Henüz Çekimlerine Başlamadığım ya da Tamamlamadığım Senaryolarım


onurberkaysuicmez – 2024

1

Is There Any Directly Road To The Moon? (2021-2022, written by Onur Berkay Suiçmez) ©️🔐)

Doğrudan Aya Varmanın Herhangi Bir Yolu Var Mı? ©️🔐

NINO, EZRA 2 AGAC, MIKA VE SAHRA 2 ERGEN KARAKTERIMIZ. MIKA’NIN UZER˙INDE KOYU YESIL KAPUSONLU BIR MONT VARDIR. BELINDE HIC KULLANMADIGI EPEY KESKIN BIR BICAK VARDIR. SAHRA’DAYSA DUZ SARI BIR KAZAK VE CANTASINDAYSA, ANTIK KULTURLERDEN BU ZAMANA DUVAR SUSU YA DA FARKLI AMACLARLA KULLANILAN RUYA KAPANI ADI VERILMIS EL YAPIMI ESYAYLA, KOYU RENK BIR YAGMURLUK VARDIR. YANLARINDA AGIRLIK YAPAN HICBIR SEY BULUNDURMAMAKTADIRLAR. CEKIMDE HERHANGI BIR YAPAY ISIK VE AYDINLATMA KULLANMAYACAGIZ. SONY ALPHA SERISINDEN, 4K COZUNURLUKTE VIDEO CEKMEMIZE YARDIMCI 2 KAMERAYLA (MODELI ONEMLI DEGIL), HAREKETLI BOLUMLER ELDE, UZAK PLAN VE ESTABLISHING SHOT DAHIL DIGER BOLUMLER TRIPOD UZERINDE, DURAGAN KAMERAYLA CEKILECEK.

 (SAHNE 1)

(“Derinlikler,

kalabalıklardır.”)

Victor Hugo

OGLEN SAATLERINDE, KOKLERI ACIKTA, IKI AGAC. RUZGARDA YAPRAKLAR HISIRDIYOR, ARABA DAHIL HICBIR ARAC YOK, YAPRAKLAR YESERMIS, ILKBAHAR SONU, YAZ BASI. KADRAJ MUMKUNSE EN SADE BICIMDE VE KAMERA AGACLARA YAKLASIYOR.

NINO

AGACLAR TAPINAKTIR, AGACLARLA KONUSMAYI VE AGACLARI DINLEMEYI BILENLER HAKIKAT˙IN DILINIKONUSUR.

EZRA

OGRENEMEDIKLERIMIZI, RENKLI HAPLARLA DOLU RECETELERDEN EVVEL; DOGADAN VE DUYGUSAL HATIRALARDAN, HICBIR SEY BEKLEMEDEN, HICBIR SEY VADETMEDEN HUZURLA YASARKEN BAZILARINIZ, AYNI MANZARALARLA, COK YAKINDATEKRAR KARSILASMAYI KAFANIZA KOYDUGUMUZU DA SADECE AGACLAR BILIYOR.

NINO

HIC KISKANMIYORUZ, ASFALT UZERINDE FINK ATARKEN SIZLER; BAHCELERDE COCUKLAR OYUNLARINI OYNARKEN; YAKINDA YAZ BASLAYACAK BURADA.

EZRA

KOTU HATIRLANAN RUYADAN UYANANLAR, ISIL ISIL, KOKLERIMIZDEN YILDIZLARABAKACAKLAR.

(Cicekler kokularını ve tohumlarını cevreye sacarlar; cunku birbirlerine ulasmak isterler ama bir tohumun konması gereken yere varması icin cicek bir sey yapamaz.) Hermann Hesse

NINO

Sonsuzlugun bir parcası olan insanlarla, zamana ve yere bagımlıların farkı, gordugum iki dusle aydınlandı. ˙Iki çocuk buraya yururken; saniyeler,dakikalar, saatler, gunler, haftalar, aylar, yıllar boyu yolculukta birbirlerini bulacak.

EZRA

Budalalıklara ve tembellige muhalif ruhlar, odun vermez ve merakla, iradeleriyle dünyaya yeni bir cehre kazandırır mı? Belki, bekleyelim bakalım.

[katarnite kavramı: 3+1, 3 hayvan 1 melek teorisinin psikolojideki kokeninin adı]duyu, dusunme, sezgi ve duygular carl jung’un dortluluk teorisi. dortluluk tamamlandıgında teke donusurler.

(bu hikayede 2 agacla birlikte Mika oteki 3’tur, Sahra katıldıgında butun olacaklardır. Bireyin bilinclilige katılması, butunlesmeye yardımcıdır.)

