ONUR BERKAY SUİÇMEZ
11.05.2024 – ANKARA
“Açlık Oyunları” ve Tokluk Felsefesi – Onur Berkay SUİÇMEZ (ACADEMIA)
Önceki yılın 15 Ekim’inde yazıp 16’sında kişisel blogumda Kırk Fırın ekmek yemeden öncesinde “Ay Çocuk”[1] başlığında paylaştığım yazımda şöyle başlamıştım.
“İlkel insanın evren hakkındaki ilk izlenimi,
Genellikle onu öldürmek için,
Anlamsız yere üzerine gelen şeylerin korkunç gizemli karmaşasıdır.”
(Crowley, 2004, s. 73)
Şimdi, suyun bildiği nedir? Bilmiyoruz, hep birlikte bakalım.
Çok zaman sonra, insanlar; hiç olmazsa az biraz, olaylar arasında bağlantı kurma düşüncesini geliştirdi. Asırlar geçti. İlk başlarda sadece birkaç madde üzerinde etkili olan kanunları algılamaya başladı. Daha sonraki asırlarda, bazı cesur düşünürler bütün bu farklı etkiler için tek bir neden icat edip buna Tanrı dediler. Bilim gelişti ve gelişmeye devam etti. Şimdilerde her şeyin, bu kanunların konusu haline dönüştüğünü fark ediyoruz. Eski anlamıyla gizemli bir Yaratıcı ‘ya ihtiyacımız yok gibi görünüyor. Geldiğimiz noktada ben ve birkaç kişi reel bir yüzeyin yanılsama olmasına benzer bütün evrenin de bir yanılsama olup olmadığını soruyorken; kötülüğün kökeni sorunu bile başlı başına teolojiyi çok fazla meşgul ederken, insanlar, Tanrı’nın doğası hakkında bitmez tükenmez tartışmalar yürütüyor ve hiçbir zaman kesin ve net bir karar veremeyecekler.” [2] (Suiçmez, O.B. 16.10.2023. Ankara)

40. Yılında Dünya Çiftçiler Günü etkinlikleri başlığında, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası ve 21. Yüzyıl Planlama Grubunun ortak olarak düzenlediği ve TMMOB ZMO Yönetim Kurulu Başkanı, babam Baki Remzi Suiçmez’ in açılış konuşmasını yapacağı, devamında Çiftçinin Dünü Bugünü özel sunumu başlığında Bilsay Kuruç’un 21. Yüzyıl için Planlama oturumuyla başlayan sunumda, Birinci Oturum, Çiftçi ve Emek Mücadelesi başlığında. İkinci oturumsa Tarım Politikaları ve Çiftçinin Yeri başlıklarındaki konuşmalarla devam ederken, hem konuşmaların tamamını sonuna kadar dinleyip, hem de kendi alanımda daha önce biriktirdiğim bir sinema filmi serisine dair düşüncelerle şimdiki zamanda Türkiye’de halk ile halkın hakkını koruyanlara karşı davrananların Toklukla Açlığın Koordinasyonu ya da Koordinasyonsuzluğu özelinde mühendisliğin önemi, bilimsel davranış ve hareketlerin üst yapısal değil de altyapısal olarak yeniden ve yeniden kurumsallaşması, iktidar eliyle kapatılan kurumlarla değil, yönetilemeyen bir zaman diliminden ve ekonomik krizleri bizlerden aldıkları vergilerle kendi vatandaşına değil yabancılara vatandaşlık veren bir iktidar döneminde yalana ve talana karşı tok, Açlık Oyunları oynayan ve oynatan Hollywood ve ziyadesiyle bizim memlekette Hayatta Kalma Oyunları oynatıp TV ekranlarında halkı zaman zaman değil on yıllarca yeteneksizsiniz diye aşağılayan TV muh(a)birlere tamamen karşı bakış açısıyla sol ve sosyal demokrat düzlemde akademik ve özel başlıkta üzerinde çalıştığım makalelerde ve denemelerimde yayımladığım yazılarıma, 1 Mayıs 2024’te sokakta yine bir umut yakalayan halkın, iktidar partisi ve kurucu parti özelliğini ana muhalefet partisinin liderlerinin eliyle umudu yakalatmak bir yana umudu halkın elinden el ele poz veren siyasetçilikten başka meslekleri olmayanlara rağmen, sonrasında on gün sonra ben ve bugün düzenlenen etkinliğe TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı, babam Baki Remzi Suiçmez’in açılış konuşmasından sonra 21. Yüzyılda yaşayacak mesleklerin tarımsal üretimi sağlayacak olanın bilimsel tarafını koruyan ve kararlaştıran dernek ya da sivil toplum örgütü vasfı ötesinde bilim yapabilirken karşı devrim yapmaya çalışanlara da halen Radyo, Televizyon ve Sinema okumaya devam edip yüksek lisans tez çalışmamı az biraz zaman daha ötelerken bireysel bir şekilde değil, iktidarı eğitimsizliğinden dolayı elde tutanlara karşı, “Biriciklik ve Mülkiyeti” ve “Mülksüzler” kültürel kavgası harici ve dahilinde, toprağına ve suyuna sahip çıkmaya çabalayan ve çabalamakta sürekliliği sağlamanın yabancı devletlerin kontrolüne bırakılan Türk telekominikasyon firmalarından tutun, “Devrim Arabası” nı bilmeyen karnı tokların makinalaşmakta Atatürk Cumhuriyeti Devleti zamanından bu yana ileri atılan adımları, özellikle son 22 yıllık iktidarlarında ve sistemi değiştirdikleri yeni Türkiye adı verdikleri ancak yeni hiçbir şey katamadıkları memlekette yabancı parçalarla ve yabancı üretim olarak bile değerlendirilemeyecek araba üretip makinalaşmayı bile yerli zihinlere emanet etmeden yalan ve talana karşı karnı tok olan olanların karşısına TOGG’la çıkmayı akıl ettiler.
Tarım, toprak bilimi ve kültür teknik babam ve annemin ihtisasıyken, şimdiki zamanda okumuş işsiz sınıfın büyüklerini tanıma ve tanıtma çabası olmadan bile kendi düzenini kuramayacak kadar az para kazandığı veya hiç para kazanamadığı, modern dünyada gündelik zamanda akıl ve fikir bizlerin görünür/görülür kılmaktan hoşnut olduğumuz her kim varsa, ya sisteminin bizim gençliğimizin güzel ve doğru yaşamı bulmak adına kendine ve çevresine zaman ayırabilmemize, ya da görünür/görülür kılmaktan hiç hoşnut olunmayan Televizyon ve Magazin ünlülerinin takipçisi olan ve kendi hikayesi dışında başkalarının hayatının seyircisi olmakta zamanını boşa kaybetmeye devam eden bir geleceksizliğe sürükleniyor.
Debord’un (1996, s. 20) vurguladığı gibi toplumsal iş bölümü ve sınıflar, siyasal mekanizmalar olarak toplumda hangi işleri kimin yapacağını belirlerken, kimin nasıl yaşayacağını ve kimin nasıl öleceğini de belirlemektedir. Oyunlarda ölümlerin doğallaştırılması ve gösteri haline getirilmesi amacıyla farklı söylemler kullanılır. Bir haraç öldüğünde ekranlarda top atışı eşliğinde gencin fotoğrafı gösterilir; ölüm sahneleri farklı açılardan çekilmiş görüntüler eşliğinde tartışılır. Söz konusu olan bir gencin bir başka genci öldürmek zorunda bırakılması değil de maçta kaydedilen skormuş gibi heyecan ve keyifle konuşulur; bazen kısa süreli bir üzüntü sergilenir. Mıntıkalardan gelenler Capitol yurttaşları ile eşit hakka sahip görülmedikleri için ölümleri doğaldır, çektikleri acı sadece gösteri değerini artırıyorsa konuşulmaya değerdir.[3]
Açlık Oyunları, sınıflara bölünmüş, adaletsizliği sorgulamayacak kadar bastırılmış ve politik eyleyiciliğini kaybetmiş bir toplumda, bilim ve teknoloji ne kadar gelişmiş olursa olsun, Antik dönem barbarlığının hüküm süreceğini hatırlatır. “Gösteri, bütün diğer ifadelerin yasaklandığı hiyerarşik toplumun kendisi karşısındaki diplomatik temsilidir. Burada en modern olan aynı zamanda en arkaik olandır” (Debord, 1996, s. 19). MS 1. yüzyılın sonlarında yaşamış olan Roma şairi Juvenal, dönemin kültürel ve politik koşullarını hicvettiği şiirlerinde, insanların ilgilendiği yegâne şeyi “panem et circenses” yani “ekmek ve (sirk) oyunlar” olarak adlandırmıştır. Artık kimsenin oylarını satın almadığını, halkın ilgi ve kaygılarını terk ettiğini söyleyen Juvenal (2016) bir zamanlar politika ile ilgilenen insanların hiçbir şeye karışmadan sadece ekmek ve oyunları hevesle istediklerini belirtmiştir.
Baudrillard’ın (1991, s. 12) da vurguladığı gibi kitleler anlam yerine gösteri istemekte, içinde gösteri olması koşuluyla tüm içeriklere tapmaktadır.[4]
Sosyal ve çevresel adaletin sağlanmadığı, toplumun sömürenler ve sömürülenler olarak sınıflara bölündüğü bir sistemde ileri teknoloji, yıkım ve katliamın devasa boyutlara ulaşmasının aracı haline gelmektedir. Açlık Oyunları’nda teknolojinin sömürülen sınıflara daha fazla şiddet, denetim ve zorla çalıştırılma olarak yansıdığı anlatılmış, yüksek teknoloji ile inşa edilen tiranlık öykünün her noktasında Antik Dönem’den alınma referanslarla tasvir edilir. “Tarih hakkında akıl yürütme iktidar hakkında akıl yürütmek’ten ayrı düşünülemez. (…) Yine de Yunan toplulukları arasında paylaşılmış iktidar, sadece, üretimin köle sınıfında ayrı ve durağan bir şekilde kaldığı bir toplumsal yaşamın harcaması’yla var oluyordu. Sadece çalışmayanlar yaşar” (Debord, 1996, s. 77).
Michel Foucault’nun ‘gözetleme, disiplin ve panopticon’ konusundaki fikirlerinden yola çıkan bu çalışmanın amacı, Açlık Oyunları Üçlemesi’ni inceleyerek Panem’deki yaşam koşullarını, Capitol’ün gözetimini ve Capitol (Amerika Birleşik Devletleri ve bazı sömürücü ülkeler) ile günümüz (sömürülen uluslar) arasındaki ilişkileri açıklamaktır. Açlık Oyunları Üçlemesi, günümüz dünyasında geçerli olan sosyolojik, politik ve ekonomik temaları yansıtır. Totaliter hükümetler, siyasi baskı, gözetim, sosyal çöküş, şiddet ve yoksulluk hem Açlık Oyunları Üçlemesinde hem de günümüz dünyasında yaygındır. Bu ezilen hükümetler hem günümüz dünyasında hem de Capitol’ de (beklenen gelecek) kesin hedeflerine ulaşmak için insanları kullanır ve görsel etik, itaat ve özne yaratmayı sorgular, çocukluğu ve gözlemleri Açlık Oyunları Üçlemesi’ni ve baskıcı gücü yansıtır.[5]
“Toprağın içindeki bir delikte, kuralına uygun hareket etmenin ve saygınlığın fazlaca ödüllendirildiği bir toplumun içinde yaşamını olaysız ve sakin bir şekilde sürdürüp giden biri vardı. Ne var ki, günün birinde içinde yaşadığı deliği terk edip engin maviliklere doğru yolculuğa çıktı. Her ne kadar korkutucu bazen de acı verici olsa da atıldığı bu macera onu sonsuza dek değiştirecekti. Gözleri açılmış, zihni ve karakteri olgunlaşmıştı. Gün gelip de deliğine döndüğünde komşuları onu “çatlak” biri olarak görmeye başladılar çünkü onlar yaşamda düzen ve öngörülebilir nitelikte rutin işlerin dışında da bazı unsurlar bulunabileceğini kabul etmeye bir türlü yanaşmıyordu. Tamamladığı yolculuk sonrası eski itibarını yitirse de kahramanımız kendisine öz benliğini keşfetme olanağı tanıyan ve ilginç bir dünyaya açılıp bu sayede yeni deneyimler kazanmasını mümkün kılan bu maceraya çıkmış olmaktan asla pişman olmadı.” (Bassham, Bronson, & Irwin, 2012, s. 7)
Eğer buraya kadarki kısım, size tanıdık gibi göründüyse, zaten öyle olması hedeflendiğindendir diye başlıyor yazarlar Erik Bronson ve Gregory Bassham “Halen Nefes Almakta Olan Filozoflarla Alay Edeyim Demeyin” başlığında yazdıkları Hobbit ve Felsefe kitabındaki başlangıç bölümüne; ki sonraki paragraf da Platon (Eflatun; MÖ. 428-348)’ un muhtemelen tüm zamanların en meşhur uzun bir seyahatten sonra evine dönme temalı hikayesi olarak kabul edilen “Mağara Alegorisi”[1] adlı eserinden beslenmektedir. Platon’un hikayesi pek tabii ki Hobbitler veya büyücüler hakkında değildi. Bir yeraltı hapishanesinde doğumundan beri zincire vurulu halde yaşamış olan bir adamın günün birinde dışarı çıkma cüretinden ve bundan sonra bu sayede dünyanın gerçeklikte sanıldığından çok daha büyük, renkli ve güzel olduğunu düşündüren bir keşif kıssasıdır bu.
