Polemik; hiçbir zaman, yazarın titizlikle yapması, ama kendine saklaması gereken bir hazırlık çalışmasından başka bir şey değildir. Salt reddetme kadar etkisiz bir şey de yoktur. İkna etmek için eleştirmek hiçbir işe yaramaz, yapılması gereken; ortaya bir şey koymaktır. Para kazanmak adına ölüme göğüs geren korkaklar görüyoruz. Ölüm korkusuyla kontrol altına alınamayacak hiçbir tutkunun olmadığı da iddia ediliyor. Oysa bir bencilin sahip olduğu en değerli şey yaşamıdır. Gelip geçici bir coşkuya kapılıp hayatlarını vatan adına ya da kendince soylu bir neden bile bulamadan yaşamının değerini bilemeyenler de vardır. Hangimiz hareketli bir gece ve yetersiz bir dinlenmenin ardından sabah uyandığında kendini benzer durumlarda bulmadı, Derin bir uyuşukluk hali, akıl oldukça net, ne var ki ne yapılması gerektiğini görüyoruz ama ne yazık ki fikirlerin kendi başına az değeri olduğu düşündürülüyor.
İrade Terbiyesi’ nde; kendisinin efendisi olabilmek adına herhangi bir yöntem bulamayan öğrencilerin şikayetlerine duyarsız kalmayan yazar Jules Payot, 8 Ağustos 1893’te yazdığı birinci baskısındaki önsözünde; kuramsal bir şekilde, entelektüel bakışla çalıştığı kitabının bir bölümünde şöyle bahsetmiş: İmitation de Jesus Christ (İsa’nın taklidi) deyiminin hakikatini kavrayacaklara: “İnsan işini seviyorsa, yapması kolay ve zevklidir.”
Uzun soluklu bir çalışmayı istemeden tamamlamak, gerçekleştirmeye çalıştığı şey her neyse sevmemek; tüm başarı şansını yok etmektir. Başarı adına üstlendiğin işi sevmek şarttır.
Karakter basit bir olgu değildir. Eğilimlerin, fikirlerin, vs. çok karmaşık bir sonucudur. Eğer insanlığın tamamı bu fikirde olmasaydı, kimse çocuklarını yetiştirme zahmetine katlanmazdı ve doğa değişmez yasalarla bu işi tek başına üstlenirdi. Uzay ve zaman dünyasına bir kez “indikten” sonra karakterimiz ve ona bağlı olarak da irademiz neyse öyle kalır, çok az bile değiştiremeyiz. “Bir bencile, küçük bir çıkarından vazgeçerek çok daha büyüğünü elde edebileceği, bir kötüye, başkasında bir ızdıraba neden olursa kendisinin çok daha büyüğüyle cezalandırılacağı gösterilebilir. Ama iş onların içindeki bencilliği, kötülüğü çürütmeye geldiğinde, bu bir kediye fareleri kovalamayı bu kadar sevmesinin yanlış olduğunu kanıtlamak kadar zordur.”
Tarih, nedenleri ve sonuçları her zaman çok farazi büyük toplumsal olaylara tutunmak için özel isimlerden giderek daha çok kurtuldukça, materyal yığınlarının korkunçluğu tarafından öldürülecek saf öğrenilmiş bilginin, düşünen zihinler nezdinde tüm otoritesini kaybedeceği çok net değil midir?
İrade hastalığıyla mücadele için birçok ruh hekimi ortaya çıktı, ama bunlar maalesef revaçtaki psikolojik doktrinlere kanmış durumdalar.
İrade konusunda zekaya çok büyük bir önem atfediyorlar ve zannediyorlar ki bizim ihtiyacımız olan şey öteki dünya hakkında kanıtlanmış bir metafizik kuram.
Cahillikleri belki hoş görülebilir. Tarımın daima en verimsiz ama işlenmesi en kolay topraklardan en verimli ama işlemesi çok zahmetli topraklara doğru ilerlediği ekonomi politikte kabul edilmiş bir yasadır. Psikoloji bilimi alanında da aynısı geçerli.
Siz daha yüce bir duygu seçip bu duyguyu bilincinizde hayatın istikametini teşkil edecek denli güçlü kılmayı başaramayacağınızı mı düşünürsünüz? Eğer öyleyse, olmak istediğimiz şey olabilmemiz için psikolojinin bize sunduğu araçların ne kadar çeşitli olduğunu bilmiyorsunuz demektir.
Doğruyu söylemek gerekirse, bir kuram insanın; kendini azat etmesinin kolay, doğal bir şey olduğuna dair bir algı yaratmıştır, oysaki bu süreç tam tersine uzun soluklu bir iştir, çok çaba göstermeyi ve psikolojik kaynaklarımızı çok iyi tanımayı gerektiren bir iştir.
Ne kadar yüksek olursa olsun hiçbir meslek, hiçbir kariyer, kişiliği, gücü ve enerjiyi korumaya asla yetmez. İlk yıllarda zihin etkin bir biçimde çalışmanın yolunu bulabilir. Fakat çok geçmeden kombinasyonların miktarı, derin düşünme ve araştırma çabası gerektiren vakaların sayısı ve olasılığı azalır. Görünüşte çok güçlü zihinsel çaba gerektiren en üst düzey görevlerin yerine getirilmesi zaman içinde tamamen alışkanlığa dönüşmektedir.
“Gençlik harekete geçmekten ve eylemden hiçbir zaman bu kadar bahsetmemişti.”, diyorlar. Harekete geçmek gerekirken konuşmak maalesef çok fazla bir şey değil. Harekete geçmek gerekirken konuşmak maalesef çok fazla bir şey değil. Bize genç insanların çoğu, gürültü ve ajitasyonu yaratıcı eylemle karıştırıyormuş gibi geliyor. Kimileri, ki onlar bu konularda en yetkili(?) olanlar, okullardaki gençliğin önemli bir kısmının aklı bir karış havadakiler ve hiddetlilerden oluştuğuna inanıyorlar. O halde aklı bir karış havada olmak ve hiddetlilik iyileştirmeye çalışılması gereken iki irade hastalığı.
Tutkular doğaları gereği geçicidir ve şiddetli oldukları ölçüde kısa sürerler. Çabanın sürekliliği önündeki gerçek engelleri teşkil eden delilikle komşu bir durağanlık ve güce ulaştıkları çok nadir vakalar hariç, düzensiz bir şekilde aniden belirip aniden kaybolmalarından ötürü tutkuları kendi içlerinde değerlendirmemiz mümkün değildir.
Tembel insan, anlık çok yoğun çalışma ve çabalardan, ardından uzun eylemsizlik dönemlerini döngü halinde yaşarlar. Devamlı çalışma istikametinin devamlılığını içerir. Zira iradenin enerjisi, çok sayıdaki çabadan ziyade zihnin tüm güçleriyle aynı amaca yönelmesiyle açığa çıkar. İşte size çok karşılaşılan bir tembel türü: Genç adam hayat dolu, neşeli, enerjiktir. Nadiren hiçbir şey yapmadan oturur. Mesela bugün bir makale okudu, birkaç gazeteye göz gezdirdi, birkaç notunu tekrar okudu, bir tez planı hazırladı ve bir an dahi boş kalmadı. Arkadaşları onun çalışma azmine ve meşgalelerinin çeşitliliğine hayranlık besleseler de, ne saçma ki; bu genç adamı tembel diye yaftalamak zorunda kalırsınız. Tembeller parmaklarını kapatmaya üşendiklerinden hayatın zevklerinin avuçlarından kaçıp gitmesine, ister istemez izin verirler. Ayrıca tembelliğin aldığı biçimleri bilim insanlarında görmek bile çok ilginç. Hiç kuşku yok ki tembelliğe büyük bir işte, mühim görevlerde de kesinlikle rastlanıyor, zira burada nicelik nitelik anlamına gelmiyor ve dahası işin niceliği çoğu zaman niteliğini bozabiliyor.
İnsanın tembelliğine ve tutkularına karşı mücadele etmesiyle bencilliği içinden tamamen söküp atmaya çalışması apayrı şeyler. Bu terimlere indirgendiğinde bile mücadele çok uzun ve meşakkatli. Ne cahiller ne de kendini beğenmişler, iradesini terbiye etmiş bir bencile karşı zafer kazanabilir. Çok iyi öğrenilmiş taktiklerin izlenmesi ve uzun bir çalışmanın kabullenilmesi gerekir. Psikolojinin yasalarını bilmeden ya da onları bilenlerin tavsiyesini dinlemeden o arenaya dalmak, deneyimli bir satranç oyuncusu karşısında taşların hareketlerini bile bilmeden kazanmaya çalışmaya benzer.
Eğer fikir bizden gelip geçiyorsa değersiz ve boştur. Ona sıklıkla tekrarlanan özenli bir dikkat göstermemiz gerekir; kendi başına yaşayabilecek hale gelmeden önce, bir oluşumun merkezine dönmeden önce onu terk etmekten kaçınmalıyız. Onu zihnimizde uzun süre tutmalı ve atıfta bulunmalıyız. Böylece fikirlerin, verimli düşüncelerin ve güçlü duyguların birlikteliği denen o gizemli şeyin bir manyetik güç vasıtasıyla kendine çekmesi adına gereken enerjik olma halini kazanacaktır. Bu fikir ya da duygu durum organizasyonu çalışması, sakin ve sabırlı bir meditasyon vasıtasıyla yavaş bir biçimde gerçekleşir.
