aklına veya hislerine bakılarak ortaya konur ve belirli bir hareket akışına ve bu hareketin mekanik periyotlarına bakılarak kurulmaz. O halde, Bornstein’ın eserine bakarsak; şu anlamı çıkarabiliriz:
“Seyrettiğimiz filmlere kendi varlığımızdan aktardığımız ritimden başka bir şey olmadığı müddetçe, sinemasal zamanda hissettiğimiz ritim bir yanılsamadır.” (Bornstein, 2017, s. 17)
Tarkovsky’nin reel zaman anlayışını, film aracılığıyla ortaya konmasına yönelik bütün çalışmalarındaki sanatsal stratejisini en basit şekilde aktarmak açısından şöyle bir konuşmasına bakabiliriz:
“Bir keresinde rasgele bir diyaloğu kaydettim. İnsanlar kayıtta olduklarını bilmeden konuşuyorlardı. Daha sonra kaydı dinledim ve ne kadar mükemmel “yazılmış” ve “oynanmış” olduğunu düşündüm. Karakterine hareketlerinin mantığı, his, enerji- her şey nasıl da gerçekti. Sesler nasıl da heyecanlıydı, ne de güzeldi.”[1]
Bu söyleşide “duygu” kadar bir “ritim” de vardır, ama söz konusu ritim yönetmen tarafından sahnelenmiş değildir. Dolayısıyla “taklit” edilerek yinelenemez. Tarkovsky bu diyalogda beğendiği her şeyi, gözlem aracılığıyla yine diyalogdan üretir. (Bornstein, 2017, s. 21)
Bergman’ın, Kuklaların Yaşamından filmini değerlendiren yazar şöyle bir yorumda bulunur ve ekler:
İnsanların konuşmalarını işitmesek bile, tıpkı rüyalara benzer şekilde, ne söylendiğini bilir ya da anımsarız. Her ne kadar “sessiz olmak”,” “sözsüz olmak”la aynı şey değilse de bu kavramlar sessizliğe dair benzerliği barındırır. (Bornstein, 2017, s. 71)
[1] Tarkovsky, Andrey. Sculpting in Time, Londra: Bodley Head 1986.



CSO’nun Film Müzikleri Konseri’nde ben ve Hilal hanımcığım. (2023)

“ben Hilal’le birlikteyken hazırladığım “Filmler ve Rüyalar” kitabına dair sinema notlarım” için 2 cevap
[…] [1] “Filmler ve Rüyalar kitabına dair”- Sinema Notları – gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil… […]
BeğenBeğen
[…] her yeni yılda kendi hedeflerim daha da netleşiyor. bu yıl benden ne bekliyorsunuz? “Sinemayı Sanat Yapanlar”a dair düşünceler “Sinemayı Sanat Yapanlar”a dair düşünceler – II Sempati Empati Senteziyle “Reklamlar” ve Yapıcı Yaratıcılık “Filmler ve Rüyalar kitabına dair”- Sinema Notları […]
BeğenBeğen