ONUR BERKAY SUİÇMEZ
29.07.2024 – ANKARA
Şemsi Yastıman’ın “Uzaylılar Hoşgeldiniz” parçasını hiç kimse bilmezken, birilerinin bilip bilmemesinin de hiçbir anlam ifade etmediği zamanlardan şimdiye, remiks kültürü ne kadar değiştirdiyse kültürü, kültürsüzlük olarak, müzik dinlenemeyen ortamlardan ortam seç deseler mesela azılı ve baş edilemez akıl hastalarının bulunduğu bir koğuşa akıllı bir adamı koysanız deli olanlar mı akıllı olanı delirtir, yoksa akıllı olan mı diğerlerini kendine benzetir diye bir soru sorduğumda yanıtını alabileceğim tanıdık birkaç kişi varsayabiliyirum ancak.
Akıllı telefon çağında, akıllı telefondan daha hızlı düşünemeyen ya da sürekli olarak saate bakmaktan başka işlevi olmadan kullanılan el ve cebimiz boş kalmasın diye, hayatımızın merkezinde tuttuğumuz telefonlardan bilgisayarlara, zor akıl edilen birkaç buluşu yapan kaşif ya/ya da mucit olan antik çağ’dan enformasyon çağına ve şimdiye kadar bence en önemli buluş olan yanan ateşi çalan ve insanlara armağan eden prometheus’un ve olimpos’un diğer tanrı ve tanrıçalarının koruyuculuğunu halen sürdürdüğü bütün milli parklar ve denizler okyanuslar dahil, mini mini bahçeler bile hariç değil, suyun ve toprak ve havanın da bütün insanların ortak yaşam alanını kapsadığını düşündürücek her şey mevcutken hayatta, teknoloji, insanların yaşama kavgasında sadece araç olarak kullanmasının yanında hayatını aksatmadan yaşamasına vesile olduğu durumlar zaman olarak daha fazla süreceğinde, insanlar çok kişide olanı değil kendine özgü olanı değerlendirmeye alıcaktır belki de diye düşünüyorum.
Son zamanlarda marka olarak çok satan Monster ya da diğer değişleriyle oyun bilgisayarı, ne kadar çok kullanıcıda varsa o kadar tercih edilmeme nedeni. Şimdilik buraya bir virgül koyuyorum bir sonraki paragraftan devam edeceğim çünkü.
Önceki hafta, ben her ne kadar bilişim teknolojisi ve telekomünikasyondan anlamayan bir adam ve Türkiye’deki tek iletişim bilimleri fakültesinden mezun olduğumdan şimdiki zamana, Dünya’da tek bir bilgisayar yazılım firması olan Windows çöktü veya birkaç saatliğine kullanılamadı diye, hem ulaşım hem iletişim hem de hareket alanı kısıtlandığından dolayı bütün Dünya insanları özgürce hareket edemedi ve birkaç haber kuruluşu dışında anaakım medya kanallarının neredeyse hiçbirinin bültenlerine konu bile olmadı ve insanlarımız aslında ağa bağlı yaşarken ve ağ üzerinde yaptığımız varsayılan bütün çalışmaların kişiye özel olarak depolanması bir yana, herkese kendi yaratıcılığını bahşeden, kişisel olarak inanmasam bile Tanrı ya’da, Tanrı’sız bir Dünya’ya, yaratıcılık yani insan yaratmak kadınlara mahsus bir vasıfken ve biz erkekler de onlara aşık olarak yaşaması lazımken kendi türlerimizle kapışıp kavga ediyoruz ve devamında da “3 çocuk politikası” ve “one minute” politikası harici hiçbir doğru hareketi olmayan biri tarafından yürütülürken ülkemiz, durduğumuz yerde potansiyel enerjimiz kesinlikle buz dağına çarpmadan batmakta olan, yabancılarca cennet denilen ülkemizin sahilleri çöpe dönüştürülüp en olmadık yerlerde yangın çıkarıp, yok teröristler yaktı, yok kibrit düştü kendi kendiliğinden yandı der durup dururken kendi kendini kandıran halkımız, bizlerse hayali yaşama tutunurken kurtarabileceğimiz kadar insan kurtarmak ve nuh nebi’den kalma bir küçük teknenin, düşman ordusu gemiciklerini, yarışta bile olmadığımız vasıfsızlara değil kadınlara dert anlatan, anlamadıklarında da yakalarını bıraktığım zaman onları özgür kıldığımı değişen hayatlarını gördüğümden daha da yalnızlaşsam bile bana bir teşekkür mesajı atıp atmamamın ziyadesi ancak sevdiğim bütün herkesin hayat standardının yükseldiği şartlar olgunlaştığında, fiziken bir arada olmasak da aynı gökyüzü altında, game of thrones’çuluk oynamadan yaşarsak ancak kültürün kendi ülkemiz ve değerlerini koruyacağımızda, mitolojik masalsı destanlarda da dahil olmak üzre üretilen sanat eseri veya hikayelerde teknoloji ve insanların çoğunluğunun ne yapacağını bilmeden herkesin kullanımına açılan yapay zekaya fazla güvenmeden herkesin kendi işine sımsıkı tutunması şart olduğu zamanlar, teknoloji elbette şart ancak minimum düzeyde kullanılarak yaşatılır ve sürdürülebilir hale dönüştürürsek çalışmalarımız amacına ulaşır..
