kahkaha atamayan martılar – a short video by onurberkaysuicmez

Shot on JANUARY 2024 – Edited in MARCH 2024 – by onurberkaysuicmez with natural sound.

Felsefe ve Fıkra: “Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenk’le Bara Girer” Mantık yoksa akıl yararsızdır. Mantıkla tartışmaları kazanabilir ve kalabalığı dağıtabilirsiniz. Ne kadar filozof varsa o kadar yaşamın anlamına dair fikir, ne kadar yaşamın anlamına dair fikir varsa o kadar da yaşamın anlamına dair fıkra vardır. Bir iyimser, bu dünyanın, mümkün dünyaların en iyisi olduğunu düşünür. Bir kötümserse sahiden öyle olmasından korkar. İyimserin; “Bardağın yarısı dolu. ”dediği yerde, kötümser; “Bardağın yarısı boş.” der. Rasyonalistse; “Bardak lazım olandan daha büyük..” Göründüğü kadarıyla, ne kadar iyi veya kötü olursa olsun, bu dünyada kısa süreliğine bulunuyoruz. Ama kişiden kişiye değişen şudur ki ne kadar zamanda neler yaşadığımız mı önemlidir yoksa yaşadığımıza oranla sınırsız sayıda yıl mı? Hayatın amacı konusunda, insanların ne olmaları gerektiğiyle belli bir insanın ne olmak istediği arasında bir ayrım vardır. Yoksa da olmalıdır. Yazımın başlığında bahsi geçen kitap, biraz sonra altta karşınıza çıkacak soruların başlık olarak değerlendirildiği bir kitap, birey olarak lisede Ankara’nın Etimesgut’unda lisede okurken seçmeli ders olarak aldığımız Mantık ve Felsefe dersleri dahilince yıllar öncesinde okuduğumu hatırladığım bir kitaptan bahsediyorum. Çok soru var çok da yanıt ama önemli olan yanıtı herkese aynı şeyleri düşündürtecek sorular değil bence. Dört dediğimiz şey 2 ile 2’nin toplamının bir parçası mıdır? Bir ampülü değiştirmek için kaç yeni çağcı lazımdır? “Bu cümle yanlıştır” cümlesi doğru mu yanlış mı? Başarısız olmayı deneyip başaran kişinin yaptığı hangisidir? Başarısız olmak mı, başarılı olmak mı? Şimdiki zamanda yaşadığımız ülkeye bakınca, belli ki her ikisi de doğru önermeler değil. Bunu böyle yorumlamak için sadece tek bir kitap okumak yeterli değil elbette. Birinci önermeye baktığımızda, iki rakamıyla iki rakamının toplamının dört olmasına öncelikle mantıklı bir şekilde yaklaşmalıyız. Şöyle ki: Bu sonuca önce iki şeyi, daha sonra başka iki şeyi sayıp ardından toplamını sayarak mı ulaştık? Voohoona yerlilerinden birisi, batılı bir antropologa, iki artı iki eşittir beş der. Antropolog merakla bu sonuca nasıl ulaştığını sorar ve “sayarak elbette.” yanıtını alır. Ve Voohoona yerlisi durumu şöyle açıklar: “Önce bir ipe iki düğüm attım. Sonra bir başka ipe iki düğüm daha attım. İki ipi birbirine bağladım, beş düğüm etti.” Garip geldi değil mi? Ben dahil yazımı nasıl yazacağımı kafamda tasarlamadan önce kütüphanemde böyle bir kitaptan böylesine dolu dolu bir yazı çıkaracağımı düşünmüyordum. Şöyle devam edeyim kaldığım yerden: İyi ve kötünün ne olduğunu belirlemek etiğin alanına girer. Ayrıca, etik dini görevlilerin, uzman tayfasının ve ebeveynlerin boş durmasını engellemeye yarar. Çocukların boş durmalarını engelleyen tek şeyse din görevlilerine, uzman tayfasına ve ebeveynlerine “neden?” sorusunu sormalarıdır. Fıkra ve esprilerin kuruluşu ve etkisiyle felsefi kavramların kuruluşu ve etkisi aynı malzemelere dayanır. İkisi de aynı şekilde aklımızı gıdıklar. Bu yüzden ikisi de aynı itkiyle hareket ederler: olayları algılama tarzımızda karışıklık yaratarak bizi şaşırtma, dünyalarımızı alt-üst etme, hayatın saklı ve sıklıkla huzur kaçırıcı gerçeklerini bulup çıkarma. Filozofun iç-görü dediği şeyle fıkracının “zınk” diye oturttuğu esprisi aynıdır. Davranışlarımızın denetimimiz dışındaki psikolojik güçler tarafından belirlendiğine inanmak ahlaki ve vicdani sorumluluk fikrini son derece aşındırmıştır. Bu tartışmalardan haberi olan bir katil varsayalım. Bu kişi, yüzsüz bir şekilde yediği gofretten elde ettiği şekerin bünyesine etkisinin kendisini cinayete zorladığını söyleyebilir. Bu özellikle böyle bir çağda, “şeytana uydum.” bahanesinin psikoloji kılığına büründürülmüş hali olarak değerlendirilebilir. Böyle bir çağ derken ne kastediyorum? Toplum ve siyaset felsefesi, toplumdaki adalet meseleleriyle uğraşır. Hükümetler neden lazımdır? Mallar nasıl paylaştırılmalıdır? Adil bir toplumsal sistemi nasıl kurabiliriz? Bir zamanlar bu tür meseleler en güçlünün elindeki kemiği diğerinin kafasına indirmesiyle hallediliyordu ama toplum ve siyaset felsefesiyle geçen asırlar sonunda insanlık füzelerin daha etkili olduğunu öğrendi. Kitapta bunun yanıtını yazarlar şöyle veriyor: “Ampul değiştirmek için kaç yeni çağcı gerekir? Hiç. Daha yeni “Karanlığa Uyum” adlı destek grubunu kurdular. Şakacının tekinin, faydacılık felsefesinin mimarlarından Machiavelli’nin faytonunun arkasına, o zamanlarda, “İyilik yap, denize at.” yazan bir çıkartma yapıştırma fırsatı yakalayamadığındandır belki de, şimdi herkesin iyiliği de kötülüğü de gözler önünde. Kim yabancılaştığı topluma faydalı bir birey olmaya, kimler başkalarının hayatı üzerinden çıkar kazanma peşinde çalışıyor bunu önce yakın tanıdıklarıma sonra da beni tanımayan okurlarıma kendi hayatlarındaki tek taraflı faydacı bireylerden kurtulmaları adına çaba göstermeleri adına düşünmelerine yardımcı, önceki hafta yayınladığım bu yazıma burada çektiğim kısa videoyla noktayı koyuyorum.


gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin