“Mutlu Hayal Edilebilen Bir Sisifos” a başlamadan evvelinde; Albert Camus’nun Defterlerine Dair


ONUR BERKAY SUİÇMEZ

26.10.2024- ANKARA


Defterler I

Mayıs 1935- Şubat 1942

Defterler II

Ocak 1942- Mart 1951

Defterler III

Mart 1951- Aralık 1959

“Üstler. astlarının büyüklük uyandıran bir dış görünüşe sahip olmasını asla kabullenip bağışlamazlar.” Le Cure de Village (Köy Papazı.)

(Camus, Defterler II, 2003, s. 21)

“Deneyim” ve “sabır” kavramları arasında derin bir ilişki kuran Camus, bu anlaşılması zor felsefi düşünceleri “Defterler”inde incelemeye devam eder. Onun bakış açısında, deneyim bir yolculuğun sonu değil, sadece bir aşamasıdır. Bu nedenle, deneyimden bilgelik çıkmaz; ustalık çıkar ama kesin bir konuda değil.

Deneyim sözcüğünün boşluğu. Deneyim, deneye dayalı değildir. Deneyim, oluşturulamaz. Deneyime maruz kalınır. Sabır sözcüğü deneyimden daha doğrudur. Sabrediyoruz- daha doğrusu acı çekiyoruz. Uygulamada: Deneyimin sonunda, bilge olunmaz, ustalaşılır. Ama hangi konuda? (Camus, Defterler I, 2002, s. 14)

Camus, sabır kavramının deneyimden daha doğru olduğunu vurgularken, onun felsefi derinliğinde kaybolmak kolaydır. Sabır, acının bir yansıması olarak görülür ve bu acı, insanı olgunlaştırır. Deneyimler, insanların hayatındaki dönüm noktalarıdır, fakat bu deneyimlerden elde edilen ustalık, belirli bir alanda kesin bilgelik sunmaz. İnsan, her durumda farklı bir şekle bürünür ve her deneyim, kişiliğin yeni bir yönünü ortaya çıkarır.

Gençken, insanlardan verebileceklerinden fazlasını isterdim. Sürekli bir dostluk, kesintisiz bir coşku. Şimdi, verebileceklerinden daha azını istemesini biliyorum: Yorumsuz bir arkadaşlık. Ve coşkuları, dostlukları, soylu davranışları, benim gözümde tüm mucizevi değerini koruyor: iyiliği sarsılmaz etkisi. (Camus, Defterler I, 2002, s. 16)

Bu noktada, Camus’nün düşüncelerinde sabır ve deneyim arasındaki ilişki daha da belirginleşir. Deneyim, sadece olayların bir toplamı değil, aynı zamanda insanın içsel dünyasında bıraktığı izlerdir. Her bir deneyim, sabırla yoğrulmuş bir insanı doğurur ve bu süreçte birey, bilge olmaktan ziyade bir usta haline gelir. Ancak bu ustalık, belirli bir alana özgü değil, yaşamın kendisine dair genel bir hakimiyeti ifade eder. Camus’nün bu derinlikli yaklaşımı, bireyin yaşam yolculuğunda karşılaştığı her zorluğun, onu daha güçlü ve dirençli kıldığını vurgular.

Tuhaf: Yalnız kalmayı becerememek, yalnız kalmamayı da becerememek. insan ikisini de kabulleniyor. ikisi de yararlı. En tehlikeli eğilimim: Hiçbir şeye benzememe eğilimi. (Camus, Defterler I, 2002, s. 37)

Camus’nün düşüncelerini daha derinlemesine incelediğimizde, bireyin yalnızlık içerisindeki varoluşsal mücadelesi öne çıkar. Yalnız kalmanın zorluğunu ve bununla başa çıkma mücadelesini ele alırken, aynı zamanda sosyal izolasyonun da insanın kendini keşfetme sürecinde önemli bir rol oynadığını vurgular. İnsan, yalnızlık içinde kendi iç dünyasıyla yüzleşir ve bu süreçte gerçek benliğiyle tanışır. Bu yalnızlık, bireyin içsel derinliklerini keşfetmesi ve varoluşuna anlam katması için bir fırsat sunar.

Camus, insanın sosyal bağlamda var olma çabasını ve bunun getirdiği çelişkileri de göz ardı etmez. İnsan, toplumsal normlara ve beklentilere uyum sağlama çabası içerisindeyken, aynı zamanda özgünlüğünü ve bireyselliğini koruma mücadelesi verir. Bu mücadele, insanın hem toplumsal bir varlık olma hem de özgün bir birey olma çabası arasında sürekli bir denge arayışı içerisinde olduğunu gösterir.

Yalnızlık ve toplumsallık arasındaki bu ince çizgi, bireyin varoluşsal yolculuğunda karşılaştığı en büyük zorluklardan biridir. Camus’nün felsefesi, bu zorluklarla yüzleşme cesaretini ve yaşamın anlamını arama çabasını ön plana çıkarır. Deneyim ve sabır kavramları, bu yolculukta bireyin karşılaştığı engelleri aşma ve yaşamın derinliklerine inme sürecinde rehberlik eder.

Siyasette, belli bir eşitliğin özgürlüğün düşmanı olduğu yeterince hissedilmedi. Yunanistan’da, köleler olduğu için, özgür insanlar vardı. (Camus, Defterler I, 2002, s. 180)

Camus’nün düşünce dünyasında sanat ve yaratıcılık önemli bir yer tutar. Ona göre, yaratıcı süreç, insanın dünyaya karşı tutumunu yansıtır ve kendi varoluş mücadelesinin bir ifadesi olarak görünür. Sanat, doğal olanla çelişir, çünkü dünya, insanın derin arzularına uygun değildir. Sanatçı, dünyayı sürekli olarak yeniden yaratır ve bu süreç, sanatın doğallığının olanaksızlığını ortaya koyar. Camus’nün felsefesinde, yaratıcı özgürlük ile disiplin arasındaki denge arayışı, başkaldırı ve devrim düşünceleriyle de iç içe geçer.

‘Tasarlanmış bir yapıta engel olan, yapıtın kendisi olur.” Yolu kapayan, yol aldırır. (Camus, Defterler I, 2002, s. 193) Shakespeare’in soneleri: “Körlere görünen karanlık kıyıları görmek için”- Bu çağın iyilik için ölen tüm delileri, suç içinde yaşadılar. (Camus, Defterler II, 2003, s. 22) Güzelliği barındıran ülkeler- ne kadar esirgenseler de -korunması en zor ülkelerdir. Bu nedenle, insanların yüreğindeki özgürlük aşkı, güzellik aşkına baskın çıkmasa – sanatçı halklar, yaratıcı olmayan halkların belirlediği kurbanlar olmak durumunda kalabilirlerdi. Özgürlük güzelliğin kaynağı olunca içgüdüsel bir bilgelik meydana gelir. (Camus, Defterler II, 2003, s. 22)

Camus’nün yalnızlık ve sabrı öne çıkaran düşünceleri, modern çağın karmaşası içinde daha da önem kazanır. Sabır, insanın içsel yolculuğunda karşılaştığı zorluklara karşı bir direnç kalkanı oluştururken, yalnızlık ise bireyin kendini keşfetme sürecinde vazgeçilmez bir araçtır. Camus, bu süreçlerin her birinin insanı nasıl olgunlaştırdığını ve dönüştürdüğünü vurgular.

İnsanlar, toplumsal beklentilere uyum sağlama çabası içindeyken, özgünlüklerini koruma mücadelesi verirler. Bu ikilik, bireyin varoluşsal yolculuğunda karşılaştığı en büyük zorluklardan biridir. Camus’nün felsefesi, bu zorluklarla yüzleşme cesaretini ve yaşamın anlamını arama çabasını ön plana çıkarır. Deneyim ve sabır kavramları, bu yolculukta bireyin karşılaştığı engelleri aşma ve yaşamın derinliklerine inme sürecinde rehberlik eder.