(SAHNE 2)

AKSAM SAATLERINDE, YAPRAKLAR HISIRDAMIYOR. ASFALT VE PATIKA 2 YOL AYRIMI. MIKA(ERKEK) OPTIK BAKISTA SOL TARAFTA VE SAHRA(KIZ) SAG TARAFTA. KARSI ACIDAN PATIKA SOLDA. YOL AYRIMINDA AY ISIGINDAN BASKA HICBIR ISIK KAYNAGI YOK.

duruyorlar ve bekliyorlar. patikada da asfaltta da onleri acık, hic kimsenin olamayan topraklarda yere baka baka dar kafalıların diyarına mı yoksa yıldızlara mı yaklasacaklar?

Ezra ve Nino patikanın sonuna varmadan, Mika ve Sahra’nın hangi yoldan yuruyeceklerini biliyorlar. Herhangi bir tehlike yok. Sessiz ve yarı aydınlık yolda birbirlerinden baska sessizligi bozmak adına herhangi bir nedenleri yok.

(EKSILTILI ÇEKIM) KARAKTERLERIMIZIN DURDUGU YOL AYRIMINDA, NE KONUSTUKLARINI VE HANGI YOLU TERCIH ETTIKLERINI, BIRBIRLERINI TAMAMLAMADAN BELIRSIZ KILIYORUZ.

(IKI AGAC TUHAF BIR TEZAT ˙ICINDE KARSILIKLI DURUYOR VE DOGADAKI HER SEY GIBI TEZATLARA ALDIRMIYORLAR, IKISI DE HER ZAMAN YESIL KALACAKLARINDAN VE HAKLILIGINDAN EMIN, IKISI DE GUCLU VE DAYANIKLI.) MIKA VE SAHRA, YANYANA YURUMUYOR. FARKLI YUZEYLERDE (TOPRAK, YESILLIK YA DA KAPALI MEKAN ZEMINI vb.), FARKLI ADIMLARLA (BIRI SAGA YURUYORSA DIGERI SOLA, BIRI YUKARI YURUYORSA DIGERI ASAGI vb.), ZAMANA BAKARSAK ES ZAMANLI, AYNI ANDA YURUYORLAR, BIRINDEN BIRI DIGERININ YOLUNA ENGEL TESKIL ETMIYOR, SADECE SEKANS 2’DEK˙I YOL AYRIMINDA; HIC KIMSENIN OLAMAYAN TOPRAKLARDA DAR KAFALILARIN MEKANIYLA, YILDIZLARA DOGRU KARAR ASAMASINDA ADIMLARINI YANLIS ATIP ATMADIKLARI BU KARMASAYA NEDEN VE COZUM YOLU EZRA’YLA NINO’YU BULUP BULAMAYACAKLARI. ZEMIN FARKLILIKLARINDAKI YURUYUSLERI, ADIMLARI VE DISARIDAN ANLASILABILECEK FIZIKSEL YORGUNLUKLARI (TERLEYIP TERLEMEDIKLERI VB.), ELDE KAMERAYLA CEKILECEK. MONTAJDAN ONCE HAM VIDEOLAR, TOPLAMSAL RENK SENTEZI VE CIKARIMSAL RENK SENTEZIYLE SAYISAL OLARAK TEKER TEKER DEGERLENDIRILIP; CEKIMLER AYRI AYRI VE BERABER, TEK TEK TEK TEK KURGULANACAK.

Dertlerden uzaklaştıran bir eğlence ve hareket, her şeyden önce seyircinin en uyuşuk kesimini etkisi altına alır. (Tarkovky, 2008, s. 71)

Eğer bize masallar gerekiyorsa, hiç olmazsa gerçeğe yakın masallar olsun. Filozofların masalları beni düşündürür, çocuk masalları güldürür, ama sahte masallar beni iğrendiriyor.

Yalan söyleyemeyen insanlar vardır. Büyük bir zevkle, neredeyse inandırıcı bir şekilde yalan söyleyen insanlar da vardır. Üçüncü bir grup insansa, aslında yalan söylemeyi beceremez, ama gene de yalan söylemeden duramaz, umutsuzca ve beceriksizce yalan söylemeyi sürdürür. Belli şartlar altında, yani kendi hayatlarının mantığını sadıkça izleyen ikinci grup ve yalnızca o, hakikatin nabzını elinde tutarak hayatın dolambaçlı yollarına neredeyse geometrik bir biçimde ayak uydurabilir. (Tarkovky, 2008, s. 91)

“Evim 60 altın ederdi; ama ben beş parasızken, birincisi 30, ikincisi 20, üçüncüsüyse 10 altın önerdiler. O kadar çaresizdim, tam kabul edecekken savaş başladı. Evimi önce talan edip sonra yıktılar. Böylece paramı, karımı ve evimi yitirdikten sonra bu gördüğün yere geldim ve balıkçılık yaparak yaşamaya çabaladım. Ama insanlar gibi balıklar da benimle dalga geçti, hiçbir şey tutamıyorum.”

