
fb en son şampiyon olduğunda, o sezon öncesinde trabzonspor, 12-13 ziraat türkiye kupasında ankara’daki maçta kaybetmişti morâl motivasyonu. morâl etik ve ahlâk demek ki zaten 10-11’den sonraki ilk belediye seçimleri a.k. partisi şehir belediyesini aldı. şampiyonluk kupası teyyarede ve saz arkadaşlarında olduğundan amerikan feneriyle aydınlatılan kaçak saray yapılana kadar daha yeşil olan Ankara da kapkara oldu bizler adına. yerleşik düzende Türkiye’de turist olduğunda konumlanan arap sermayesi, 15-16’daki yeni stadyumun açılmasındaki katar emirinin değil kendisini ya da resmini barındırmayacak trabzon halkı bu aradaki yıllarda bir tek başkan ağaoğlu zamanında özüne dönmeye çalışan çocuklarla takım yaratma çabasıyla, ne hükümet ne hakem desteğiyle kendi kendine 21-22’de şampiyon oldu. taraftarımız hiç beklemediğim bir organizasyonla dünyaya duyurdu.
şimdi durum değerlendirmem şöyle ki; hes (hidro elektrik santrali – hayat eve sığar) ‘çi bir başkan var. derin denizde sallanan da takım değil yönetim ve teknik kadro, neden diye soracak olursanız, ülkenin bütün kıyıları parsel parsel satılırken, biz konuşurken onlar yapar devrinin bittiğine inanmayan, her akşam bugün ne yesek, bugün hangi misafiri ağırlasak diyen delilerin akıllı sanıldığı zamanda bizleri deli olarak değerlendirenler, cüzdanını nereye kiraladıysa oradan dolucağından ne kadar eminseler, ne spor sahalarında tribünler dolmayınca bilete indirim yapan yönetimler ne de şehitleri anmak adına bile düzenleyeceği mitingi revize edemeyip iptâl etmek zorunda kalan muhalefet kendi ayaklarına pranga yapmaktan bıkmadığındandır ki ben bıktım. 2010’da lisedeydim, 11’ yazındaki olaylar sonucunda aihm, cas vb. yargıyı uluslararası düzlemdeki kararların defalarca doğrulanmasına rağmen, hiçbir şekilde hukuka adalete inanmayan bir ben kaldım sanarken şimdilerde hâlen düzenli olarak kullandığım bu twitter hesabımı açmıştım. yıllarca ânlık dinlediğim şarkıları paylaştım. sonrasında da zamanda yolculuk değilse de zihinsel bir hareketle yazmaya başladım. bu ülkede fotoğraf çekip çekilmenin günâh olduğunu düşünen insanlarla tanıştım, müzik keşfetmeyi benden öğrenenler dj filan oldu. güldüm geçtim. samimiyetsiz miyim yoksa kel miyim? şarkısının sözleriyle ünlenen büyük ev ablukada’ya inat, kendi saçlarımı kendim kestim ay oldu yıl oldu, “sen balık değilsin ki” albümüyle bilinen gevende dahil, hepsi hariç, durduğum hareket etmediğim anlamına gelmiyor ki demeye ve dinlenirken dinlemeye devam ettim.
ula bu memlekette; kim kimin adamı kim kendini bile tanımıyor bunu acur’un var mısın yok musun ve veya yeteneksizsiniz Türkiye yarışmaları aracılığıyla değil en baştan hiç fotoğraf çekmemişim misâli fotoğraf çektikçe, hiç müzik zevkim yokmuş misâli müzikleri doğal ve katkısız dinlemeye devam ettikçe, ben her neredeysem oradakileri kendime benzettiğimden dolayı değil, kendileri kimdir keşfetmelerine yön ve yol açtığımdandır ki bu kadar düzgün doğrusal hareketin üzerine bu kadar eylemsizlik momentinde durup hakaret edebiliyorum. alan savunması ya da adam adama markajı keşfetmesini de şimdiki zamanki teknik direktörümüze tavsiye ediyorum. çünkü Trabzon’da herkes teknik adam herkes filozof olabilir ama resmi olarak ne kadar başarılı olursa olsun, Istanbul’daki kaybedenler kulübünü kendine güldürecek kadar koltuk peşinde köşe kapmacaya vaktini ayırmaz.
yanlışa yanlış doğruya da doğru demeden dilerim önce takım, sonra ülke sonra da dünyayı yöneten geriye dönüşçü zihniyetin hüsrana uğradığı bir yıl olur bu yıl ve ileriye daha rahat bakabiliriz.


Yorum bırakın