09.03.2024 – İZMİR
ONUR BERKAY SUİÇMEZ
şimdiki zaman öyle ki, herkes mutlu veya değil durumuna bakılarak değişir, acaba eski zamanın kültür sanat üreticilerinin etrafında dolaşıp şu dakikada şunu yaptı, şu dakikada bunu yaptı, terledi, yoruldu diye not tutan kirli zihniyetli insanlarla dolu bir dünyada yaşadım diyebilmek için değil, yaşadım, yaşıyorum, ki yazıyorum diyebilip onları taklitçilerini kovalayabiliyor ve başından savabiliyorlar mıydı? bizler yaşıyorum diyebiliyorken bizleri değerlendirenler de bakarken düne, bugünümüze ve yarına doğru şu kişi şu tarihte bu kitabı okuyordu, onun üzerine bu yazıyı yazdı, ya da tarihsel olarak akademi berbat durumdayken ülkemizde, tarih yazıcılarını hareketlendirmek adına tarafsız bir iletişim politikasıyla kendi söylemini ortaya koyup, söylemini zararsız sananlara zararlı, zararlı sananlaraysa zararsız bir dille potansiyelimizi koruma çabasından bir türlü üretemeyen, kısır zihniyetli, yağmacılardan kurtulmak adına ne yapmak lazım onu düşünmek lazım diye düşünüyorum.
bir başlık daha ekleyecek olursam o başlık da şu olsun:
Tüketim ve Sembollerle Reklam Anlatılarında Tarihsel ve Dönemsel Değişimler
tez çalışmam öncesi bir ders ödevimin başlığıydı. puanlama olan son ders dönemimde diğer ders notlarım AA’yken 80 alıp tez çalışmamı yönlendirmeye daha çok çabalamam adına beni motive eden dönemler sonrası, yav arkadaş bu Berkay hala okuyor da hiç mi taviz vermedi ilkelerinden diyecek olursanız: tek bir ilkemden taviz verdim, o da her sevdiğim kadını diğerinden daha fazla sevdim. yaşarken notlandırılma kaygısı duymadan ne ösym ne yök’üne hiçbir kurumuna güvenmezken, ülkenin akademik sistemine düşürmeden tezimi korsanlardan korumak ve rahat bir şekilde kusursuz olma çabasından uzak ve sadece yazmak için yazmak amaçlamadığımdan yıllar sonra üzerine çok konuşulacak bir akademik çalışmayı bitirmeye ve sonrasında da yoluma çıkan kır kaktüslerine elimi ya da ayağımı çarpmadan, sevdiğim beni sevsin, ben beni seveni seveyim, ama hiç kimse bizim hayatımıza karışmasın tarzı basit yaklaşımlardan uzak, sevdiklerimle birlikte, samimi ve yağmacı düzene karşı, mücadele dolu bir hayatın önünü ardını sorgulatmadan kendi hayatımda yeni bir dönem başlatayım.
Buradaki bilim, örneğin, göreceliğe, birçok olgucunun kabul edeceğinden daha yakındır. Yapısalcılık, söylenmiş ya da düşünülmüş olabilecek durumlarda “mantık” kavramını başvurulabilecek bir yüksek mahkeme olarak kabul etmiyordu, çünkü, yapısalcı olmayan bazılarının öne süreceği gibi, sonunda yapısalcılıkla ilgili bir hayal kırıklığı yaratacak olan, “ne söylense fark etmez” tehlikesini göze alıyordu. Yukarıdaki analizlerden ikincisinde, yazılabilecekler konusunda hiçbir denetim yokmuş gibi gözükmektedir- çünkü yapısalcılar, ne olgucu anlamda deneysel verilerin ve ne de felsefi anlamda akıl yürütmenin, değil iyi ile kötü arasında, anlam ve anlamsızlık arasında bile hakemlik yapmasını kabul etmiyorlardı.

Yorum bırakın