Onur Berkay SUİÇMEZ
09.08.2024 – ANKARA
Tüm özniteliklerin – düşünce dahil – var olma ve eyleme yetisine karşılık geldiği gibi, düşünce özniteliği de düşünce kapasitesine tekabül eder. Teklikten Zeka veya Varlık ortaya çıkar, burada sadece varlığın ve zekanın birbirinde mevcut olması söz konusu değildir; aynı zamanda zeka, tüm zekaları ve düşünülebilecek her şeyi kapsar. Bu, Bir varlık olarak olanın içinde tüm varlıkları ve türleri barındırmasına benzer.
Plotinos’un nous kavramı Orta Çağ İslam felsefesinde genellikle akıl sözcüğüyle karşılanmıştır. Buna bakarsak yukarıda kullandığım “Teklikten çıkan Zeka veya Varlık” ifadesi şöyle de yeniden yorumlanabilir:
“…bir akıl, tüm akılları ve tüm akledilebilir şeyleri içerebilmektedir…”
Spinoza, Tanrı’nın kendini anlama şeklinin onun eylemlerini belirlediğini savunur; yani zorunlu bir anlayış zorunlu eylemlere yol açar. Birinci argümanına ek olarak, ikinci argümanı Tanrı’nın varoluş biçiminin de onun üretimini etkilediğini öne sürer: varlığın zorunluluğu üretimin zorunluluğunu getirir.
Spinoza, a priori üretimin hesabını vermek için ortaya bir ilk argüman atar. Ona göre, Tanrı kendini nasıl anlıyorsa, öyle eylemekte ya da öyle üretmektedir. (DELEUZE, 2021, s. 91) Kendini zorunlu olarak anladığından, zorunlu olarak eylemektedir. İkinci argüman da kah birinciye bağımlı, kah bağımsız bitişik olarak belirir. Tanrı nasıl varoluyorsa öyle üretmektedir, zorunlu olarak varolduğundan, zorunlu olarak üretmektedir.[1]
Bir ifade üç kısımdan oluşur: temel öge, nitelikler ve nesne. Kendini gösteren temel öge, nitelikler yalnızca ifadelerdir ve nesne ise ifade edilen şeydir. İfade konsepti ancak bir üçüncü ögenin varlığı ve aracılığı dahil edildiğinde anlam kazanır; aksi halde temel öge ile nitelikler ve nesne sürekli karıştırılır. Temel öge niteliklerden farklıdır çünkü her nitelik spesifik bir nesneyi ifade eder. Nitelikler nesneden ayrıdır fakat her nesne sadece temel ögenin nesnesi olarak ifade edilmektedir. İfadenin bu özgün yapısı burada belirginleşir.
Deleuze bunu şöyle (DELEUZE, 2021, s. 27) dile getirir:
İfade bir üçleme olarak sunulur. Tözü, sıfatları ve özü ayırt etmeliyiz. Töz kendini ifade eder, sıfatlar birer ifadedir, öz ise ifade edilir. İfade fikri, ortaya koyduğu ilişkide yalnız iki terim görüldüğü sürece anlaşılmaz halde kalır. Bir üçüncü terimin varlığını ve aracılığını hesaba katmadıkça, tözle sıfatı, sıfatla özü, özle tözü birbirine karıştırır dururuz. Töz ile sıfatlar birbirlerinden ayrılırlar, ama her sıfat belli bir özü ifade ettiği ölçüde. Sıfat ile öz de birbirinden ayrılır ama her öz sıfatın değil, tözün özü olarak ifade edildiği ölçüde. İfade kavramının özgünlüğü kendini işte burada gösterir.
Öz varolduğu sürece, onu ifade eden sıfatın dışında varolmaz ama öz olması bakımından da yalnızca tözle ilişkilidir. Bir öz her sıfat tarafından ifade edilebilir ama bizzat özün tözü olduğunda. Bu durumda sonsuz özler, varoldukları sıfatlarda ayrışırlar ama ilişkili oldukları tözde özdeşleşirler.
Sıfatlar bir nesnenin temel niteliklerini tanımlar, ancak eylemlerin veya yaratıkların özünü ifade etmezler. Yine de bu nitelikler evrensel karakterdedir çünkü varlıklar bunları kendi varoluşlarında taşırlar. Değişebilirlik ilkesi buradan gelir: Bir öz, bir şeyin vazgeçilmez parçası ve anlaşılabilirliği için gereklidir. Bu, aynı zamanda özünün kendisi olmadan var olamayacak ve anlaşılamayacak olan bileşendir.
Spinoza’nın Tanrısı, Platoncuların Bir-Bütün’ü gibi her şey olan ve her şeyi üreten bir Tanrı’dır. Ama, aynı zamanda Aristoteles’in İlk Devindiricisi gibi kendini ve her şeyi düşünen bir Tanrı’dır. Bir yandan, Tanrı’ya biçimsel özüyle özdeş ya da doğasına denk düşen bir varolma ve eyleme gücü atfetmemiz gerekir. Diğer yandansa, O’na, nesnel özüyle özdeş ya da fikrine denk gelen bir düşünme gücü atfetmemiz gerekir. Şu da var ki, güçlerin eşitliğine dair bu ilke titiz bir değerlendirmeyi hak etmektedir. Çünkü, onu sadece sıfatları ilgilendiren bir başka eşitlik ilkesiyle karıştırabiliriz. Oysa kuvvetler ve sıfatların ayrımı Spinozacılıkta büyük bir önem taşımaktadır. Tanrı, yani mutlak olarak sonsuz, iki eşit kuvvete sahiptir: varolma ve eyleme gücü, düşünme ve bilme gücü. Bergsoncu bir formülden yararlanılacak olunursa mutlağın iki kenarı, iki yarısı olduğunu da söyleyebiliriz. Eğer mutlak olan bu şekilde iki kuvvete sahipse, bu güçleri kendinde veya kendi kendine, onları radikal birliğinde kuşatarak sahiptir. Sıfatlar için aynı şey geçerli değildir. Mutlağın sonsuz sayıda sıfatı vardır. Biz bunların sadece ikisini biliriz ve bunlar uzam ve düşüncedir. Sadece bu ikisini bilmemizin nedeni de bilgimizin sınırlı olması ve uzamın bir kipiyle düşüncenin bir kipinden oluşmuş olmamızdır. Buna karşılık iki kuvvetin belirlenimi, bizim bilgimizin sınırlarına hiçbir şekilde bağlı olmadığı gibi, oluşumuzun durumunaysa bağlıdır.
Tekrar olarak kısaca ve basitçe ifade etmek gerekirse:
Spinoza’ya göre Tanrı, her şeyi içinde barındıran ve her şeyi yaratan bir varlık olarak Platon’un Bir-Bütün’üne benzer, aynı zamanda kendine ve oluşuna odaklanan Aristoteles’in İlk Devindiricisi gibidir. Bu düşüncede, Tanrı’nın güçlerinin eşitliği önemli bir değerlendirme konusudur; çünkü varoluş ve eylem gücü ile düşünme ve bilgi gücü birbirleriyle bağlantılıdır ve Spinoza için özdeş kabul edilir. Mutlak varlık sadece uzam ve düşünceyi kapsayan sonsuz sıfatlara değil, bu iki temel yeteneğe de sahiptir. Ancak bildiğimiz bu iki sıfat, zihinsel ve fiziksel varlığımızın kısıtlamalarından kaynaklanmaktadır; bu yüzden diğer sonsuz sıfatları kavrayamayız.
Tanrı’nın sonsuz şeyi sonsuz kipte düşünebilmesi ve kendi özüyle bu özden doğan her şeyin bir fikrini oluşturma olanağına sahip olması için, düşünce olan bir sıfata sahip olması yeterli ve gereklidir. Çünkü sonsuz şeyi sonsuz kipte düşünebilen bir varlık, düşünme sayesinde zorunlu olarak sonsuzdur. Yani, mutlak bir düşünme gücüne sahip bir varlığın zorunlu olarak sonsuz sıfatı vardır ve bu da düşüncedir. Tanrı’nın kendi özünün fikrini ve ondan zorunlu olarak çıkan her şeyin fikrini oluşturabileceği sonucuna, sırf ve sadece Tanrı’nın düşünen şey olmasından hareketler varırız.
Tanrı’nın sınırsız varlıkları sınırsız bir biçimde düşünebilmesi ve kendi doğasından kaynaklanan her şeyin konseptini üretebilmesi için, düşünme yetisine sahip olması hem yeterli hem de zorunludur. Çünkü sınırsız bir varlık sınırsız şekilde bir şeyleri düşünebildiği zaman, düşünme eylemi yoluyla kaçınılmaz olarak sonsuz olmalıdır. Yani, kesin bir düşünce kapasitesine sahip olan varlık aynı zamanda zorunlu olarak sonsuz niteliğe sahiptir; bu da düşünmedir. Biz, yalnızca Tanrı düşünen bir varlık oldukları gerçeğinden yola çıkarak Tanrı’nın kendisinin idealarını ve ondan doğal olarak türeyen her şeyin idealarını yaratabileceği sonucuna varırız.
Kaynakça
DELEUZE, G. (2021). Spinoza ve İfade Problemi (İkinci b.). (O. TÜRKAY, Dü., & A. NAHUM, Çev.) Istanbul: Norgunk Yayıncılık.
[1] Not. “Tanrıya kendi kendisinin nedeni denmesiyle aynı anlamda tüm şeylerin nedeni de denmelidir. Tanrının eylemediğini tasarımlamak bizim için Tanrının varolmadığını tasarımlamak kadar olanaksızdır. Tanrı ya da Doğa, nasıl zorunlu olarak varoluyorsa, aynı zorunlulukla da eyler.”

Yorum bırakın