Onur Berkay SUİÇMEZ
02.01.2025 – ANKARA
2024’ün ocak ayında, yani, önceki yıl bu ayın ilk haftalarını ardımızda bıraktığımızda yeni yılın nasıl ve nerelerde, kimlerle ve ne şekilde değerleneceğini düşünücek kadar zamanım vardı. Herhangi bir planlama yaptım mı, hayır? Neredeyse bir yılımın tamamını birikimsel olarak durduğum ve bulunduğum yerde önceki yıllardaki çalışmalarıma ve devamındaki akıştaysa pek hamle yapmadan topluma sunacağım zamanı belirsiz çalışmalarımı tekrar tekrar gözden geçirmeye ayırdım ve tabii olarak da yeni karmalar yaratmak yerine, kendi kendime telkinlerimle, konuşmalarımla ve daha özenli bir gelecek vaadiyle yeni bir düzen kurmayı erteleye erteleye bir yılı daha neredeyse tek başıma tamamlayıp ardımda bıraktım.
Bizim nesil; hacıyatmaz benzeri vurulmadan devrilenlerle dolu. Haklı olan vardır, haksız olan vardır. Farketmez yaşamaya hak edilmeden ilk adımını atmak zorlaşan koşullarda daha baba veya daha dede olmadan, bir Amerika bir Rusya bir Çin demeden, Arap kirliliğineyse sürekli olarak, geleceğimizi kendilerininki gibi karartmaya çalışıp heba etmeye devam eden saray medyasına karşı teke tekmiş, hadi ya, reytingin bir değil birden fazla kökeni varken; yaşıyoruz yaratıyoruz da ama öyle bir ülke ki para karşılığı yok siz iktidar ve yalakaları yüzünden; bizim doğrularımız herkesin doğruları olunca kadar değil, herkes kendi doğrusunu buluncaya kadar tek tek sayacak şekilde mücadele etmeye devam. Adım Nuh değil, Berkay. Hariçten gazelciler adlı müzik grubunun kar topu oynarken öldürdükleri bir müzisyeni vardı. Çok güzel şarkıları var da, ben; Pentagram’dan No Van Vins Dı Fayt (çeviri notu, şöyle mi yoksa böyle mi olmalı demeden bir numara kavgayı kazandı) diye yorumluyorum hep olduğu şekilde, önceki yılı şimdiye tamamlayacağım nokta bu olabilir. Çünkü, normal bir vatandaş olarak ne zenginim ne fakir ve asla kendimden küçük kızlara hallenmedim, ama mükemmel kadınlar sevdim. Sevmeye de devam edeceğim.[1]
Yeni yılın, yani 2025’in yazılarımda kendime değil sevdiğim insanlarla sevenlerime daha çok zaman ayırıp daha az konuşup daha fazla dinleyeceğim, daha az seyredip daha fazla hareket ettiğim bir yılı zihnimde planlıyorum.
Önceki dönem, kız arkadaşım Hilâl’i hiç kimseyle paylaşmadım da, arda kalan, tek kalan ben oldum. Yapımcı ve yönetmen olarak bir film çekmiş ve yapımcılığını üstlenmiş. sevenlerimizi bekleriz diye paylaşmışken. haftasonu ben de seyirci olarak orada bulunup saçma davranışlarda bulunmadan tebrik eder başarılarının devamını dilerim, muhtemelen zamanım olursa.
Kısa zamanda tanışıp zamanı paylaştığımız dönemde eşlenmişken birbirimizle evlenip de kütüphanelerimizi birleştirip bir mücadele etmek varken, sadece yalnız veya tek başınalığının farkında belki de sadece anlaşılmayı beklemiş ve anlaşıldığını anlayınca hareket alanının büyüten akıllı biriyle birlikte birkaç aylık, tatlı eşliğinde kahvelerle tadına varamadığımız zamanı yeniden geri döndürebilir miydim ben bunu halen merak ediyorum.
Ama, kısa süreli olsa da yoğun paylaşımlarımla bir kültürel yatırımı doğuştan yanımda olanlarla çekirdek ailemden birilerine yapmaktansa, zaten yaşarken aynı zamanda gelecekte ailem olacağını düşündüğüm biriyle paylaşım yapmakla ne iyi etmişim diye düşünüyorum. Çünkü, önceden tanıdıklar olarak sizler okuyucum olsanız da olmasanız da, beni okuyup dinleyip zamanınızı bile ayırmıyorken paylaştıklarıma, size göre “elin kızı” ama, benim eski sevgilim, kafamı biraz olsun anlamış ki kendi kafasını kullanıp, sadece fen bilgisi öğretmeni olmanın ötesinde, kendi hikâyelerini beyaz perdeye taşıma ve başkalarıyla buluşturmaya adım atmış bir noktada.
Ona önceki yıl söylediğim şekilde, anlar yaşamak, hatıralar paylaşmak için var. Ama çok yalnızlıkla hiç yalnız kalamamanın hiç farkı olmadığı gibi, çok sevmekle hiç sevmemek arasında da pek fark yokmuş şimdiki zamandan öncekilere baktığımda.
[1] sevme diyeni sevdiğim olduysa da sev diyeni nedense o kadar kolay sevemedim, bekledim, bekliyorum. – gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından
Yorum bırakın