Duygunun gücü, büyük bir etki zenginliğiyle kendini hissettirir. Güçlü bir duygu hassas nesnelerin algısına benzeyerek, dışardan, ondan en bağımsız psikolojik durumlar üretebilir. Ne zaman istersek kendi içimizde yaratabileceğimiz algılanabilir durumları kullanarak fikirler zincirini kırabilir ve böylece çok güçlü çağrışımların etkisinden bile kendimizi kurtarabiliriz. Ama şu da bir gerçek ki her türlü algı, en temel olanlar bile, kimi işaretlerin yorumudur. Eğer intikam alacaksak bunun büyük bir sakinlikle olması gerekiyor. Ama doğruyu söylemek gerekirse, tek bir bilge bile intikam peşinde koşmaz. Sadece zihinsel huzurunu bozanları terbiye ederek geleceğini garanti altına almaya çalışır, böylece onu rahatsız etmemek gerektiğini bilmeyen kalmaz.
Büyük bir özgürleştirici güç olan zaman; bireylerin şu anda yapamadığını uzun vadede yapabilmesini sağlayacaktır. Hemen o anda gerçekleşmeyen özgürlüğü, doğru bir strateji ve dolaylı yöntemlerle gerçekleştirebiliriz.
Köpekler, çocuklar, hatta büyük insanlar şakacıktan itişip kakışırken işin birden ciddiye binip anlamsız bir kavgaya tutuştukları zamanlar vardır. Gülüşler ve gözyaşları bulaşıcı değil midir? Halk, ne kadar deliysek o kadar çok güldüğümüzü fark etmedi mi? Üzgün ve somurtkan bir kişi bir ailede neşenin düşmanı, bir musibet diye değerlendirilemez mi?
Fakat kendimizi özgürleştirmenin yöntemini ortaya koymadan önce kaynaklarımızın hiçbirini görmezden gelmemek ve duygusal durumlarımızın esası üzerinde neredeyse hiçbir şey yapamasak da duygunun ikincil ve hatta üçüncül katmanları üzerinde herhangi bir etki oluşturabilecek miyiz bunu değerlendirmeliyiz.
Kendinin efendisi olma yolculuğunda öncelikle fikrin elverişli duygusal durumlarla bağlantılarını değerlendirmeliyiz. Aklın duyguyla ilişkileri konusuyla meşgul bir filozof, bilginin türlerini ayırt etmeye çalışır ve bilgiyi tamamen zihinsel bilgi ve yürekten hissedilen bilgi diye ayrılabilir.
Değerlendirme yaparken peşinde olduğumuz şey tanınmak ve tanımaktır. Derin düşünmede, amaç; ruhumuzdaki nefret ya da aşk hareketlerini kışkırtmaktır. Hakikati bulma arzusu tarafından yönlendirebiliriz ve bundan dolayı çoğu insan faydalı bir yalanı, zararlı bir hakikate tercih ederler.
Çalışkan kişide bu büyük ahlaki karara başka bir karar daha eşlik etmelidir: Onun Herkül’ün erdem ve zaaf arasında yol almasına benzer şekilde, mutlaka çalışkan hayatını seçmeli ve tembel hayatı, elinin tersiyle itmelidir.
Hayatımız boyunca sadece bir defa almak zorunda kalacağımız kararlar hakkında söyleyebileceklerimiz bu kararlar, idealizm ve hissedilen hakikatleri ön plana çıkaracaktır.
Doğrusunu isterseniz, meditasyon yapmak bir anlamda içindeki tohumu düşürmek adına başağa vurmaktır, burada daima geçerli olan kurallar, sözcüklerin yerine her zaman şeyleri koymaktır, ama şeylerin belli belirsiz bir imgesini değil de ayrıntılarıyla kendisi konmalıdır.
Düşüncelerimizi her zaman özgünleştirmeli ve somutlaştırmalıyız. Mesela kendimizi bir daha tütün içmemeye ikna etmeye çalıştığımızda, bütün olumsuz yanlarını bilmemize rağmen, anlık odaklanma durumu dahil, zihnin kavrayışını körelttiğini iddia edenler hariç, kusursuz bir tümdengelimle ve zihinsel açıklıkla çalışmalarımıza tütün içerek devam etmeliyiz.
Lise döneminde aile disiplini altında yaşayan, çok sayıda zorunlu ödevle meşgul olan, rekabet duygusu ve sınav kaygısıyla istim üstünde tutulan, yalın ve titizlikle düzenlenmiş bir hayat sürmeye mecbur yeniyetmelerin; günümüzde ders saatleri azaltılan ve teneffüs süreleri uzatılan programlarda dahi kendini düşlere bırakacak zamanı neredeyse hiç yoktur.
Çok çalışmaktan ötürü hasta görünmek elbette ki gurur verici bir şey olsa da; bu durum irademizin onuruna katkıda bulunuyormuş gibi görünse de; çalışmanın tek başına sağlığımızın bozulmasından sorumlu olduğunun kanıtlanması gereken bir şey olduğunu kabul etmeliyiz; bu kanıtlama çok zor şartlarda değerlendirilebilse dahi.

şampiyonluktan öte meseleler – alaylı Trabzonsporlular vs. mektepli Trabzonsporlular – gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından için bir cevap yazın Cevabı iptal et