Yürümekle hayat kurtarılabileceği söylenir bize hep. Neredeyse hepimiz, geçmiş günlerde belli bir dava uğruna düzenlenen yürüyüşlere katılmış, bizzat katılamamışsak bile, dünyamızda yanlış giden bir şeyleri değiştirme umuduyla söz konusu yürüyüşleri yapan dostlarımıza veya meslektaşlarımıza arka çıkmışızdır. Sadece gün ışığından yoksun yaşayan bir Goblin haklı bir dava uğruna zaman veya para harcanmasına şiddetle muhalefet eder. (Bassham, Bronson, & Irwin, 2012, s. 54)
Her filozofun bildiği ya da deneyimlediği şekilde; zihni geliştirmek de en az bedeninki kadar çok egzersiz yapmayı gerektirir. Montaigne de kaçınılmak olarak bunun bilincine varmıştı. (Bassham, Bronson, & Irwin, 2012, s. 56)
“Dans ederken sadece dans ediyorumdur, uyurken de tek yaptığım şey uyumaktır; oysa güzel bir meyva bahçesinde yalnız başıma yürüyüşe çıktığımda zihnimin bir bölümünü uzaktaki meseleler kurcalamaya başlamışsa bile diğer bölümünü kullanıp yeniden yürüyüşüme odaklanıp, yalnızlığın tadını çıkarıp düşüncelerimi bahçeye ya da kendime yöneltebilirim.” diyerek bu denememi de tam olarak burada sadelikle, bitiriyorum.




Kaynakça
Baudrillard, J. (1991) Sessiz Yığınların Gölgesinde ya da Toplumsalın Sonu. (O. Adanır, Çev.). İstanbul: Ayrıntı.
Bassham, G., Bronson, E., & Irwin, W. (2012). Hobbit ve Felsefe. Istanbul: Ithaki.
Crowley, A. (2004). Moon Child (Birinci b.). (K. Çaydamlı, Dü.) Istanbul: Altıkırkbeş Yayınları.
Debord, G. (1996) Gösteri Toplumu. (A. Ekmekçi, O. Taşkent, Çev.). İstanbul: Ayrıntı.
Juvenal. Satire 10 The Vanity of Human Wishes. Satires içinde (G. G. Ramsay, Çev.). Erişim 15 Şubat 2016, http://www.tertullian.org/fathers/juvenal_satires_10.html
Açlık Oyunları Üçlemesinde Gözetleme ve Baskıcı Otoritenin Yansımaları. Mesut GÜNENÇ. ODÜ Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi / ISSN: 1309-9302 / dergipark.org.tr/tr/pub/odusobiad/ s. 1089-1100
Platon’un Mağara Alegorisi – Türkçe Seslendirme – YouTube
Montaigne, The Complete Essays of Montaigne içinde “Deneyimler Üstüne” s. 850
[1] Kırk Fırın ekmek yemeden öncesinde “Ay Çocuk” – gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından (onurberkaysuicmez.wordpress.com)
[2] Kırk Fırın ekmek yemeden öncesinde “Ay Çocuk” – gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından (onurberkaysuicmez.wordpress.com)
[3] Aygün Şen. 2019 (Bilim Kurgu Sinemasında Gösteri, İsyan ve Adalet: Açlık Oyunları). s. 143
[4] Aygün Şen. 2019 (Bilim Kurgu Sinemasında Gösteri, İsyan ve Adalet: Açlık Oyunları). s.146
[5] ODÜ Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi / ISSN: 1309-9302 / dergipark.org.tr/tr/pub/odusobiad/ s.1099

hobi olarak hobbit yaşamı yaşamak – şimdiki zamandan manzaralar: bölüm I – gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından için bir cevap yazın Cevabı iptal et