ONUR BERKAY SUİÇMEZ
17.05.2024- ANKARA
Her zorluğa her sıkıntıya rağmen baki kalan bir toplumuz. Kalıcı olmak için mizah şarttır. Çünkü kendisine verdiği değer kadar, kendisiyle alay etmeyen topluluklar, tatsız tuzsuz bir yaşam sürer ve üstelik pek de uzun ömürlü olamazlar.
Karadeniz Fıkraları olmasa n’olurdu halimiz? Laz normal şartlar altında belli bir yerde çok uzun süre barınamaz çünkü içlerinizi ısıtan sevimlilik ve sürekliliği onu konum değiştirmeye zorlar. Oysa Laz her yerde lazdır. Lüzumludur, bu hayatta var olması şarttır.
Neden diyecekleriniz olacak, şöyle yanıtlayayım: “Ülkemizdeki cumhurbaşkanlarından çoğu komik kişiler değil gülünç kişiler, ve gülünç olmalarıyla birlikte aynı ölçüde trajikomik olduklarından TV’de tanıdık yüzler dışında hiçbir haber kanalını, Meta uygulamalarında arkadaş olarak listemde bulunanları, Twitter (X)’te de standart üzeri ve tık haberciliği yapmaya çalışmayan çoğu onaylı haber sitelerinden takip edip hiçbir trol ağına bulaşmadan bireysel olarak gündemi belirliyen tarafta yer alıyorum. Ama kuru kalabalık hep okulsuz çocuklara çalışırken ben hala iletişimin komünikasyondan daha önemli ve kuramsal temellerine bakılacak arşiv taraması ve değerlendirmemi kendim yapmaya çalışıyorum. Çünkü Brecht’in de zamanında söylediği şekilde:
“Yenilenlerin tarihini yenenler yazmıştır.”
Bu noktada, okulsuz çocuklar temsili veya değil, hiçbir şekilde Laz’ın eline su dökemez, baştan aşağı kendinden ve yalanlarından ibaret olduklarındaysa mevki ve makamlarından düşecek ve halk onların çaldığı itibarı düşünmez olup başkalarının iktidarı ve başkalarının hayatından çok kendi hayatına odaklanıyor. Rizeli – Trabzonlu kavgasında zamanı geldiğinde fıkra mıkra da kalmayacak, çünkü halk hatırlamak istemeyecek onları. Babası asker diye asker olan, babası gazeteci diye gazeteci olanlardan değilken, kamera kullanmayı, fizikte en sevdiğim konulardan Optik’ten ve lisans eğitimimi tamamlarken başarıyla bitirdiğim Optik Bakış derslerinden önce, babamın hem kardeşim hem bana aldığı fiyatı ucuz sayılabilecek ama performansı ellerimizde değerlenen kameralarla çok fotoğraf çektim, bazen hafıza doldu ancak hiçbiri bir diğer yenisini çekmeme engel olmadı.
Neyse konumuza dönelim:
Laz aslında tek evrensel insan. Yalnızca ülkemizin bir yerinde doğmuş büyümüş, küçük bir azınlığın insanı ama yeryüzünün her yerindeki vatandaş olarak seveninin çok sevdiği, sevmeyeninse hiç sevmediği bir neşe ve hüzün kaynağı.
Biz Laz değildik. Trabzonluyduk. Karadenizliydik, Çocukluklarımızın en tatlı şivesi de taklidi olmayan doğal karadeniz şivesiydi.
En kısa ve en öz fıkraları aktarırken bu gece uyumadan evvelinde belki okur da gülersiniz diye keyifli müzikler dinlemeden biraz motive edici şarkılarla çalışıyorum.
Fıkra I: Adıyla Sanıyla (belki devamını da daha keyifli bir zamanda yazıp paylaşırım.”
Temel kahvede akıllı ve uslu bir şekilde oturuyormuş. Kabadayının biri çıkmış ve dalmış birden içeri ve. “Recep kimdir? Burada mıdır?” diye sorduğunda, korku belası herkes çekilmiş bir kenara. Temel ben Recep demez mi? Kabadayı “İşin bitiktir Recep.” diye haykırmış. Bakmış durum kötü, Temel’in arkadaşları “sen ne salak adamsın? Susadın mı eceline?
Temel, durmuş durmuş düşünmüş. Acaba ben değil de Recep dedikleri hırbo kahvede tek başına böyle bir kavgaya karışsa aldattığı halkından aldığı ahıyla yaşayabilir miydi? Bir bizim dayak yemediğimiz kalmadıysa da ne biberine ne gazına ne jobuna ne sophasına etmiyorum vallahi ben eyvallah.
Hayden cümleten iyi akşamlar. Heyirlı cumalar.
Kaynakça
Halman, T. (1992). Şiirlerle Laz: Karadeniz Fıkraları. Istanbul: Bilgi Yayınevi.

Yorum bırakın