bu yazımda değineceğim belki en komik kısım da şu: hepimizin annesi kadınken ve hepimizin babası da adamken, uzun saçlılara “karı kılıklı” ya da küpelilere “arkadaşım eşek” demeyen her insanın günde değilse bile haftada bir kitap okumasını okumuyorsa da müzik ve filmlerden bir kitaplık kurmasını tavsiye ediyorum.
turistik cruiserımız yok diye, doğuştan burada doğmuş ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız ve bunlar yetmezmiş gibi (!) AKP’li değiliz diye, kim o yanan yerlere otel, saray ve benzeri, yakılanın yerine daha “Civilisation Culture” ya da “Medeni Kültür” diye, destekleniyorsa onların karşısında duranlardan olurken vallahi de bu memlekette hiçbir halıya eğilmeden, veya, toplulukla bir arada veya ayrı ayrık eğilmeden de bir Allah’a inanabilir halde, her insanın tek ve eşsiz olduğu bir hayatın yaşama bilinciyle ve eşlenmeden evlenmenin zamanını çoktan aşmış olmasını beklediğim bir dünyada sadece kadınlar ve erkekler evlenip şahitler huzurunda birbirlerinin hayat ortağı olmadan tanımadan evlenip terk eden ve bunun sonucunda da sokaklarda serserilik peşinde milyonlarca çocuk ya da bilinçsiz evlilikler sonucu çocuk olmazsa evcil hayvanımız olsun diyip satın alınan doğal ortamında ya da sokak ortamında bulunan insan üretimi hayvanların bile sahibi olan insanların yaşarken birlikte kalıp kalmayacağına bağlı şekilde bırakıldığı bir ülkede, eş zamanlı olarak evde hayvan beslenmez diyenlere de karşı olduğumda, yalnızlık hakkında hiçbir fikri olmayanlarca beni kafasında tartıp değerlendirip kapanan kısmetimi ve kurşun döktürmeden pıtır pıtır patlayacak ya öyle ya böyle bakışları düzelecek nazar boncuklarının ağırlığını üzerimden atıp çok zaman susmuş ama hiç susamamış, çok zaman susamış ama hiç susamamış bir adam olarak devletten tek kuruş burs ya da kredi almadan, ve haylazlığımı da borçsuz ve burssuzluğuma bağlı olarak sürdürmeme bağlı olduğum manevi değerleri ne şekilde ve ne koşulda olursa olsun satmayacağım zamanlar hem geçmiş, hem şimdi hem de gelecek zamanlar.
Bilgisayarla başladın buraya nasıl geldin derseniz biraz sonra değil ama belki yarın belki yarından da yakın çalışmalarıma yoğunlaşmış olacağım. Tek bilgisayarım var, hem bataryası hem hafızası olan, kardeşimin bana önceki yaz aldığı hediye bilgisayar Acer Predator. bir “monster” değil ama efsane. Başta söylediğim şekilde ekleme yapıp birkaç satırdan oluşacak özet bir paragrafla bitiriyim bu denememi de.