Camus’nün düşünce dünyasında sanat ve yaratıcılık önemli bir yer tutar. Ona göre, yaratıcı süreç, insanın dünyaya karşı tutumunu yansıtır ve kendi varoluş mücadelesinin bir ifadesi olarak görünür. Sanat, doğal olanla çelişir, çünkü dünya, insanın derin arzularına uygun değildir. Sanatçı, dünyayı sürekli olarak yeniden yaratır ve bu süreç, sanatın doğallığının olanaksızlığını ortaya koyar.

Modern anlayış tam bir karmaşa içinde. Bilgi öylesine genişledi ki dünya ve düşünce tüm dayanak noktalarını yitirdi. Nihilizmden sıkıntı çektiğimiz bir gerçek. Ama en gözde, “dönüşler” üzerine verilen vaazlar.1 Orta Çağa, ilkel anlayışa, toprağa, dine, eski çözüm araçlarına dönüş. Bu merhemlere bir nebze verimlilik atfetmek için, hiç bilgi edinmemişiz gibi yapmak gerekirdi -sanki hiçbir şey ögrenmemişiz gibi yapmak- sonuç olarak silinemez olanı silmiş gibi yapmak gerekirdi. Sonunda birçok yüzyılın katkısına ve kendi çıkarı için yeniden kaos yaratan bir anlayışın (bu o anlayışın son gelişimidir) inkâr edilemez kazanımına bir çizgi çekmek gerekirdi. Bu olanaksız. İyileşmek için, bu bilinçte, bu öngörüyle başa ·çıkmak gerek. Sürgününüzden ansızın edindiğimiz bilgiyi dikkate almak gerek. Modem anlayış, bilgi dünyayı alt üst ettiği için karmaşa içinde değil. Modem anlayış, bu kargaşayla başa çıkamadığı için karmaşa içinde. Modern anlayış, “bu düşünceyle oluşmadı” Bu düşünceyle oluşsa, karmaşa yok olacak. Geriye yalnızca kargaşa ve duru bilgiye sahip düşünce kalacak. Bu, yeniden oluşturulacak bir uygarlık demektir. (Camus, Defterler II, 2003, s. 25-26)

Camus, sanatçının dünyayı sürekli olarak yeniden yaratma çabası içinde olduğunu savunur. Ona göre, sanat, insanın içsel arzularını ve dünyaya karşı duyduğu uyumsuzluğu ifade eder. Bu yaratıcı süreç, sanatçının kendi varoluş mücadelesini de sembolize eder. Camus, sanatın doğallığının olanaksız olduğunu belirtir; çünkü gerçeklik, insanın derin arzularına uygun değildir ve bu nedenle sanat, sürekli olarak dünyaya meydan okuma çabası içinde var olur.

Bununla birlikte, Camus’nün felsefesinde başkaldırı ve devrim düşünceleri de sanatla iç içe geçer. Sanatçının yaratma süreci, aynı zamanda toplumsal ve bireysel özgürlüğe yönelik bir başkaldırı niteliği taşır. Bu bağlamda, sanatçının rolü, sadece estetik bir yaratım değil, aynı zamanda bir varoluş mücadelesi ve toplumsal bir devrimdir. Camus, sanatçının disiplin ve özgürlük arasında bir denge arayışı içinde olduğunu ve bu süreçte yaşamın anlamını aradığını vurgular.

Kim: Harika sekiz günüm oldu, diyebilir. Belleğim bana bunu söylüyor ve ben belleğimin yalan söylemediğini biliyorum. Evet, bu imge harika, o uzun günler kadar harika. O sevinçler tamamıyla bedenseldi ve o sevinçlerin hepsinde aklın onaylaması vardı. Yetkinlik, içinde bulunulan durumla uyum, minnet ve insana saygıdadır. (Camus, Defterler II, 2003, s. 26)

Camus’ye göre, sanatçının yaratma süreci, hem bireyin iç yolculuğunun bir yansıması hem de toplumsal bir başkaldırının ifadesidir. Sanat hem içsel hem de dışsal dünyalara meydan okurken, aynı zamanda insanın varoluşsal sorgulamalarına da ışık tutar. Bu süreçte, sanatçının özgürlüğü ve disiplini arasında kurduğu denge, eserlerinin derinliğini ve özgünlüğünü belirler.

Sanatın ve yaratıcı sürecin bu önemi, diğer büyük düşünürlerin ve yazarların da dikkatini çekmiştir. Proust’un eserlerinde de yenilik arayışı ve her deneyimin derinlemesine incelenmesi, insanın içsel dünyasına dair önemli ipuçları sunar.

Proust’un hissettiği duygunun tersi: Her kentin, her yeni dairenin, her gülün ve her tutkunun karşısında, onların alışkanlık oluşturacağını düşünerek, yeniliklerine hayran olmak- onların size sunacağı. “yakınlığı” gelecekte aramak, henüz gelmemiş olan zamanın ardına düşmek. (Camus, Defterler II, 2003, s. 40)

Camus’nün felsefesinde, varoluşun karmaşası ve anlamsızlığına karşı bir başkaldırı niteliğinde olan sanat, aynı zamanda insanın içsel dünyasını ve toplumsal yapıları sorgulamasına olanak tanır. Sanat, gerçekliğin yetersizliğine karşı bir protesto olarak doğar ve insanın derin arzularını ifade ederken, aynı zamanda dünyayı yeniden şekillendirme çabasıdır.

Modern dünyanın karmaşası ve nihilizmin yaygınlığı, Camus’nün düşüncelerinde önemli bir yer tutar. Ona göre, bilgi ve düşünce, dünyayı kaosa sürüklemez; aksine, bu kaosla başa çıkamayan modern anlayışın kendisidir. Camus, bu bilinç ve öngörü ile yüzleşmenin zorunluluğunu vurgular ve sadece kaosun ötesine geçerek yeni bir uygarlık kurulabileceğini savunur.

Saçmanın gelişimi: l) temel kaygı birlik gereksinimiyse; dünya (ya da Tanrı) bu gereksinimi tatmin edemeyebilir. Kâh dünyaya sırt çevirerek, kâh dünyanın içinde kalarak beraberlik oluşturmak insana düşer. Böylece insanlar, yeniden bir ahlak ve bir çile oluştururlar, geriye bunların kesinleştirilmesi kalır. (Camus, Defterler II, 2003, s. 52)

Sanatçının içsel ve dışsal dünyayı dönüştürme çabası, gerçekliğin sınırlayıcı doğasına karşı sürekli bir meydan okumayı gerektirir. Bu süreçte, sanatçı hem kendi varoluş mücadelesini hem de toplumsal başkaldırısını eserlerine yansıtır. Camus’nün gözünde, sanatın doğallığı bir paradoks içerir; çünkü sanat, insanın derin arzularına uygun olmayan bir dünyaya karşı sürekli bir protesto ve yeniden inşa çabasıdır.

Sanatta doğallık. Mutlak olanaksızdır. Çünkü gerçek olanaksızdır (zevksizlik, bayağılık, insanın derin isteğine uygunsuzluk). Dünyadan kaynaklanan insan yaratımı hep dünyaya karşı gelir. Tefrika romanlar kötüdür çünkü onların büyük bölümü gerçeklerden oluşur (ya gerçek onlara uyar ya dünya uzlaşır). Dünyayı hep karşı çıkma düşüncesiylee yeniden yaratan sanat ve sanatçıdır. (Camus, Defterler II, 2003, s. 100)

Camus, sanatı ve sanatçıyı, insan varoluşunun ve toplumsal yapının önemli bir parçası olarak görür. Bu bağlamda, sanatçıların rolü, sadece bireysel özgürlük ve yaratıcı ifade ile sınırlı kalmaz; aynı zamanda toplumsal dönüşümün ve başkaldırının da bir ifadesi haline gelir. Bu yönüyle sanat hem bireysel hem de kolektif bir direniş ve yeniden inşa aracıdır.

