17.04.2024
Ankara.
ONUR BERKAY SUİÇMEZ

okan bayülgen’in richard oyununa bilet almıştım çıktığı zaman erken, ucuz ve karaborsaya düşmeden; meb şura salonunda yaş ortalaması baya büyük bir kitleyle birlikte seyredip söyleşisini beklemedim soracağım soru olmadığından. 16.yy ingiliz kraliyeti ve şekspir taşlamasını, deli mi? kral mı? yoksa sadece oyuncu mu? aklımda olan soruları biraz kendim düşünüp şimdiki zaman tiyatrosunun hayatın akışıyla değiştiğinin bilinciyle bireysel olarak yanıtsız kalmadan biraz daha aydınlanmış olarak, eve vardım. varana kadar oyun hakkında değil de hayat ve elâlem ne der toplumu üzerinde düşünerek yıllardır benim karşı apartmanda tam çaprazımda oturan turuncu saçlı kıza iyi çalışmalar dedim, duydu mu emin değilim ama öyle bir dünyada yaşıyoruz ki zamane çocukları herşeyi normalleştirebilirken daha bizler komşularımızı bile tanımadan, mahalle muhtarı, belediye başkanı, vekil, cumhurbaşkanı filan seçiyoruz. seçiyor muyuz yoksa seçmediğimiz ama çıkarları başkalarına daha faydalı olacak olan mı hep tepemizde oluyor bu da muamma. iletişim bilimleri fakültesinde okurken ne edebiyat okudum ne de açıktan başka okula yazıldım çünkü 10 yıl önce bugünlerde sinema ve televizyon okumayı kafama koymuştum hedef tarafımca belirlenmişti ve sapmadan bu noktaya kadar arkaplandaki durumlara ve zamansallıkla sinemasallık hikâyelerle birlikte yaşaya yaşaya ulaştık. neden sanat eserlerinin demokratikleşen bir toplumda sadece ve sadece seçkin elit kitleyi, ve yine sadece sadece kendi yöntemleriyle etkileyebildiği meselesine zaten tezim bittiğinde değinmiş olacağım ama o zamana kadar etrafta normâl insanların varlığının farkına varın ve böcek görünümlü dıronlarınızla tayyareleriniz eksik olsun, bahar mevsimi çiçeklerle böceklerle doğal olarak başlasın bitsin, normale dönüş adına açabilirsem adını sarı sahaf olarak belirlediğim bir de küçük yer tutmayı planlıyorum. dünyevi ve manevi destekleriniz kalptense eyvallah, değilse de kapalı kafalarınızda kalsın. “sarı sahaf” da çok önceden beri aklımdaydı kafamdakileri bir bir gerçekleştirdikçe, maksat esnaflık olsun kafasında olmadan, okunmuş ve okunmamış kitapları yeniden dönüştürebilme meselesini yeniden gündeme getirip, kitapları yakan düşünce adamlarını asan zihniyetli orta çağ kafasızlığına karşı açabilirsem ve zamanı çok uzatmadan tezim bittiğinde konumumu potansiyel olarak korur ve enerjimi daha verimli değerlendirirken; kütüphanemde kitap kurdu olmak isteyen misafirler olsun ister ve beklerim.

“39.5 Basamak”, “Batı Ekspresi” ve benzeri olmayan Ankara’da tiyatronun seyircisi ve/veya konusu olmak – gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından için bir cevap yazın Cevabı iptal et