hepimizin ilk telefonu nokia ya da sony erikson’du hatırlayan hatırlar. benim çaldırıp kaptırdığım hiçbir teknolojik eşyam yoktur. ama turuncu ışıklı sony erikson marka telefonumla havuza bile girmiştim ama gerzekçe davranmış olmak diye değerlendirilirse de ne mahçup olurum ne de madur. çünkü o zamanlar telefonlar çok daha kolay erişilebilir ve hiçbir şekilde başkalarıyla bluetooth teknolojisi ve sms dışında ulaşılamadığı bilgi ve teknoloji çağında hem bana bilgisayarı alan kardeşim, hem onunla yaşıt kuzenim hem de kendimden 2 yaş küçük bebelerle dahi zihinsel olarak bambaşka dünyalarımız varken ve hiç ama hiçbir insan aynı anda aynı şeyi olması şart değilse bile olacağı varsa olacağından dolayı da düşünmekten kaçınamaz. bazıları tevaffuk der buna bazılarıysa tesadüf.
günümüzde bilgisayarları ne kadar tektip üretilirse bu o firmanın kendi adını ne kadar çok satabileceğine ve reklamını ahmak kitlesine ne kadar çabuk bir şekilde yedirebileceğiyle alakalı olarak değişir ve sayı olarak her ne kadar çok ekrana ve mavi ışığa maruz bırakıldığımızı ölçecek kadar yeterli bir teknoloji var mıdır bilemiyorum şimdiki zamanda. aynştayn’ın kuramlarından olduğu varsayılan “enteglentmant” diğer adıyla “dolanıklık” uzaktan gerçekleştirilebilen korkutucu eylem diye de tanımlanır. bu çağda hızlı olan değil, birikimini kültüre yatıran kazanır ancak bunu henüz onlar bilmiyor. görmezden gelinmek, hırsız olmayan ve hırsı olmayan bir insan olduğunuzda etrafınızda oluşacak dörtgen üçgen belki de çember şeklindeki kalabalık ne kadar çok çabuk dağılırsa, başarı o kadar çok oyuncuya ulaşır, durdurulamayan bir savaş merakı, ve sınır ihlali zamanın huzur içerisinde yaşamayı hak etmek için bile düzenli olarak maaşını alan, vergisini ödeyen, çalmayan çırpmayan, kendinden başkalarını önemserken bencil, hadsiz ya da yavşak olmadan da samimiyet testine ya da yarışa bir yerden yeniden başlayacak olduğunuz ben yine satranç tahtasını kafanıza fırlatıp amatörce ışık oyunları yapıp balkon konuşması yapanlardan olmayacağım.
Çünkü, cahiller tarafından yönetilmemizin nedeni ben değilim. Ben neslimi devam ettirecek, küçüklerimden öğrendiklerimi büyüklerime, büyüklerimden öğrendiklerimi ise küçüklerime aktarmakla sorumluyum ve bunun bilincinde bir büyük oğul olarak, düşünce suçlusu olsam bu hayatta hiçbir insanı, hayvanı, bitkiyi öldürmemek için üzerime oynayan kötülere ve iktidarlarına karşı durarak savaşın boktan başka bir şey olmadığını ve bir kere Kurtuluş Savaşı vermiş ülkemizin başka bir şekilde Kurtuluş Savaşı verebileceğini hatıraları, lideri olmayan Gezi Parkı direnişinde Euro kuru 2 Türk lirasındayken lise öğrenciyken ben, yüksek lisans bitmeden bittikten sonrasını da düşünüp bu ülkede akademik mücadelede kazançlı olacağımı varsaymadan da var olabileceğimi düşündüğüm zaman bu blogu yazmaya başlamıştım zaten.