Otuz yaşında, bir insan kendi yaşamını elinde tutmak, kusurlarının ve niteliklerinin tam hesabını yapmak, sınırını bilmek, zayıf yanını öngörmek- nasılsa öyle olmak zorundadır. Özelikle de bunları kabul etmek zorundadır. Olumluluğa giriyoruz. Her şey yapılacak ve her şey reddedilecek. Doğalın içine yerleşilecek, ama maskesini takarak. Neredeyse her şeyden vazgeçebilecek kadar çok şey tanıdım. Geriye gündelik, inatçı, olağanüstü bir çaba kalıyor. Umudu da acısı da kalmamış gizin çabası. Her şey söylenebileceğinden, artık hiçbir şeyi yadsımamalı. (Camus, Defterler II, 2003, s. 119)

Camus’nün felsefesinde insanın kendisiyle ve dünyayla olan çelişkisi, bir çeşit içsel savaşı temsil eder. Bu savaş, insanın ahlaki ve etik değerleriyle, yaşadığı dünyanın gerçeklikleri arasındaki çatışmadan doğar. Sanatçı, bu çatışmayı ve çelişkileri benimser ve eserlerinde bunları yansıtır. Camus’nün yazılarında sıklıkla rastlanan bu tema, özellikle “Başkaldıran İnsan” ve “Sisifos Söyleni” gibi eserlerinde derinlemesine işlenmiştir.

Başkaldırı. Özgürlüğe yönelen insani çaba ve onun alışılmış çelişkisi: Bu insani çaba, disiplin ve özgürlüğü kendi elleriyle öldürüyor. Devrim ya kendi şiddetini kabul etmeli ya da yadsınmalıdır. Öyleyse devrim saflık içinde değil: Kanla ya da hesapla gerçekleşir. Çabam: Başkaldırı mantığının kan ve hesabı reddettiğini kanıtlamaktır. Ve saçma sınırlarına vardırılan diyalog saflığa bir şans tanır. – Merhametten mi? (birlikte acı çekme) (Camus, Defterler II, 2003, s. 139)

Camus’ye göre, sanatın amacı sadece güzellik arayışı değil, aynı zamanda insanın ruhsal ve toplumsal gerçekliklerle olan mücadelesini yansıtmak ve dönüştürmektir. Sanatçı, bu amaç doğrultusunda, dünyayı ve kendi varoluşunu sorgular ve eserleri aracılığıyla bu sorgulamanın izlerini bırakır. Bu bağlamda, sanatçının rolü, bir yaratıcıdan ziyade bir yorumcu ve eleştirmen olarak da değerlendirilebilir. Camus’nün düşünce yapısında, sanat, insanın varoluşsal sancılarına bir cevap arayışıdır; bu cevap, kimi zaman bir isyan kimi zaman ise bir kabulleniş şeklinde kendini gösterir.

Bu yüzyılı sarsan erdem çılgınlığı. Kısmen alçakgönüllü olan kuşkuculuğa sırtını dönen insanlık, bir doğru bulmak için gerginlik içinde. Toplum yeniden katlanılabilir bir yanlışlıkla karşılaştığı zaman, insanlık rahatlayacak. (Camus, Defterler II, 2003, s. 212)

Camus’ye göre, aşk ve tanıma kavramları genellikle birbirine karıştırılır. Aşkın doğasını anlamaya çalışırken, aşkı yaşamanın ve tanımanın arasındaki farkı ayırt etmek önemlidir. Tanıyanlar, sınırlarını bilenlerdir; onların aşkı, her şeyi istemesiyle eşsiz hale gelir. Bu kişiler, aşkı tanımaktan ziyade yaşamayı tercih ederler.