Ritim, film bölümlerinin metrik bir düzen içinde birbirini izlemesi demek değildir. Ritim, daha çok, planlar içinde oluşan zaman baskısı aracılığıyla oluşur. Bir filmdeki en belirleyici öğenin herkesin sandığı gibi kurgu değil ritim olduğuna kesinlikle inanıyorum. (Tarkovky, 2008, s. 107)

Bir hayalperest yolunu ancak ay ışığında bulabilendir, ödülüyse şafağa dünyadaki diğerlerinden daha önce şahitlik etmesidir. Babam, Baki Remzi Suiçmez’in deyişiyle; uyuyanın anısı, oturanınsa fotoğrafı olmaz.

İnsanların konuşmalarını işitmesek de, tıpkı rüyalarımızda olduğu gibi, ne söylediklerini biliriz. Her ne kadar “sessiz olmak”, “sözsüz olmak” ile aynı şey değilse de bu iki sessizlik tipinin temelde bir benzerliği vardır. (Bornstein, 2017, s. 71)

Bu saray gözdesi kaçak, Babil dışında bir tepeye geldiğinde, saraya baktığında dayanamayıp bayıldı; ayıldığında dünyalar iyisi melike için gözyaşları dökerek; “İnsan yaşamı nedir ki?” diye haykırdı. “Ey erdemler, bana neye mal oldunuz! İki kadın beni alçakça aldattı, suçlu olmayan ve diğerlerinden daha güzel olan üçüncüsü ölmek üzere! Yaptığım iyilikler yıkımım oldu; mutsuzluğun doruklarındayken kendimi en iğrenç çukurlarda buldum. Belki ben de kötü yürekli olsaydım, şimdi onlar gibi mutlu olurdum.”

Bir hayalperest yolunu ancak ay ışığında bulabilendir, ödülüyse şafağa dünyadaki diğerlerinden daha önce şahitlik etmesidir. Babam, Baki Remzi Suiçmez’in deyişiyle; “uyuyanın anısı, oturanınsa fotoğrafı olmaz.

Bir rüya zihnimizin sınırları içerisinde gerçekleştiğinde, rüyayı görenin kendimiz olduğumuzdan eminizdir. Oysa bir romanda işler daha karmaşıktır. Modern edebiyatın iç monologlarında “ben”, “ben” anlatıcının saptanmasını zorlaştıran başka anlatı kaynaklarıyla kaplanabilir. Söz konusu ilke, bu şekilde romanın biçimsel bir ilkesi olarak benimsendiğinde bile roman “epik” olmaktan çıkar çünkü anlatıcı namevcuttur. (Bornstein, 2017, s. 65)

Yine de başka bir “çözüm” daha vardır. Ekranda cereyan eden olaylar, bir filmin rüyalar açıkça biçimsel bir benzerlik taşıyor olmasından ötürü, “seyircinin rüyası” olarak da görülebilir. Seyirci, bir film seyrettiğine inanmak yerine, rüya görüyor olduğuna da inanabilir pekala. (Bornstein, 2017, s. 67)


2

Painting the Shadows with Children ( 2013-2022, written by Onur Berkay Suiçmez) ©️🔐

Gölgeleri Boyayan Çocuklar ©️🔐

devrimin kıyısından geçerken düşürülen, düşüşleriyle dahi devrimin kendisi olan çocukların anısına…

(24 Eylül 1912 doğumlu dedem Osman Remzi Suiçmez ve 15 Mart 1935 doğumlu babaannem Sevim Suiçmez’in anısına saygıyla…)

Hikayemiz Karadeniz’de bir kasabada geçmektedir.

Ana karakterler Erdem Özdemir, Ayla Tunç, Bahar Atay, Günseli Yıldıran, Nadir Yıldıran ve Işıl Kabala’dır.

ERDEM

55 YAŞINDA GEMI MAKINELERI MÜHENDISIDIR.

KÖYDE BALIKÇI TEKNELERININ BAKIM

ONARIMINI YAPARAK GEÇINMEKTEDIR. BOŞ

ZAMANLARINDA EVİNDE UFAK BİR ODADAN BOZMA

ATÖLYESİNDE KAĞITTAN GEMILER YAPMAKTADIR.

KISA SAÇLI VE UZUN SAKALLIDIR. SAKALLAR

ONU OLDUĞUNDAN YAŞLI GÖSTERMEKTEDİR. TEK

BAŞINA YAŞAR. KASABADA ONA, İŞİ DÜŞEN

BALIKÇILARDAN VE KAĞIT GEMI VE

KİTAPLARIYLA VAKİT GEÇİRMEYİ SEVEN

ÇOCUKLARDAN BAŞKA KİMSE İTİBAR

ETMEMEKTEDİR.