Bir delinin hatıra defterini yazmış olmak istemezdim. Çünkü onun zaten bir yazarı var. Günlükleri olan durum belirten durum bildiren sevdiklerine bırakılacak Dünya’ları olan bir adamım ve hazineler içindeyim. Buraya da bir çünkü gelicek. Şöyle ki: doğal ortamında doğada hareketleri seyredilen ya da seyredilemeyen hayvanlar nasıl ve neden insanların merak ve dikkatini çekiyorsa, insanların hayatına da aynı şekilde kameralar aracılığıyla müdahaleler yapılmakta ve sahte insanlar başkalarına benzemekten başta onların çalışmalarını yürütmekten başka hiçbir amacı olmadan kendi dünyalarının var olup olmadığını yani hayal edemeyen, düşünemeyen, üretemeyen sadece boyun eğmekle mükellef insan topluluğu yasama-yürütme ve yargı da tek bir korkulukta toplanınca hakiminin savcısının avukatının kimin yetiştirdiği, kimin beslediği, kimin büyüttüğü belli olmayan ama mikser kılıfıyla aklına eren ermeyen her topa balıklama atlayan ve kahkahası bile Türkçe olmayan akılsız aş, kel başlara da, ferman padişahınızın değil diyorum ve buradan biraz akıl ve düşünme kabiliyeti diliyorum. elbette mücadele ederken takım olarak, gerekirse tekmeye kafa atacak ayağını kafasıyla yöneten ve sağlıklı insanlar olarak devam edelim ki, asıl düşmana odaklanalım, bizi birbirimize düşman ilan eden kurtçuk ya da kürtçüklere de son bir deyişim var:
Her zaman tekrarlıyorum, durduğum yerde hareket etmediğimi varsayıyorsunuz. oysa bir kere Dünya’ya gelen adam bir kere yaşar ve bir kere ölür o da onuruyla, gururuyla ve bu hayatta yaşamış ve yaşamakta olacağını her insan bilsin diye değil. Yemin ederim ki bu ülkede eli yüzü kirli savaş manyaklarından olmayacağım. Savaşacak ve düşmanlarımı savdığım bir hayatı her gün yeni bir gün diye değerlendirip yaşıyorum zaten. Bu arada herhalde yeni fark ettiniz üst tarafta MENU diye bir kısım var ve ben sizi aptal yerine koyup CMYLMZ gibi ne veriyim abime tarzı davranışlarda da bulunmuyorum. Akademik Blogum, Akademik Özgeçmişim, ve çektiğim bazı fotoğraflarla kendi kendime kullandığım sosyal medya hesaplarımın bağlantısı da yukarıda. ve yukardan aşağıya indiğinizde sayfaları yenilemenize lüzum olmadan en son yazımdan en eski yazıma kadar okuyabiliyorsunuz.
Ben para kazanmıyorum bu yazma işinden de. ama, eğer olur da bu hafta akademik bir zıtlaşma olursa, ÖSYM’sinden YÖK’üne kadar, kurumlarınızın en değer verdiğiniz avukatlarını da yollasanız karşıma, kendimi yanımda bir hukukçu olmadan savunmaya da varım, kendi tezimi de savunmaya varım.
yeteneksizsiniz ve yemekteyiz programlarıyla zihinsel değil fiziki doyumu aşıp obez olan toplumda “aileler yarışıyor” diye TV programıyla bile uyuyan insanlarımız şahitliğinde, bu Dünya’da hikayesi olanlar hiçbir zaman diktatörler değil ve her zaman sanatçılar olacak diye bir kural yok ancak halen varsa da şöyle gelin:
korumasız, halk arasında dolaşmaya çıkabilecek bir lideriniz yok. adı uzun salatalık ve turuncu sakallı oğlanıyla kapışırız ve benim kaybetme olasılığım yok. dilerse ya hak diyip ok atsın, ya at deper ya kendi yetiştirdiği itleri aç kalınca kendilerini yer. bir zamanlar Tayyip’i tepen at olarak hepimizin beğendiği bir facebook sayfasından şimdiki zamana, kir tutmazken özümüz, zaman zaman değil her zaman kapışılır da memleketin kapılarını en yetkili kişi olsa bile diploması olmadığından yardımcılarının imzalarıyla yürüten birine kin duymamak elde değil. kapılarımızı sadece kötülüklere açmış biri yüzünden bir büyük nesil kaybolup gidicek gibi görünce de ne eşik bekçileri ne de illet ettiğimiz kapıcılarla rakip değiliz, hiç de değildik, yarışmıyoruz, kulvarımız farklı. bu yaz bitmeden erken seçim olacak ben olucak dedim diye olmak zorunda değil, ama olmak zorunda olduğunda öyle bir devrilecekler ki ben o noktayı çok önceden bitirmiş olacağım doğru bildiğim noktalarda durup, zaman zaman soluklanıp, satmadığım fikir ve emeğimi biriktirdikçe cebimde o kadar az para kaldığının farkına varıp, düzenli ve düzeyli bir yaşamı tek başıma, ailemle, sevdiklerimle bir, hattini bilmeyenlereyse her gün olmasa da arada bir hatırlatmalar yapalum ara ara arayın, beni değil kendinizi bakın bakalım bulabiliyor musunuz?

Yorum bırakın