– amerikadan kahve, ingilizlerden futbol eğitimi, fransızlardan çöp dökme alışkanlığı ve parfüm alışkanlığını, italyanlardan da makarnayla pizzayı almışız.
– sâhi, almışız da karşılığında ne vermişiz?
– yoksulluğun ve yobazlığın tavana basmaya çalışanlara değil, organik bütünlüğün hiç yitirilmediği tabana yayılmasına neden olmuş bu durum.
– peki, anladım da; soruma yanıt alamadım.
– başkalarından almakla kaybedilen zamanın değerini anlamaya yarayan bir ülkenin kaç kuruşluk hikâyelerine ederinden fazla para karşılığı vermişiz. mesela, örnek olarak; amerikan mandası sarayında oturduğu yerden, doldur boşalt sevdalısı terim aracılığıyla, gündem oluşturup temizleme çalışması başarılı oldu gibi görünüyor. yunanda şampiyonluk primi peşinde koşarken sakat olmayan mücadeleci ruhlu oyuncular hikâyesiz zamanlardayken, bir Türkiye bir de memleket var değerini bilen yok. ne yazık.
– kahveden devam mı abi, yoksa bira mı açayım?
– şimdilik lüzumu yok almayayım yolda bir ân kompakt ve akıllıca konuşmalar duydum. çok susadım ancak şimdilik tam olarak kar yağmasını ve yağdığında zamanında evvel yitirilen büyük küçük tanıdık tanımadık kimi kurtaramadıysak, onları kurtaramadık sanıldığında, kelle de sayılı satılırdı mahallede, ampül de.
– sayıyla mı, neden? tek ve bir tane yeterliyken tasarruf etmek durumundan mı?
– lüzumlu olan tektir, lüzumsuz olan gibi etrafına saygı dağıtmaz. saygı, tek olan kuvvete kuvvetli olduğundan dolayı mı ulaşmış yoksa bir başına bir zamanda yaşadığından mı?
– tek soru(n), fırsatçı değilim diyenler harici ve dahili hiçbirimizin aklı yok ne kadar zeki olursak olalım.
çekilme olasılığı olan ama muhtemelen sermayesi kendi zihnim kaynaklı kaldığından ve yaşadığım zamandaki sermaye bana kapı bırakırsa şimdiden sonraya bırakmamaya çalışacağım, altı bölümlük “yalnızca akşamları öten kuşlar” çalışmamın, mutlu hayâl edilebilen bir sisifos bölümü tanıtım tretmanımdan, bir kuple.
trt 12 puntoya mı yollayayım? yoksa ıstanbul kültür sanat vakfı dizi çalışmaları atölyesine mi?

Yorum bırakın