başlangıçtan sonra başlangıç noktası olarak. net olduğum bir noktayla başlayıp, sonrasında bir kısa bir de uzun adım atacağım bu yazıyla bugünü noktalayayım.

kültürel iktidar konusunda farklı tabii ki de ancak ben tek başıma iktidarda olsaydım, memleketime stadyum sponsoru arayıp parayı bulmak yerine stadyumun etrafını böyle düzenler ve düzeltir, bu diyarlarda kiracı değil ev sahibi olduğumu hatırlatırdım.
Onur Berkay SUİÇMEZ
30 Mayıs 2024 – ANKARA
Onur Berkay SUİÇMEZ on Letterboxd
Walter BENJAMİN’in Dar Kapıdaki Mesih kitabı bağlamındaki politika tanımı, zamanın doldurulması yönelik deneyimlenmemiş bir praksisi önceler. Bu tanımı yöntem olarak birçok metniyle yanyana yorumlamak mümkündür. En çok alıntıladığım düşünürlerden olduğundan okumalarımda bana kazandırdığı terimlere bakımında da sosyal hayat ve sosyal medyada ne olmadığı gibi görünen ünlülerden ne de olduğundan fazlasını abartanlardan biri olmadan yorumluyorum. Bu tanımların kullandıklarımdan büyük bir kısmı şüphesiz romantiktir, ancak bilindik sıradan romantizmden çok yeni bir melankolik romantizm kavrayışı da şarttır. Konfor alanından taviz verip, yeni konfor alanları yaratmak konusunda kararlılık yeterlidir.
Politik eylem, kendi zamansallığını geçmişle olan ilişkisinden hareketle kurar, başka bir deyişle zamanı dolduran eylemdir. Anımsamayı devrimci bir yetenek olarak sunan Benjamin için, hatırlama ve hatırlatmanın başlattığı geçmişi kurtarma eylemin tamamlanması da politik eylemle gerçekleşir. Politik eylem, geçmişte tamamlanmamış olanın düzeltilmesine yöneliktir.
Köken konusundaki fikirlerinden özdeşleşme ve yabancılaşmanın ortak olarak barındığı bir pasaj şöyle not düşülebilir, BENJAMİN (s.43-44 ) demektedir ki:
“Köken, tamamıyla tarihsel bir kategori olmasına karşın, şeylerin oluşumuyla hiçbir alakası yoktur. Köken doğmuş olanın oluşunu belirtmez, bilakis, onun tam olarak oluşta ve sona erişte, küllerinden yeniden doğduğunu ifade eder. Köken oluş nehrinde bir girdaptır ve kendi ritminde olmakta olanın maddesini sürükler, alıp götürür. Köken kendisini asla çıplak, apaçık varoluş içinde, olgusal olanda bilinmesine imkân tanımaz ve andaki ritmik olan sadece optik bakışla algılanabilir.”
Bu bir yandan onarım sürecinde bir diğer yandansa her zaman açık bir şey olarak tanınmayı talep eden düşünceler barınır.
Bilim, teknik, sanat kollarında belirli bir konunun öğrenilmesi, öğretilmesi, tartışılması, bu kollardan herhangi birinde çalışmaların düzenli ve çabuk yürümesinin sağlanmasında terimlerin ne kadar büyük önem taşıdığı bilinmektedir. Sinema için de durum aynıdır. Üstelik sinemada terimler konusu daha da çok önem taşır. Çünkü sinema, çeşitli bilim, teknik, sanat kollarının elbirliğine dayanmaktadır. Bu çeşitli kollar, sinemaya yeni yeni kavramlar getirmiştir. Öte yandan sinema, çağdaş tekniğe dayandığından, gelişmesi sürekli olduğu kadar çabuktur da. Böylelikle, sinema alanındaki her yeni adımda, durmadan yeni yeni kavramlar, terimler ortaya çıkmaktadır. Sinemanın bir başka özelliği de öbür sanat kolları, hele bilim ve teknik kolları arasında halk kitlelerini yakından ilgilendiren bir konu olmasındandır. Sinema, yalnız belirli bir uzmanlar topluluğunu değil, bütün sinema seyircilerini, hemen hemen bütün yurttaşları ilgilendirir. Bu bakımdan, çok teknik özellikteki sözcükler bir yana bırakılırsa sinema terimleri, sık sık karşılaşmakta olduğumuz sözcüklerdir. Gazetelerin spor sayfaları, spor terimlerini nasıl, ilgilenen her yurttaşın sözcük hazinesine kazandırmışsa, sinemada da benzer hatta daha kapsamlı bir şekilde sinemada daha ileride olan memleketlerin bulduğu kelimeler daha çok kullanıma alınmıştır.
1963’te Türk Dil Kurumu tarafından basılmış olan Sinema Terimleri Sözlüğünde önsözden diğer bölümlere atlamaya bile lüzum olmadan, önsözde, yazar Nijat ÖZÖN, bağlam Türk Dili’ne kazandırılan terimler olarak sınırlandırıldığında, sinema terimleri konusu çözülmemiştir demektedir. Ki bence, şimdilerde dahil edilirse daha da beter durumdayız denilebilir.
Sinema terimleri konusu, yalnız yurdumuzda değil, sinemanın bulunuşundan bu yana geçen yetmiş yıllık süre içinde, kitap, dergi, gazete biçimindeki sürekli yayınlara rağmen Batıda yeni yeni çözülmeye başlanmıştır. Batıda, sinema terimleri adına başlıca üç dönem göze çarpar. Bunlardan ilki, sinemanın bulunuşundan önce, sinemanın atası sayılabilecek aygıtların ortaya sürüldüğü dönemdir. İkincisi, buluşlar döneminden sonraki ilk sinemacılar kuşağının çalıştığı dönemdir. Üçüncüsü de sinemanın halk önüne çıkışından günümüze kadar uzanan dönemdir.
“Sinema öncesi” diye adlandırılabilecek olan ilk dönemdeki sinema terimleri, bu alanda çalışan fizik, kimya, fizyoloji vb. bilginlerce ortaya konmuştur. XIX. Yüzyıl ortalarından sonlarına kadar uzanan bu dönemde çalışan kimseler, klasik bir eğitimden geçtiklerinden, zamanın modasına da uyarak, buldukları aygıtları adlandırırken Yunan ve Latin kaynaklarından yararlanmışlardır. Bundan sonra gelen kuşak buluşçular da aynı kaynaklara başvursa bile bunların çoğu klasik bir eğitimden geçmediklerinden çok kez yanlış sözcü türetmelerine yol açmışlardır.
Sinema terimleri konusunda göze çarpan bir başka özellik, yazı dilinde ortaya konan terimin, bu terimi kullanan sinemacılar dilinde değiştirilmesi, kısaltılmasıdır. Sinemada zaman, hemen hemen en önemli şeydir: çalışmalar büyük bir hızla yürütülmek zorundadır. Bundan dolayı, sinemacı daha önce yazı dilinde tutunmuş bir terimi bile değiştirir, kısaltır, söylenişinde güçlük çekiyorsa terimi başka bir kılığa sokar, ya da ortaya apayrı bir “sinemacılık argosu” çıkarır.
Sinema ülkemize Batı’dan geldiği, gelirken de sinemacılık kavramlarını birlikte getirdiği için, Batıdaki terim kargaşalığı olduğu gibi bize de geçmiş. Burada yapılan katmalarla bu kargaşalık daha da artmıştır. Bunun nedenleri şöyle sıralanabilir. Sinema yepyeni ve bizler için çok yabancı bir teknik olduğundan dolayı, sinema terimleri yurdumuza çeviri olarak girmiş, her yazar bildiği dilden aktardığı bu terimlere kendine göre bir karşılık bulmak yolunu tutmuştur. Yabancı bir teknik oluşu, bu tekniğin iyice bilinmemesi bu çeviri işinde çok zaman “ezbere” karşılıklar bulunmasına yol açmıştır. Öyle ki, konulan karşılıkların çok zaman adlandırılan kavramla belirli bir alakası olmamıştır. Zaten bizde sinema konusundaki ilk yazıları yazanlar, terim kazandırmakla hemen hiç ilgilenmemişler, sinema üzerine bilgi aktarımını öne çıkardıklarından, ya yabancı sözcükleri olduğu gibi almışlar ya da dile kazandırılacak sözcüğün en çok kullanılan karşılığını sıralamışlardır. Zaten terimler bir yana, sinema yazarlarının eskiden şimdiye yazdıkları yazılarda teknik konular dışındaki dili bile şaşılacak kadar eskidir.
Kaynakça
ÖZÖN, Nijat. Sinema Terimleri Sözlüğü. Türk Dil Kurumu Yayınları. (Sayı: 210). Ankara Üniversitesi Basımevi. (1963).

Yorum bırakın