Aşkı ve tanımayı birbirine karıştıranlar, doğru ya da yanlış, kendi kendine yettiğine inanma konusunda, yeterli kibre sahip olanlardır. Ötekiler sınırlarını bilir, onların aşkı, her şeyi istediği için eşsizdir ve tanımaktansa aşkı yaşamayı yeğler. (Camus, Defterler III, 2008, s. 21)

Camus’nün gözünde, aşk ve acı, insanın varoluşsal yolculuğunda birbirine sıkı sıkıya bağlı iki olgudur. Aşk, bir yandan insanı yücelten ve ona anlam katan bir duygu olarak öne çıkar, diğer yandan ise kederi ve kaybı beraberinde getirir. Camus, Defterler’inde aşkı tanımlarken, onu yalnızca bir sahip olma arzusundan ibaret görmez; aşkın daha derin ve soyut bir boyutunun olduğunu vurgular. Bu boyut, kimi zaman bir nevi fedakârlık ve hesapsız bir bağlılık olarak kendini gösterir. Aşkın doğası, insanın en derin güdülerini açığa çıkaran ve onları dönüştüren bir güçtür.

Hiçbir şey günlerimizi ve yaptığımız şeyleri geri getirmeyecekse, onları daha kuvvetli bir ışıkta büyütmek zorunda değil miyiz? (Camus, Defterler III, 2008, s. 190)

Bu bağlamda Camus’nün sanat ve aşk üzerine düşünceleri, varoluşsal sancıların tam ortasında yer alır. Ona göre, sanatçılar ve âşıklar, dünyayı yeniden yaratma çabası içinde olmalıdırlar. Bu yaratma süreci, bireyin içsel çelişkilerini ve toplumun dayattığı sınırları aşma gayretiyle doludur. Sanatçının eseri, bu çelişkilerin ve sınırların ötesine geçerek, insana dair derin bir anlam arayışını yansıtır. Aynı şekilde, aşk da bir sahiplenme arzusundan çok daha fazlasıdır; bir kendini adama, bir bütünleşme çabası ve kimi zaman fedakârlık gerektirir.

Camus’ye göre, kişi hem sanatında hem de aşkında, yüzleşmekten korkmadığı bir açıklık ve dürüstlük içinde olmalı; zira bu durum, insanın gerçek doğasına en yakın olduğu andır. Sanat ve aşk, insanın varoluşuna anlam katan iki temel unsurdur ve bu unsurlar, Camus’nün eserlerinde sıkça karşımıza çıkar. İnsan, bu iki yüce duygu aracılığıyla, içinde bulunduğu absürt evreni anlamlandırma ve kendi varlığına bir yön verme çabasına girer.

Sanat ve aşk üzerine bu derin düşünceler, Camus’nün varoluşçu felsefesinin merkezinde yer alır. Sanatçı ve âşık, bu felsefenin en önemli temsilcileridir; çünkü onlar hem kendilerini hem de dünyayı sorgulama cesaretine sahiptirler. Camus, bu durumu eserlerinde ustalıkla işler ve okuyucusuna, insanın en içsel çelişkilerini ve bu çelişkilerle nasıl başa çıkabileceğini gösterir.