BAHAR

33 YAŞINDADIR, DOĞAL, MAKYAJSIZ BİR

GÜZELLİĞİ VARDIR. KOYU KAHVERENGİ SAÇLI,

AL YANAKLI BİR ÖĞRETMENDİR. KARADENİZ’E

YENİ TAYİNİ ÇIKMIŞTIR. OKULLAR KAPALIDIR

VE YAZIN SON GÜNLERİNDE KALACAK KÜÇÜK VE

KENDİSİNE UYGUN BİR EV BULAMADIĞINDAN,

UZAKTAN BİR TANIDIĞININ KÖYDE YAŞAYAN

AİLESİNİN YANINDA KALMAYA BAŞLAR.

GÜNSELİ

8 YAŞINDADIR, OKULUNUN EN GÜZEL KIZIDIR.

ÇOK UZUN SARI SAÇLARI VARDIR. 1 ERKEK

KARDEŞİ VARDIR. ISLIK ÇALMAKTA USTADIR,

RESİM YAPMAYA YENİ BAŞLAMIŞTIR AMA ÇOK

YETENEKLİDİR.

AYLA

70LI YAŞINDADIR, BAHAR’IN ARKADAŞININ

BABAANNESİDİR. YAŞINA GÖRE SAĞLIKLI BİR

GÖRÜNÜMÜ OLAN TİPİK BİR KARADENİZ

KADINIDIR. AİLESİNİN BÜYÜK BÖLÜMÜNÜ

KANSERDEN KAYBETMİŞTİR. KASABADAKİ

ÇOCUKLARA BÜYÜK BİR SEVGİYLE BAĞLIDIR.

YARDIMCI OYUNCUDUR.

NADİR

13 YAŞINDADIR. GÜNSELİ’NİN ERKEK

KARDEŞİDİR. HERHANGİ BİR YETENEĞİ YOKTUR.

ÇOK FAZLA YARAMAZLIK YAPAR, SÜREKLİ BİR

KOŞTURMACA HALİNDEDİR. ERDEM ABISINI, 2

KARDEŞINI ÇOK SEVER, KENDİ ARKADAŞLARIYLA

ÇOK AZ VAKIT GEÇIRIR.

IŞIL

9 YAŞINDADIR. SIYAH, KISA SAÇLIDIR.

YAŞINA GÖRE OLGUNDUR, GÜNSELI’NIN EN

YAKIN ARKADAŞIDIR. NADIR’DEN ÇOK

HOŞLANMAKTADIR. ONUN SÜREKLI ETRAFINDA

DOLANMASI IÇIN ONA SAMIMI DAVRANIR VE HER

ZAMAN GÜLERYÜZLÜDÜR. GÜNSELI’NIN ISLIK

ÇALMAKTAKI YETENEĞI GIBI ONDA DA MIZIKA

ÇALMA YETENEĞI VARDIR.

.

Bölüm 1 – gündüzleri geceymiş gibi

(Kitab-ı Mukaddes – Eyüp 5:14  Gündüz karanlığa toslar, Öğlen,

geceymiş gibi el yordamıyla ararlar.

Geceleri uyumadan önce babaannesinin ona kattığı bir alışkanlık olarak aynı ritüeli devamlı tekrar eder Erdem, özellikle uyku tutmadığında… “…yattım sağıma, döndüm soluma melekler şahidim olsun, dinime, imanıma…” diyerek uyumaya çabalamaktadır.)

Öğlen olmuştu. Sabah erken uyanamadı. Günlerdir bir şey yemiyordu. Kahvaltısını bahçedeki meyvelerle yapan iki

karatavuk müthiş bir ahenk içerisinde birbirlerini

tamamlarmışçasına ötüyorlardı. Gemide, anlık, 1 dakikalık olağandışı bir kazada sevdiğini, Ezgi’sini kaybedeli iki ay ya olmuştu ya olmamıştı. “Denize artık yaklaşamam. Kayık bile tamir edemem. Yüzemem, bırakabilirdim ben de kendimi o gün suya, ama bırakamadım. Yorgunum. Son günlerde ciğerlerim benden çok konuşuyor.” diye kendi kendine sayıklıyordu. Gece uyuyamıyor, gündüz uyuyamıyor, uzaktan bile denize bakamıyor. Sarhoş gibi ama içmiyor, sadece soğuk çay ve bir iki dal sarma tütün ile sabahı akşam ediyordu. Kısa sürede dökülen saçları, tokluktan değil stresten şişen karnı ve birbirine karışan sakallarıyla aynaya baktığında yabancı birine bakıyordu sanki.

ERDEM

“Evdeyim. Komşu Ayla nenenın bir gün

önce getirdiği karalahana sarmasını ısıtırken radyoyu açtım. Radyoda Zülfü Livaneli’nin Kan Çiçekleri şarkısı çalıyor, tekrar tekrar kasedin bu bölümünü dinliyorum.

(-Bölük bölük olmuş çaylar dereler

Hiçbiri denize varabilmezmiş/ Duvarın dibinde bir yaralı gül/ Gülleri solduran gülebilmezmiş/ Duvarın dibinde bir yaralı gül /Gülleri solduran gülebilmezmiş-)

Çoğumuz aşina olduğumuz bu dünyada hiçbir şeye ilgi duymadan, bilinmeyene karşı meydan okuma zahmetine girişmeden nasıl yaşıyoruz? diye geçirerek içinden bahçede yalınayak dolaşıyordu. “Karatavukları göremiyorum ama ötmeye devam ediyorlar. Sesleri rahatsız etmiyor, rahatlatmıyor da ama kalabalık bir insan topluluğu içinde bulunmaktansa durumuma şükrediyorum. Çünkü burada bazı insanların hayal güçleri oldukça geniş ama sadece entrika üzerine kurulu bir hayal gücü bu.”

ERDEM

“Öğlen uykularım arttı. Gecelerim gündüz, gündüzlerim geceymiş gibi…Komşu bir iki ev ve Nadir ile Günseli dışında sokaktan insan sesi gelmiyor. Rüzgar ve kuş sesleriyle iyice uyuşuyorum uyanık olduğumda.”

Ekran Kararır.

Bölüm 2- Duruşunu korumak

(Çok eskiden atalarının kazandığı mülke ve isme hiçbir şey eklemeden yaşamak imkanını bulan derebeyleri için mutluluk; çalışmakta değil, işsizlikte; değer, çalışanda değil çalışmayanda idi.)

(Oblomov, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2007, İstanbul))

Erdem, Ezgi’yi kaybettiğinden beri donuk bakan birine

dönüşmüş, hayata ve yaşadığı ortama tamamen yabancılaşmıştı. Sürekli uyuyup, uyanıp, dışarı açılan pencere önünde hayatının önceki dönemlerinde hiç içmediği kadar çok şeker atarak ve soğuması için bekleterek içtiği çay demliği dışında; bu odanın eşyasına kayıtsız ve yabancı gözlerle bakar, bütün bu ıvır zıvırı buraya kimin getirdiğini merak eder gibi görünürdü. Uyanır uyanmaz, hemen kalkıp yüzünü yıkamaya, sonra her şeyi inceden inceye düşünmeye, bir şeyler tasarlamaya, düşüncelerini yazmaya niyet etmişti. Yarım dakika kadar bu niyetle savaşarak yatağında kaldı; sonra da kahvaltısını her günkü gibi yatağında yapmaya, hemen ardından işlerini uzun uzun düşünmeye karar verdi. Her saniye hayatına devam etmeye çalışıyor, kafasında geleceğin planını çiziyor, fakat saniye bitmeden odağını kaybediyor ve bu plandan bir şeyler atıyordu. Umutsuzluk içinde; “Ne zaman yaşayacağım ben?” diyip duruyordu.

İnterneti yoktu, kasaba merkezine inip günlük gazetesini, yeşil zeytin, beyaz peynir ve sigara alıp eve geri döndü. Sabah çok erken değildi ama yine de kasabada puslu bir hava ve anlamsız bir sessizlik vardı. Gazetenin ilk sayfasında koca puntolarla yazılmış saçma sapan bir haber ve resim vardı, o kadar saçmaydı ki göz ucuyla bile bakmadı, manşetin altında ufak bir bölümde 23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı bütün yurtta coşkuyla kutlandı yazıyordu. ne sahtekarlık diye düşündü, “çocuklar mutlu da umutlu da değil ki.”, onun altında da nükleer santral projesi geri dönüşü olmaksızın durduruldu, projeye imza atanlar hakkında başlaması düşünülen süreç hepsi için ağırlaştırılmış müebbet cezasıyla başlıyordu.

Kendiyle başbaşa olduğunu zannettiği bir anda, gazeteye bakarken, saniyeler geçmezken, çocuk bayramının geçtiğini ve o günün 24 nisan olduğunu farketti ve tesadüf eseri Trabzonspor eğer o gün oynanacak maçı kazanırsa şampiyonluğu garantileyecekti.

Yıllar önce futbola olan ilgisini kaybetmişti ama yine de atadan, babadan, doğuştan gelme Trabzonspor’luydu.

(“Ne Beşiktaş ne Cimbom da

Fener zaten yenilir, futbolun cilveleri Trabzon’dan

öğrenilir.” )

Bu marşı çok iyi biliyordu, Trabzonspor marşları kasedini aradı buldu ve müzik çalara taktı. 5.marş, futbolun cilveleri…

Bugün hiç çay içmeyecekti, kahvaltıda sadece 3 tane yeşil zeytin, 1 dilim beyaz peynir yedi, üstüne bir dal sigara içti.

Çocuklara ne zamandır kitap bırakmıyordu. Nadir için Ülkü Tamer’in Tarihte Yaşanmamış Olaylar kitabını seçti. Günseli veIşıl için kitaplığını aramaya devam etti fakat eğer bugün takım şampiyon olursa çocuklar kitapları bıraktığı yerden almayacak ve okumayacaktı bu yüzden sadece tek kitap bıraktı. “Tarihte Yaşanmamış Olaylar”

Bölüm 3 –  61.saniye

 (SALYANGOZ YAVAŞ HAREKET EDER, FAKAT TOPRAĞIN SESİNİ DİNLER. EFSANE O Kİ, İNSANIN KALBİNE GİREBİLEN BİR HAYVANDIR. İNSAN KALBİNİN SESİNİ DİNLER, SONRA ÇIKIP GİDER, TOPRAĞA DÖNER TOPRAĞA DİNLEDİKLERİNİ

ANLATIR.)

(JOHN BERGER)

Siyahtan açılma.

Erdem dağ yolunda, şampiyonluğun erkenden garantilendiği günde-yağmurlu bir gün- evden tersaneye doğru tek başına

yürümektedir. Yürürken mırıldanmaktadır.

ERDEM

Adımlarını hayatın şarkısına uydurmaya çalışan güzelim

salyangozlar diye düşünürken içinden,

“ne zaman yağmur yağsa, çamurun içinde kayboluyorlar.”

((sesli))

 O sırada yolun biraz ilerisindeki Nadir yoldaki salyangozları bir bir toplayıp, yolun kenarındaki sarmaşık ve otlarla kaplı taş duvarın kenarına bırakıyordu.

NADİR

Aabi doğru diyorsun, çamura saplanıp,

ezilip gidiyor canlar, en iyisi doğalarına bırakmak bunları.

BUNDAN ÜÇ DÖRT YIL EVVEL, ABLASI

GÜNSELI’YLE BIRLITE EVIN ÖNÜNDE TAŞLARA

OTURUP GOGLELERI TEK TEK TOPLAR, EZILMIŞ

OLANLARI FINDIK AĞAÇLARININ ALTINA

BIRAKIP, YOLUNA DEVAM EDENLERI SESSIZ

SESSIZ SEYREDERLERDI. ONA GÖRE ÇOK ÖNEMLI

GÖREVI VARDI SALYANGOZLARIN. BU GÖREVIN

ÇOK ÖNEMLI OLDUĞUNA INANDIĞI IÇIN;

SIRTINDA KOCAMAN BIR KABUK, KENDI

BIRAKTIĞI IZLERDEN GERIYE DÖNMEDEN, HER

YAĞMUR YAĞDIĞINDA KENDINI YOLLARA VURAN

BU GARIP HAYVANCIKLARIN EZILMESINI

ISTEMEZ, DERINDEN SAYGI DUYARDI. RENKLERE

SAYGI DUYARDI NADIR. MEYVESINI DENEMEDIĞI

BIR BAHÇE, GÖLGESINE SIĞINAMADIĞI BIR

AĞAÇ, MIRILDANDIĞINDA SESINDEN

TANIYAMADIĞI BIR KEDI BILE KALSIN

ISTEMEZDI. VAHŞIYDI. BAZEN BAĞIRIRDI AMA

BOŞLUK ONU DINLIYORDU. SESSIZLIKLE

ANLAŞABILIYORDU, BIR DE KARDEŞIYLE. BAZEN

IKI KARDEŞ ÇIMENLERDE TEPIŞIR, GÜN BOYU

KOŞTURUP, HAVA KARARANA KADAR DIĞER

ÇOCUKLARLA TOP OYNAR, YEMYEŞIL OLMADAN

DÖNMEZLERDI EVE. BU DÜNYA PARÇASI

ONLARINDI, YEŞIL VE SAMIMI GEÇEN

ÇOCUKLUĞUNDA HER ZAMAN HEYECANLI,

YARAMAZ, VE YAŞITLARINA GÖRE FAZLASIYLA

TEMBEL BIR ÖĞRENCIYDI. GÜLMEKTEN BAŞKA

IŞI OLMADAN SADECE KENDI ISTEDIKLERININ

PEŞINDEN KOŞAN BU ÇOCUK, ARKADAŞLARIYLA

BIR OLUP, ÇILDIRTTIKLARI ÖĞRETMENLERDEN

AZ DAYAK YEMIYORLARDI.

Erdem son yaptığı ve kıyamadığı kağıttan gemisini Nadir’e verir. En çok istediği basit şeyi dileyip kayığı yüzdürmesini ister.

Nadir okullar kapanmadan hemen önce evine, anne babasına yollanan bir kağıda onların eline geçmeden ulaşmıştır. Kağıtta şöyle yazmaktadır:

“Öğrencimiz, okulumuz bahçesinden tehlikeli bir biçimde atlayarak okulu terk etmiştir.”

