ONUR BERKAY SUİÇMEZ
26.05.2024 – ANKARA
“Bilimin ilerleyişi hakkında yapılan bütün konuşmalar ucuz gazeteciliktir. Böbürlenilen ilerleyişin büyük bir kısmı tıpkı elektrikli trene binen birinin bir elektrik deneyi yaptığını söylemesi gibi, yalnızca bilimin ticarete uyarlanmasıdır. Aynı şey sanat adına da tekrar edilebilir. Bir sonraki şey ise şu. Var olan her şey madde olan her şey üç boyuta sahiptir. Bu noktalar ve çizgiler ve yüzeylerin hepsinin bir başka boyutta bir yayılması vardır, böyle olmasaydı, bunlar yalnızca hayalimizde kalırlardı. Suyun yüzeyi, yalnızca su ve hava arasındaki sınırdır. Sonra ellerimiz ve ayaklarımız mesela. Onları sağa sola hareket ettirsek de, tamamıyla birbirlerinin yerini almalarını asla sağlayamayız. Bir sağ el, ne kadar hareket ettirirsek ettirelim her zaman için bir sağ eldir. Yalnızca aynanın karşısındayken sol el gibi görünür, aynanın size ileride daha üstün bir tür yansıma sunabileceğini söyleyebiliriz. Bu, size aynadan bir dünya olduğunu hatırlatmalıdır, tabi eğer öbür tarafa sapasağlam geçebilirseniz. Bu noktada bazı inançlarda var olan, Angelus Novulus kavramsal olarak tekrar sırra kadem basmadan önce kısa süreliğine Tanrı’nın huzuruna çıkan ve övgüleriyle veda eden bir meleğe dairdir. Evvel zamanlardan söylenegeldiği üzere, bir otomat vardır ve bu makina öyle yapılmıştır ki bir satranç oyuncusunun her hamlesine, kendisine partiyi kesinlikle kazandıracak bir karşı hamleyle karşılık verirmiş. Bir masanın üzerindeki satranç tahtasının başında, sırtında Türk kıyafetleri bulunan, nargile içen bir kukla otururmuş. Aynalardan oluşan bir sistem aracılığıyla, ne yandan bakılırsa bakılsın, masa saydammış gibi görünürmüş. Gerçeklikte masanın altında, satranç ustası kambur bir cüce oturur ve kuklanın ellerini iplerle yönetirmiş. Bu mekanizmanın bir benzerini felsefe alanı adına da tasarımlayabilecek donanımdayız. Felsefe bağlamında düşünecek olursak, bu bağlamda kazanması öngörülen “tarihsel maddecilik” diye adlandırılan kukladır. Bu kukla, hamle ve hareketlerini kendi elleriyle yöneten ama kendini küçük düşürme olasılığını varsayıp satranç ustası kambur cücenin kendini kanıtlamasına müsaade etmeyip yapay tanrıbilimini de hizmetine aldığı takdirde, herkesle başa çıkılabileceği zannedilebilir.”
ben fotoğraf çekmeye karanlık odada başlamadım belki ama; ampulle aydınlananlardan da olmadığımdan, okumaya-yazmaya ve arşivdeki hazineleri değerlendirmeye devam ediyorum.
Özgün müzik: Karadeniz (2007) – Tolga Zafer – Duo Mares
Kasım – 2022
Viyola: Esra Pehlivanlı
Akordiyon: Marko Kassl
önce, her zaman bulunduğun şehirler ve mekanlarda artık tanıdık şarkılar hiç çalmamaya başladığını fark ettiğin bir zamanda, maç için gittiğin bir başka şehirdeki vapurda tesadüfen tanıştığın bir kız kendi hikayesinde aylardır dinlemeye çekindiğin “kulakların çınlasın” şarkısını söylerse, bu duruma ne denir?
hem de kendini bulmuş ve aramayı bırakmışken.
biraz nostalji yapalım.
Şarkıyı kimin söylediğini bulamadım. 30 Nisan 2022 akşamı, 1 Mayıs 2022 sabahı, 2010-2011’den sonra resmi 2. şampiyonluğumuzu aylar boyunca kutlarken, devrimci Trabzonspor ruhuna saygıyla; Sevdiğim kadın beni arayıp mutluluğuma ortak olmasa da bu şarkıyı o söylemiş kadar sevdim ve Trabzon, Sürmene’de az rüzgarlı, önceki yaz çektiğim ağaçlar video kaydımla paylaşmaya değer buldum.
Ankara Beysukent’te, biz bulunduğumuz yıllarda Ankara’nın gözbebeği; Ayten-Şaban Diri ortaokulunda, bulunduğum sınıfla hep beraber oynadığımız, Serap Melek Kaş öğretmenimizin yönettiği tiyatro oyunumuz. #mustafakemalinaskerleriyiz #türkiyelaiktirlaikkalacak #tambağımsıztürkiye

Yorum bırakın