kendimden kendime – Kitap Kültürü vs Televizyon Kültürü (güncellenmiş versiyon)

Onur Berkay SUİÇMEZ

25.02.2025 – Ankara


https://www.academia.edu/resource/work/127874784


Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Radyo-TV ve Sinema Anabilim Dalı Tezli Yüksek Lisans öğrenciliğimi sürdürürken, 2022-2023 Sonbahar Dönemi’nde Medya Ekonomisi dersi için hazırladığım 10 Ekim 2022’de hazırladığım ödevimin 2025 uyarlamasını yapmam ve şimdilerde tekrar paylaşımda bulunmam, okuyucum olanlara belki şimdi değilse de biraz daha ilerde lazım olacak diye düşünüyorum.

Anahtar Kelimeler:

İletişim, Mesaj, Kaynak, Kültür, Bireysellik, Toplumsal Bilgi ve Değer Üretimi

Bir anlamda iletişimin amacı ve sonucu olarak nitelendirebileceğimiz iletişimin etkilerini; mesajın kaynak tarafından yollandıktan sonra, alıcı kesimin aldığını yorumlamasıyla birlikte, alıcının davranışlarında, yollanan mesajın etkililiğine koşut olarak ortaya çıkan değişmeler biçiminde tanımlamak mümkündür. Kaldı ki, iletişimin temel amacının, bilginin; mesajın paylaşılacağı alıcıların davranışlarında değişim yaratmak olduğunu bilmekteyiz.

İletişim kurmakla birlikte alıcı davranışlarındaki değişmelerle, mesajın kaynaktan alıcıyla doğru aktarımına bir süreç şeklinde bakma açısından önem kazanır. Eğer iletişimi, en basit bir biçimde kaynaktan alıcıya tek yönlü bir akış olarak ele alabiliyor olsaydık, mesajlarımızı kusursuzlaştırma ve ustalıkla düzenlemek adına çaba harcıyor olurduk. Ama ne yazık ki durum böyle değil. Çünkü, kaynak, iletişimin gerçekleşip gerçekleşmediği ve ne tür etkiler yaratıp yaratmadığını çoğunlukla bilemez. Oysa yüz yüze kurulan diyaloglarda anında tepkiler bu etkilerin saptanmasına yardımcı olmaktadır.

Günümüzde bize medya tüketimi fırsatı sunan ne kadar çok aracı bilinçli veya bilinçsizce kullanırsak kullanalım, bireysel algı mekanizmalarının fazla ilerlemesine izin verilmeyen, magazin ünlüleri ve şarlatan politikacıların iktidarında, ‘gelişmekte olan ülke’ sıfatını dahi yitirmek üzere dizayn edilmekte olan TV kanalları ve bu kanallarda yayınlanan, kitleleri ekran önünde saatlerce uyuşturan, yapım kaynakları ve yapım bütçeleri hangi ideoloji iktidardaysa o kitlenin yandaşlarınca şişirilen dizi-film, (un)reality-show programlarıyla vakit harcayıp, bilgisiz yöneticilerin yönlendirmesiyle görüntü kirliliği ve gürültü kirliliği bombardımanına maruz kalabiliyoruz.

“Şüphesiz, televizyon kolayca kuşatılabilecek, yapısı ve etkileri bakımından basitçe sınırlandırılabilecek bir araştırma konusu değildir. Araştırma konusu böylesine çok katmanlı, boyutlu ve karmaşık olduğunda, televizyonu konu alan yaklaşımların kapsayıcı ve bütünlükçü olmaları, üstelik kendi yanlılıklarını ‘kuramsal belirlenimcilikten’ kurtularak gidermeleri çok zordur. Televizyon üzerine düşünmek bu nedenle ‘eleştirelliği’ olmazsa olmaz bir koşul olarak benimsemeyi gerektirmektedir. Ama bu, alışılageldiği üzere sırf televizyonun yapısı, işleyişi ve tezahürlerine yönelik değil, her şeyden önce televizyona dair üretilmiş ve üretilen bilgilerin temellendiği kuramsal yaklaşımların “yanlılığıyla’ nitelenen yönlerini konu alan bir ‘eleştirellik’ olmalıdır.” (Mutlu, 2016, s. 85)

Eleştirel ekonomi-politik yaklaşımla değerlendirmede bulunurken odak noktası medyanın tamamında, aslında eleştirel ekonomi politik yaklaşımla değerlendirmenin eksik ya da yanlış yapıldığı noktada başvurulduğundaysa görsel-işitsel medya üzerine yapılan çalışmalarda önemli bir başvuru kaynağıdır. Bu yaklaşımının temel kaynağı Karl Marx’ın “alt-yapı, üst-yapıyı belirler” cümlesidir.

Karşılıklı etkileşim olarak iletişimi değerlendirmeye devam edecek olursak, kaynağın alıcıya yolladığı mesajın yansımasını (feed-back) anında alabileceği, durumlar da geleneksel TV mecrası düzeninde reklamlar çıktığında kumandayla “zap” yaparak başka kanallarda ne varmış merakı devam ederken; Y kuşağından bir adam olarak bizden bir sonraki Z kuşağı diye adlandırılan ve bizden sonra da büyüyüp yetişecek yeni kuşaklara bireysel olarak baktığımdaysa 90 dakikalık bir futbol maçının bile tamamını takip eden “fanatik taraftarlık” en azından evlerde ve televizyon karşısında, neredeyse azala azala bitebilecekmiş gibi görünüyor.