Nadir içten içe komik bulmakla birlikte bu notu Erdem abisine götürür.

ERDEM

Öğrenci dediğin bütün çıkış yolları kapalı olsa da her istediğinde okuldan kaçabilendir.

çok çok uzun zaman sonra ilk defa gülümsedi. Nadir’in küçük kardeşi Günseli, ıslık çalmaya başlamış, hem dene ıslık, güzel gayet güzel. Karatavukların sesini aratmıyor

ve bir çocuk ağzından bu sesin çıktığı nadir görülür.

Yoldan geçen Günseli, Işıl ve Nadir, bıraktığı üç ayrı kitabı ellerinde tutarak yürüyor, Erdem de yanlarında. Sevdiği kadın olan Ezgi’yle çok uzak olmayan bir zamanda birlikte topladıkları deniz kabuklarının bulunduğu kavanozu sallamadan yürüyor. Meydanda, daha önce buralarda görmedikleri bir kadının söylediği cümlenin sonunu duydu ve kavanozu elinden düşürdü. Deniz kabukları yere saçıldı ve çocuklar bir ellerinde kitap, boş olan elleriyle kabukları toplamaya çalışıyorlar. Bahar hanım okullar açıldıktan sonra ilk öğretmenlik görevini gerçekleştirmek üzere kasabaya yeni gelmiş bir öğretmen. Tabi bunu şimdilik bilmiyoruz. Şöyle söylüyordu telefonda karşısındakine: “Bazı insanlar aklın tekellerinde olduğunu, diğer herkesin fazlaca saf olduğunu sanıyor. Atamam kendimi denize, dünya güzel.”“ Atamam kendimi denize dünya güzel, serde erkeklik var ağlayamam” güzel şiir, güzel şiir. Sevdiğinden kalanı, deniz kabuklarını unutup onu yani Bahar’ı izlemeye koyulmuştu bile şimdiden. Kavanoz kırılmadı ve çocuklar büyük bir bölümünü topladı çabucak.

O kadar kolay olsa istediğin insana sahip olmak; birbirinin olmak; yaşamak biraz daha anlamsız gelirdi diye düşünüyorum. Çocuklar yeni fen bilgisi öğretmenlerinin geleceğini biliyormuş ama onu tanımıyorlar. Öğretmen Bahar ellerinde kitap olan çocukları ve yere dökülen deniz kabuklarını fark edince ve onlara doğru yöneliyor ve Erdem şimdiki zamana dair en net tavrım olarak takındığım yabanilik pelerinimi üzerime geçirerek hemen uzaklaşıyor. “Onlar tanıştılar, ben kaçtım. Kaçmasa mıydım? İnsanlara tahammülüm yok, onların da bana”

Öğretmen Bahar, kasabaya yerleşmiş ve yürürken uzaktaki

kardeşiyle telefon konuşması yapmaktadır.

BAHAR

Bazı insanlar aklın tekellerinde olduğunu, diğer herkesin fazlaca saf olduğunu sanıyorAtamam kendimi denize, dünya güzel. Yoldan geçen Günseli, Işıl ve Nadir, Erdem abilerinin koyduğu üç ayrı kitabı ellerinde tutarak yürümektedir. Erdem de yanlarındadır. Elinde kaybettiği sevgilisiyle birlikte

topladıkları deniz kabuklarının bulunduğu kavanozu sallayarak yürümektedir. Baharın söylediği cümlenin sonunu duyarlar ve Erdem kavanozu elinden düşürür deniz kabukları yere saçılır.

ERDEM

O kadar kolay olsa istediğin insana sahip olmak; birbirinin olmak; yaşamak biraz

daha anlamsız gelirdi.

Çocuklar yeni fen bilgisi öğretmenlerinin geleceğini bilmektedir ama onu tanımamaktadır. Öğretmen Bahar ellerinde kitaplar olan çocukları ve yere dökülen deniz kabuklarını fark eder ve oraya doğru yönelir. Tanışırlar.

NADİR

Önce hiç hareket etmeyecekmişçesine durmak, sonra hiç durmayacakmış gibi koşmak lazım.

Şimdi cebir ne derse desin, iki noktayı birleştiren en kısa mesafe neresinden bakarsan bak, eğri.

Nadir, Erdem’in kitaplarının içinden çıkan iki ayrı nota bakıp hayran, etrafına bakınmaktadır.

Bahar öğretmen, Erdem ve çocuklarla birlikte çay içmeye gelecektir.

Erdem önce Karadeniz’in çayı sıcak içilir mi diye sorar Bahar öğretmene ve aldığı yanıta sevinir. Soğumadan içemiyorum, açık ve bol şekerli içiyorum yanıtını verir Bahar öğretmen.

