Onur Berkay SUİÇMEZ
15 Temmuz 2025 – Ankara
başlangıç olarak “yalnızlık 12’yi vurduğunda; en parlak, en yakın yıldız benim; hatırla” sözleriyle ve vurgularıyla her an hayatta kalmaya, nefes almaya dâir başta biraz umutsuzluğu çağrıştıran, ama, düşündüren ve düşündürdükleriyle her ân hazır şekilde ölümü de karşılayabilecek insanlar yâni saf ve temiz ruhlar için kalbe iyi gelen bir Tuğba Gülyeşil deyişi bu akşamki yazımı okurken eşlik etsin sizlere.
“Başkalarının rüyasına kapıl(ma)mak”la derdi olan ve kendi olmayı başarma yolunda bir adam olarak, ne kadar az takipçi o kadar az taklitçi modunda kısa dalga yayın yapabildiğim müddetçe, her türlü ve isteseniz de, istemeseniz de, hayatın akışı ya da akamayışı hakkında benden düzenli bir bilgi akışı alabildiğinizden ötürü ne kadar mutlusunuz ya da mutsuzsunuz sorusunun pek umrumda olmadığını ve amaç ya da hedeflere yürünecek her yol mübâhtîr anlayışı içerisinde olmadığımı bildiğinizin bilincinde olarak sadece bunu düşünmediğimi de belirtmeme gerek bile yok diye eklemek durumundayım yine de.
Fizik ve optikten, halkımızın anladığından biraz daha fazla anlayan, ama, anlatamadığımda anlamsız olarak alabileceğiniz bir bilgi olarak miyopi astigmat 1.²⁵ ve 1.⁷⁵ şeklinde büyüyen göz numaraları ve çerçeveler değişmese de camı değişen gözlükleri çoğunlukla takmadığımdan daha da büyümesin diye Güneş ve Ay ışığında yâni, gündüzün doruk, gecelerinse pik noktasında beni, ne doğal olmayan bir ışık kaynağı altında yanınıza yancı olarak alabilirsiniz, ne de yalnızken tercih ettiğim iletişim kurma yöntemlerimin hepsine birden hâkim olabilirsiniz. İngilizce’de neither nor diye açık bu dil bilgisi kuralı, yani diyorum ki ne yancı, ne de yalnızım; sadece, herkesle her an ve her yerde her şeyi konuşacak kadar kalabalık olanların durumunda boşa harcanan zamanlarının farkında bile olmayan gençlere üzülüyorum bu zaman diliminde sırf bu yüzden. Nedenin çünküsü de son olarak şöyle; şimdiki zamanda, herkesin filozofu olan Zižek’e göre; özne ve nesneler söz konusu olduğunda bakışımın artık bana ait olmadığını öğrenmek ve öğretmek ve duyularımın teknoloji aracılığıyla benden çalınmış olduğu fikri beni delirtiyorsa bile çıldırmayı sevmiyorum. Öyle bir zaman aralığında yaşıyoruz ki; metabolizmayı geçici olarak durduran “hibernasyon”a ister istemez izin vermiş bireyler, kendi kararlarını alıcak da uygulayacak da toplumsal uzlaşı sağlanıcak… öyle kolay olsa, babasının anasının kurtulmak isteyip camii avlusuna bıraktığı insanların Samanyolu TV kanalında ünlü ettikleri şansını kendi yaratmamış İstanbullulaştırılmış bir medya düzeninde, çoğu insan kendi oturduğu mahallenin muhtarının bile sadece resmini tek yerel seçimlerde görüp, kâğıdına oy mührünü basmış ya da basmamış bilinmeden sandığa atıp geçiyorken; ben kendi televizyonum ve telefonumda olduğu şekilde; bilim insanları, komedyenler, gerçek hikâyeler görme talebinde ısrar etmekteyken ekranlarımda, zamanı geldiğinde şimdiki RTÜK’ün üstlendiği görev tanımlarının yüzde ¹’ine yetkilendirme filan alabilsem; akışı 6 aylık belirler ve bırakıp peşi sıra gelicek dönemlerde de yeni elemanlar geldiğinde, kurucu partiyi yıllarca ana muhalefet partisi baba muhalefet partisi diye sınıfliyan medya düzenindeki trolleri denize dökmek yerine ülkenin yarısı ve hatta fazlasının, 2016 yılının 15 temmuz’unda ne olmuştu hiç önemsemediği, ama, amerikan mandası’ndan kurtulma fırsatını yine bu medya düzeni ve ampül partisi başını cumhurbaşkanı seçenler yüzünden kaçırmışken bizim nesil; doğduğumuzdan bu yana ülkeyi bize emânet eden büyüklerimize ya da dağdan şehre inme planı yapanların değil, artık, sadece politikacıların politika yapması lâzımdır, ki, bu gerçekleşse, sadece bu gerçekleştiğinde devireceğimiz sanatsal üst kurulun temelsiz elemanlarının dipleri hiç dinleyemediğini kendileri kabul edip de kendilerini feshetmesi veya benzeri bir durum, olası bir durum olsun.

Yorum bırakın