ONUR BERKAY SUİÇMEZ
06.01.2024 – ANKARA
Hilal’e.
bir gün, daha yeterince tanımadığınız bir kadın, sizi, kendi bile daha önce gitmediği bir şehre tren yolculuğuna davet ederse ve eğer kadın yaşça sizden büyükse, oraya gitmenin ve sapasağlam bir şekilde nasıl beraber ve sağlıklı bir şekilde gittiyseniz eve dönmenin önemini ona anlatmaya çabalamayın. çünkü, bunun onu sevmeye yetmediğini fark ederseniz, benim adımı yazdığınızda her neredeyseniz ve kimseniz, birliktelik ve ayrılık zamanlarımızda yalnızlık anlatılarına dair bir çok yazı adadığım ama o’na ve yolculuğa dair de daha fazla paylaşım yaptığımı hatırlayınız.
en güzel zamanlarda, en güzel ve en derin sohbetleri yapıp, onu sevmesini bildiğim için ve o da beni sevmesini bildiği için, en azından bu kadar aramızdaki sevdayı basite indirgenmeyecek bir denklemin eşitlik denklik ya da sadece tire çizgisinin karşıt iki tarafına sabitlenmeye çalışılan ama ancak ve ancak birbirini etkileyen etkileşimlerden etkilenen iki değerli insan olduğumuzu da… lütfen.
çünkü, aldatmak aldatılmayı kapsar, ama aldatılmak aldatmayı kapsamaz diye varsayılıyorken bu dünyada, ben ne o’nu kandırdım ne de kendimi kandırdım.
o yolculuğa çıkmadan daha öncesinden aldığından bileti puşetli vagonda, bense normal vagonda birlikte çıktığımız tren yolculuğumuz, van şehri’ndeki 3 günümüz ve bilmediğimiz şehirlerarasında bir otobüste her durakta duran bir otobüs yolculuğunu kasım ayında annemin doğum gününden birkaç gün evvel tamamladığımızda, yolculuk sonundaki zaman diliminde arkadaşlık edip etmememiz adına bile bana doğru yaklaşımını bir şekilde soğutsa da nedensiz ayrılığa saçma sapan bahaneler bulmanın ne kadar ayıp olduğunu ben değil dünya bilse ağlardı o zamanki saf ve sevdalı halime. neyse ortak ekip çalışması sonucu benim çektiğim onun yönettiği bir yayınlanmış bir kısa filmimiz ve birden fazla da yayınlanmamış, ve belki de hiç yayınlanmayacak, bize özel, “birlikte sevebileceğimiz şarkılar” diye adını bile birlikte belirlediğimiz kendi çekimlerimizden bir sürü videodan oluşturduğum taslak filmimiz de biraz önce belirttiğim üzre “taslak olarak kaldı”.
şu yılın Eylül ayı gelmeden ve birlikte bir yılı bile doldurmadan daha, birbirimizi görme şanslarının hepsini harcarken… yaklaşık olarak onun doğduğu günle benim doğduğum gün arasında takvimde 3 ay varken, ay takvimine, bütün yıldızlara baksam ne bakmasam ne diye düşündürürken beni şimdilerde, ne zaman bu kadar kötü insanlar olduk bunu bilemiyorum. yollarımız belki birlikte belki ayrı ayrı, her nasıl olacaksa geleceğimizde birbirimize dürüst davranacağımızdan emin şekilde hem alnımız hem de önümüz açık çünkü dümdüz ve gündelik zamanda aşklar kendine mal edilemeyecek kadar yüzeyselken şimdilerde ben yazmasam çıldıracağım, yazarsam belki unuturum kızı diye biraz kaba biraz da belki sonra silerim diye buraya yine kendi bloguma yazıyorum. zaten okumak isteyen takipçim veya değil fark etmeden bir yolunu bulup beni okumayı başarıyor.
şimdilerde şöyle düşünüyorum, en sevdalı zamanımda ben hiçbir şekilde bu kadar yalnız hissetmemiştim kendimi. ama, aynı zamanda da bir dönemimi onu bekleyerek geçirirken zorunluluktan değilse de akademik kaygılar ve ülkemizdeki yaşam şartları, beni tamamen karşı olduğum sınav sisteminde hiçbir şekilde başarılı bir öğrenici değilim farkındalığımla ve ortalama bir öğrenci olarak bu zamana kadar sürdürdüğüm yüksek lisans öğrenciliğimde yaklaşık 4 ortalama tutturmuş ve ipi koparıp geçip gitmekteyken tam da bu şehirden, hem tezim uzadı bir dönem hem de ben sevdiğim kadından ayrı bırakıldım.
hak varsa nerdedir, adalet varsa nerdedir bilemiyirum. anca şimdiki zamanda fantastik bilim kurgu filmlerini seyredip ben burada, onun oralarda bir yerlerde her zaman değilse bile bazen aklına düştüğümde neler yaptığımı merak ettiğini ya da sadece biraz olsun aklını kurcaladığımı düşünmek bile hoş bir tatmin duygusu veriyor.
selamlar ve saygılar benden olsun bugün de. ölmedik ve öldürmedik şimdiye kadar diye sokakları serserileri ya da mültecileriyle doldurunca bizler sokaktan kaçarız sanıyorlar sanırım ancak ne yediğimiz lokma haram ne de pişt veya hişt diye diye ara ara önümüze düşen dişi kedilerden kaçacağımız var, tabii ki, seveceğiz sevileceğiz bundan sonrasında da.

Yorum bırakın