Nadir ablası Günseli ve onun arkadaşı Işıl’a cebir ne demek diye sorar yanıt alamaz. Erdem de bilerek cevap vermez, öğretmenin konuşmasını bekler.

BAHAR

Cebir birçok matematiksel ifadenin çözümünde yardımcı olur. Parçalanmış

ve birleşmesi gereken parçalar anlamına gelir. Niye sordunuz?

Nadir kitabın arasındaki kağıtta yazan cümleyi tekrarlar.

Bahar şaşırır ve bu cümleden çok etkilenir. Aklına çocuklara okul başladıktan sonra fen bilgisini sevdirmek için anlatacağı notlardan biri gelir.

BAHAR

Enerji, değişikliklere sebep olma yeteneğidir diye bir tanımlama geçer

fizikte. Bir de enerji için tanımlanabilir özelliklerden biri de

şudur ki: vardan yok yoktan var edilemez. Durgunluktan ve konumumuzdan kaynaklı bir potansiyel enerjimiz var, yükseklikle orantılı olarak değişen.(Mesela ben yüksekten çok korkarım) Hareket halinde olduğumuzu belirten de hızla orantılı bir kinetik enerji

ifadesi var. Duran ve hareket halindeyken ikisinde de eşdeğer öneme

sahip olan kütlemiz, hiç. Yükseklik, yerden ne kadar yüksekte olduğumuz, yere yakınsak, durmakta olduğumuzda enerjimiz azmış, bir basamak yukarda depoladığımız önem kazanıyormuş.

Madem potansiyel enerjimiz yüksekte olduğumuzda daha fazla korunuyormuş,

tepede durmasak mı, aşağılara inip deniz kıyısında koşsak mı biraz, alçakta daha hızlıyız orasını ben biliyorum size de öğreteceğim çocuklar. (Ulus Baker – Felsefe yükselerek yapılmaz.)

Çocuklar soğuk çaylarını bitirmiş, denize gitme fikrini olumlu bulmuşlardır. Erdem kararsız, Nadir sen gemiyi

yüzdürdün mü bakayım diye sorar. Nadir cevap vermez.

NADIR

Öğretmenim bu kağıtta yazandan önce ne yazıyordu biliyor musunuz?

Cümleyi okur.

(Önce hiç hareket

etmeyecekmişçesine durmak,

sonra hiç durmayacakmış gibi koşmak lazım.)

Işıl, Günseli, Nadir ve Bahar öğretmen sırıtmaktadır, Erdem utanır.

Erdem’le Bahar yüksek bir yerde, denizi gören bir manzarada karşılıklı, yüz yüze konuşmaktadır.

ERDEM

Aynı yerde durup uzak durmak gereken

her şeyden kendimi soyutlamak bana o

kadar iyi geldi ki, yeni insanlar gülümsemek için garip bir bahane oluyor.

BAHAR

Bazı ruhlar var yalnız olmak için yaratılmış.

ERDEM

Yalnızlık değil de tek başınalık diyebiliriz sanırım. Çünkü,

içinizdeki şeyleri yanlış bir dille yanlış bir zamanda yanlış bir insana

anlatınca kaybetmekten de beter bi duruma düşersiniz. Bana bir gülümseme

borcu olan insanlar var ama ben borcumu geri istemeyi hiç sevmem ve istemem. Bence sadece ufak

huylarımızı anlatarak birbirimizi tanıyalım, bu bana yeter…

BAHAR

Mesela bana yakın mesafeden gıdı gıdı desen bile gıdıklanırım.

Gülerler. Erdem içinden bu kadın benim hayatımda yeni bir başlangıç noktası diye düşünür.

ERDEM

(SESSİZCE MIRILDANIR)

Bir insanı tanımak ve sonrasında unutmak anahtarlarını kaybetmeye benzemez. Çünkü anahtarlar seni her gördüklerinde üzülmezler.

BAHAR

Uzun süre beklediğin, zamanı geldiğinde kimseyle paylaşmak istemediğin birine geç kalmış olma ihtimalini düşündün mü hiç?

ERDEM

Kulağımda bir uğultu, her zaman aynı

şeyi fısıldayan…

BAHAR

Aramızdaki yollar büyümüş, büyümüş de

büyümüş. Sonunda bir köprü oluşmuş; öyle bir köprü ki bu sımsıkı birbirimize bağlıyor bizi.

Denize doğru yürümeye başlarlar. Ayaklarıyla suya basarlar ve ağır ağır yürürler.

ERDEM

“Giz”li gülümsemeler ve hiçbir zaman

unutulmayacak minik umutların çılgın

ve hüzünlü başlangıcı.,

3 çocuk kağıttan gemiyi, dibi görünen bir dereye bırakır ve kağıttan gemi olabilecek en iyi şekilde yüzer.


Senaryo Çalışması ve Eserlerin Sahibi: Onur Berkay Suiçmez