Sokaklarda oyun oynayan çocukluğunu yaşamış son neslin bir parçası olarak da; son 20 yılda, Dünya’daki teknolojik ve bilimsel çalışmalar ne kadar hız kazanırsa, o kadar yavaşlayan bir toplumun yetiştirdiği çocukların bilgisayarda ve telefonda oyun oynama süreleri, pedagojik formasyon alıp, süre sınırlanmasının tam olarak da işe yaramadığı zamanlarda kitap okuma zamanları, çekirdek aile evlerinde bile tam olarak belirlenemediğinden “ebeveynleri okursa, çocuk da okur”a benzer reklamlar sloganlaştırılmamış halde kalmışken, bir zamanlar akşamları saat 21.00 sularında, TV reklamlarında belki şimdilerde de devam etmekte olan “çocukların uyku vaktinin” bildirilmesi de bir açıdan; ‘çöp medya’ ve ‘tartışma adabı bilmeyen aynı tiplerin her akşam her konuda her şeyi bilir şekilde atışmaları’ndan korunmalarına yardımcı bir etken olabilir.

Bu ödevime “Kitap Kültürü vs. Televizyon Kültürü” başlığını koymam ve iletişim süreçleriyle başlayıp bilimsel metodumu yazmamdaki temel amacım; bilimlerin zaman içersinde ayrı ayrı disiplinler haline gelmesi ve bilginin kaynağının “araştırma ya da öğrenme yoluyla elde edilen olgu ve ilkeler” ve aynı zamanda “insan zekasının çalışması sonucu oluşan düşünsel ürün” olarak adlandırılmasının hala temel düzeyde tanımlar olduğunun bilinmesi ve yerel-ulusal-uluslararası hangi medya kuruluşu ve arkasında kaç sermayedar olduğunu bilme çabasında ziyade, bahsetmeye çalıştığım kavramlar, bu kavramların değerleri ve ilkelerini bilinmeyen kaynaklar tarafından sunulduğunda kabul etmeyen ve hem soran-sorgulayan, hem düşünen-düşündüren “bilgiyi tanımlayan kişilerin dünyaya bakış açılarının” değişmesinin mümkün olabileceği, özgür bir dünya kurmak adına, toplumsal bilgi ve değer üretimi çalışmalarında kolektif çabaları göz önünde bulundurup, bireyci bir bakış açısıyla “kölelik evvela kafada başlar” diye yazımı bitirmeden önce, medya bombardımanı olarak evlerimize girmekte olan görüntü ve gürültü kirliliğinin yaratıcıları yani medya patronları, kitlesel yüzler vb. daha da uzatmamak adına kısaca şöyle tanımlanan: “kitle iletişim şiddetinin savunucuları”, insanların, büyük çoğunluğunun medya şiddetinin şiddeti körüklediğine inanmadıklarını vurgulamakta[1] olduklarını da eklemeliyim.

Buna rağmen toplumda; özellikle çocuklar, kadınlar ve de bazılarımızın evlerinde baktığı, bazılarımızın da sokaklarda ve parklarda yoluna denk düşen bizlerle aynı dünyada yaşayan sokak hayvanları şiddete maruz bırakıldı haberleri gün geçmiyor ki önümüze düşmesin.

Dünyaya farklı açılardan bakanlar, filmleri alışılagelmişin dışında kullanarak yaşamı eleştirirler. Bu durum, yeni mecralara yelken açmayı ve statükonun kabul edemeyeceği bir cesaret gerektirir. Ütopyanızı takip ederek yeni yerler ve koşullar keşfetme olasılığınız vardır; bu, başarılı olmasa bile, statükoyu aşmanızı sağlar. Ancak bu süreç büyük sıkıntılarla da karşılaşmanıza neden olabilir.

Bu toplum okur-yazar bir toplumken, sebepsizce ve anlamsızca yaşayan ölülerin ülkesi olarak tarihe geçmesin diye çalışmalar çalınmasın, herkes kendi önünden yesin, bulamıyorsa yine de dilenmesin diye sıkı çalışmaya devam ederken herkesin ben, benim de herkesin bir parçası olmadığımı her yazımda tekrarlatmazsanız sevinirken ara ara değil daha sık güzel cümlelerimi paylaşırım belki de.

Çünkü, sıradan dünyanın sıradan hayatta kalıcılarına rağmen, ütopya ve distopya kavramları, tarih boyunca pek çok sanat dalında farklı şekillerde ele alınmış, sinema ve televizyon dünyasında da geniş yer bulmuştur. Ütopya, mükemmel bir toplumu ve yaşam biçimini temsil ederken, distopya ise kaos, baskı ve umutsuzluk içeren bir gelecek vizyonunu betimler. Bu zıt kavramlar, izleyiciler ve sanatçılar için derinlemesine düşünmeye, mevcut toplumsal yapıların eleştirisine ve geleceğe dair öngörülerde bulunmaya olanak tanır.

Başvurular ve Kaynaklar


Derleme. (Istanbul). Sinema, İdeoloji, Politika: Sinemasal Yazılar 1. (B. Bakır, Y. Ünal, & S. Saliji, Dü) 2008: Sinemasal: Orient Yayıncılık.

Mutlu, E. (2016). Globalleşme, Popüler Kültür ve Medya. Ankara: Ütopya Yayınevi.

[1] Joseph Turow, Media Today, Houghton Mifflin Co. 1999, s.417-418)



gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin