ONUR BERKAY SUİÇMEZ
20.07.2024 – ANKARA
“istedikleri sizin servetiniz değil. onlarınki akla karşı bir komplo, kısaca hayata ve insana karşı bir komplo.”
Ayn Rand – Atlas Vazgeçti
Bknz. The Brain Hack – Trailer on Vimeo
The Brain Hack – Short Film on Vimeo
Bilinçaltınız bir bilgisayar gibidir (aslında insanoğlunun yapabileceği en karmaşık bilgisayardan daha karmaşıktır) ve onun fonksiyonu sizin fikirlerinizi entegre etmektir. Bilinçaltını kim programlamaktadır? Sizin bilinçli aklınız. Eğer siz hata yaparsanız, hiçbir kesin kanaatiniz olmazsa bilinçaltınız tesadüfen programlanır ve kendinizi kabul ettiğinizi bilmediğiniz fikirlerin etkisine bırakırsınız. Fakat öyle ya da böyle bilgisayarınız size sahip olduğunuz değerlere göre etrafınızdaki şeylerin yıldırım hızıyla hesaplanmış değerlendirmelerinin günlük ve saatlik çıktılarını duygular formunda verir. Eğer bilgisayarınızı bilinçli bir düşünmeyle programlarsanız, değerlerinizin ve duygularınızın niteliğini bilirsiniz. Böyle yapmazsanız bilemezsiniz.[1]
Çoğu insan hayatını, cevapları (bilinçli olarak farkında olsun ya da olmasın) insanın her düşüncesinde, duygusunda ve hareketinde yatan üç sorudan kaçmaya çalışarak harcar: Neredeyim? Nerede olduğumu nasıl anlarım ve ne yapmalıyım? Davranışlarınız ve tutkunuzun karakteri hangi tip cevabı seçtiğinize bağlı olarak farklı olacaktır. Bu cevaplar felsefenin ana kolu olan ve varoluşu inceleyen bilim olan (Aristo’nun “kendiliğinden oluş” şeklinde ifade ettiği) metafiziğin ilgi alanıdır. (1982, s. 14-15)
Bir bilgisayarın verdiği çıktı, ona girilen veri kalitesine bağlıdır. Eğer bilinçaltınız rasgele şekillendirilirse, çıkan sonuçlar da ona göre değişecektir. “Garbage in, garbage out” terimi, çöp veriyi işleyen bilgisayarların ürettiği değersiz çıktıları tanımlar ve bu kavram insan düşünce ve duygularının ilişkisine de uyarlanabilir.
Bir suçlamayla karşı karşıya kaldığınızda ve masumiyetinizi kanıtlamaya çalıştığınızda gerçeklere dayanarak net ve ikna edici bir şekilde durumunuzu savunmanız gerekir; ancak hakim ve jürinin karşısına çıkıldığında sıklıkla karşılaşılan şey, gerçekler, algılar, duygular, düşünceler ve imajların karmaşık bir karışımıdır.
Hükümetin sahip olduğunuz her şeyi özelleştiren, çocuklarınızı bir toplama kampına gönderen, eşinizi bir idam sehpasına yollayan, sizi zorla çalıştırılan bir yere gönderen ve ülkenizi de nükleer savaşa götüren bir yasa çıkardığını varsayın. Bunun nedenini anlamak için deli gibi çabalarsınız fakat ülkeniz liderlerinden gelen şey yine yukardaki örnektekine benzer bir şekilde “gerçeklerin, algılamaların, ruh hallerinin, fikirlerin ve imajların sıkıştırılmış bir ambalajıdır.”
Kişisel düzeyde, anlamı bildirmek için resmi dil bilgisine bağlı kalma ihtiyacı olmayacaktır. Konuşma doğrusal olmak zorunda değildir ve gerçeklerin, duyuların, ruh hallerinin, fikirlerle imajların sıkıştırılmış bir ambalajı olarak ortaya çıkabilir. Kelimeler sinyaller olarak iş görebilir ve diğer insanlar onu anlar. Bir insanın hissetme tarzı, utanılmadan memnuniyet belirten bir kedi miyavlaması gibi düşük bir gırtlak mırıltısı şeklindeki tiz sesle ifade edilebilir. Hislerin anlamı vardır. Seslerin anlamı vardır. Açık bir dil kendisiyle büyüyebileceğimiz, kendisiyle hırıldayabileceğimiz bir zevk olabilir. Kelimelerse stilinizi engelleyebilir. (1982, s. 133)
Bu nedenle gerçeklere, varlıklara dayalı bu realitede, sizin, bizim, hepimizin korunma ve hayatta kalma çaresi kavramlardır, yani dildir. Konuşanlarla konuşamayanları seyredip, kendi hayatı hakkında en ufak bir karar alma yetkisi olmayan sıradan vatandaşlara biraz okuma biraz da seyretme önerisi olarak bu yazım da bulunsun burada.
Kaynakça
RAND, A. (1982). Philosophy: Who Needs It (Birinci b.). (G. ALDOĞAN, Dü., & M. ERDOĞAN, Çev.) Istanbul: Pegasus Yayınları.
[1] RAND, A. (1982). Philosophy: Who Needs It (Birinci b.). (G. ALDOĞAN, Dü., & M. ERDOĞAN, Çev.) Istanbul: Pegasus Yayınları. s.19

Yorum bırakın