Yaşlıyım ya da yaşlanıyorum. Yetişkin-yaşamının yarısını, bir başkasını, belki de kendimden bir parçayı kurban etme pahasına birini savunmakta geçirdim. Gözetmek için on iki yılımı verdiğim bu tutumdan birkaç ay ya da birkaç yıllık yaşam için vazgeçemem. Kıramayacağım birini bu nedenle, bütün oyuncaklarını teker teker kıran yaramaz bir çocuk gibi kırdım. Her zaman aşkın, ya da herhangi bir duygunun, eninde sonunda başladığı andaki durumuna benzediğini düşündüm. Ve senin karşında hissettiğim şey, sahip olmadan duyulan aşktır, yani kalbin bir armağanıdır. Sahip olma buna eklenir, ama sahip olma şehvet içermeyen bir boyut kazanır . . .Belki de bu durumda, bir tür birleşmeye, yalnızca bizim bildiğinizdir evliliğe, bir bağlanma, bir anlaşmaya kavuşabiliriz. Benim için zaman yok olmuştu; günde 10 saat bu tiyatronun bodrumunda, prova ışıklarının kimi zaman zayıf kimi zaman kuvvetli ışığı altında, büyütenmiş gibi, içindeki başka bir ışıkla aydınlanan bu küçük yüzde, acılı bir günü, bir insan yüzünde yaratılabilecek bütün heyecanlar kadar yaşamanın acısını seyrediyordum. burada, insanın en derin, yaralı. görkemli, savaşı bırakmış haliyle yüzyüzeydim. Dışarı çıktığımızda beklenmedik bir yağmur ya da hoş bir Eylül gecesi, oldukları gibi, değişmeyen bir düzen, erkeklerin ve kadınların kalbindeki huzursuzluk ve acının dekoru ve beni haftalar boyu yaşayıp. mutlu eden tek şey olarak kabul ediliyorlardı. (Camus, Defterler III, 2008, s. 193-194)

Benim uğraşım kitaplarımı yazmak, benim insanlarım ve halkım tehdit edildiğinde savaşmaktır. Hepsi bu. (Camus, Defterler III, 2008, s. 220)

Albert Camus, varoluş sorunsalı ve insanın bu dünyadaki yerine dair sorgulamalarını, eserlerinde felsefi ve edebi bir zarafetle işler. Onun düşünceleri hem kendini arayan bireyin hem de toplumsal yapıların incelenmesini içerir. Bu süreçte, sanat ve aşk gibi insana özgü kavramlar, onun için varoluşun anlamını şekillendiren temel taşlar haline gelir. Camus’nün eserlerini okurken, insanın içsel dünyasına ve dış dünyayla olan ilişkisine dair derin bir anlayış kazanırız. Bu anlayış, onun varoluşçu felsefesinin merkezinde yer alır ve okuyucusunu, hayatın absürtlüğü karşısında bir anlam arayışına iter.

Kaynakça

Camus, A. (2002). Defterler I (2 b., Cilt 1). (O. Senemoğlu, Dü., & Ü. M. Altan, Çev.) Istanbul: Ithaki Yayınları.

Camus, A. (2003). Defterler II (1 b., Cilt 2). (O. Senemoğlu, Dü., & Ü. M. Altan, Çev.) Istanbul: Ithaki Yayınları.

Camus, A. (2008). Defterler III (2 b., Cilt 3). (O. Senemoğlu, Dü., & Ü. M. Altan, Çev.) Istanbul: Ithaki Yayınları.

Sihirli Fasulyeler: Ölümü Kandıran Kral : Sisifos (Yunan Mitolojisi)

Interview with Albert Camus : A Goalkeeper – A Genius- A Nobel prize winner – YouTube


gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Şuna bir yanıt: ““Mutlu Hayal Edilebilen Bir Sisifos” a başlamadan evvelinde; Albert Camus’nun Defterlerine Dair”

  1. […] Odası – Dünya Kadın Çiftçiler Günü Etkinliği – Anıtkabir Ziyareti “Mutlu Hayal Edilebilen Bir Sisifos” a başlamadan evvelinde; Albert Camus’nun Defterlerine&nb… proje(leri)m doğru strateji ve sabırla hayata geçirilebilir. ama, ne zaman? neither […]

    Beğen

çok yalnızlık hiç yalnız kalamamaktan mı, yoksa çok konuşmak hiç konuşmamaktan mı daha iyidir? – gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından için bir cevap yazın Cevabı iptal et

gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin