Beyaz üzerine; İstersen Hiç Başlamasın ya da Yeniden Başlamalı

https://www.academia.edu/88160030/

Toplamsal renk sentezi ve çıkarımsal renk sentezine dair bilimsel ders almadan; mektepli değil alaylı kameraman olmak ve adından söz ettirmenin kolay olduğu günlerde, asıl zor olanın yıllarca çalışma fırsatı bulamama olasılığını da düşünüp her şeye rağmen mektepli ve bilinçli kamera kullanıcısı olma mücadelesine başlayalı, yıllar ve zaman akarken, çektiğim fotoğrafları film şeridi şeklinde arşivimden paylaşırken, çekemediklerim de bireysel algı mekanizmalarına karşılık benim örmediğim duvarlara çarpıyor ve hatalı hareketimi kollayan kim veya ne, kimden ve neden çalışmalarımın kitlesine kavuşması engelleniyor bilemiyorum.

Metis 2021 Hayat Memat ajandasından, bir bana bir de Duygu’ya aldığımda, hayatımda hiç takım elbise ve kösele ayakkabı giymemiş bir adam olarak, eskiden beri; toplumsal muhalefetler ne zaman kuvvetini kazanmaya ve iktidarları yerinden indirmeye odaklansa kuş gribi, domuz gribi vb. soğuk algınlığına benzer ve aslında kuş veya domuz olmayanların üzerine alınmaması şart olan kitlesel hastalıklar baştan aşağı yayılmıştı.

2021’de eski Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi, şimdiki Hacı Bayram Veli Üniversitesi Toki binasında başladığım bireysel Tezsiz Yüksek Lisans maceramda şimdiye kadarki öğrencilik hayatımdaki en yüksek not ortalaması tutturup, 2022 Eylül’ünde Tezli Yüksek Lisansa devam etme fırsatıyla tekrarlayan bir şekilde değil adım adım devam eden bir öğrenci ve şimdilik, belki yıllar yılı devam edeceğim -öğretim görevlisi değil- öğrenim görevlisi sıfatıyla, Radyo, TV ve Sinema alanının ne kadar kitlesel bir şekilde medya üretmeden tüketmeye odaklı olduğunu fark etmeyen, çerezlik dizi seyircilerine benzemeyen bir kitle yaratmaya çalışacağımı bildirirken, haddimi aşmadan ifade edebileceğim şekilde, okur-yazar olsa bile, “ekinler baş vermeden kör buzağı topallamazmış” ve “little little in to the middle” replikleriyle, sofralara meze olan komedyenler ve sipariş usülü köşe yazan yandaş ve yancı, tükenmez kalemle yazamayan, kurşun kalemle yazdıklarıyla cep dolduran, gün gün, hafta hafta para kaynağının emirlerinin dışına çıkamayanlardan olmadan;

-öğretim görevlisi- sıfatıyla değil öğrenim görevlisi sıfatıyla; kendi kendimin editörü; olarak; biraz akademik biraz da özel yazılarla haftada bazen 1 bazen 2 tane makale veya denemeyle kendi belirlediğim yolda yürümeye devam ediyorum.

Çektiğim fotoğrafları, film şeridi şeklinde arşivimden paylaşırken; çekemediğim fotoğrafları hayal etmeye de devam ediyorum. Hiçbir reise sempati duymadığım, hiç beyaz çorap, takım elbise ve kösele ayakkabı giyinmediğim bilinse de; kapşonlu montumu şuana kadar üşümesin veya ıslanmasın diye bir zamanlar yanımda olan ve kalabilen 3 kız arkadaşımla paylaştığımda, bu bile bizi bilmeyen kimselere dert olmuş diye duydum.

Medya haberleri sipariş edilmediğinde, etik ve kurallı, bilinçli bireyler haberleri, yönlendirme olmadan, hiçbir ideolojik aygıta hizmet etmeden, falcı ya da kahin olarak değil, nasılsa öyle nasılsa böyle demeden; aslında böyle ve böyle olması yeterli diye diye, azla yetinmeden çoka talip olmadan çözüm önerileri üretenlerden taraftan olduğumu her seferinde hatırlatmam lazım değil diye düşünüyorum.

Kuş gribi zamanında, domuz gribi zamanında ve birkaç yıl öncesinde de çocukluk Youtube kullanıcılığımda, Beşiktaş taraftarlarının temel taşı Çarşı’nın “dikkat edin kırim kongo’nun nağmeleri, hemen hastaneye koşun önerileri…” diye devam eden marşına benzer hislerle, Covid 19 başladığı halde bittiğinde yeni hastalık çıkarmaya devam edeceklerini tahmin edebiliyor olmamıza rağmen; bibergazına karşı limonsuyu ve tütün dumanıyla, konfor alanı yaratmanın ne kadar zor olduğunu bilemeyenlere karşı, sokaklarda parklarda stadyumlarda, Osmanlı torunu değil, Osmanlı hanedanının sömürdüğü Türk halkının bir parçası olmaktayken bu halk 3 kuruş ekmek peşinde yaşam mücadelesi vermeye devam ediyor.

Binlerce kılıksız saray ve de halıları bile kendi cepleri dolsun diye kendi yandaşlarına peşkeş çekilen camilerde eğilirken, sivil veya armalı polis her köşe başına yerleştirilse de, ben kimlerin nerede ne yaptığını önemsemezken; satranç, dama dahil bilmeyen; bu dünyada adalet olsa, okey masalarına dördüncüyü değil bir kişiyi bile oturtamayacak ibişleriyle, benim ve sevdiğim şeyler üzerime oynamaya devam eden hırbolar yüzünden benden korkan kız arkadaşlarımla her ne kadar konuşmaya çalışma çabasında bulunsam da benden kaynaklanmayan, başkalarından duyduğu kulaktan doğma yalan yanlış bilgilendirmenizi, her istihbaratlarınızı yönetememeye yerelden başladığınız çokça zamandır bilinse de, dış bağlantılarınız size emretmeden herhangi bir düşmana karşı bile hamle yapamayacak haldeyken de Nato onaylı silah ticaretinizi, size çalışmıyor gibi görünen, ama Nazi Almanya’sının son dönemindekine benzer, yurtdışına kaçırdığınız gazeteciye benzemeyen belgeselcilerin 1923 Türkiye Cumhuriyet’ini ve Atatürk Türkiye’sini filmlerle anlattığı zamanlara aşina bizim kuşak ve öncesinin evlerinde okunan, Cumhuriyet gazetesinin bile, en muhalif yayıncıların dahi sosyal demokrasi dışı, muhafazakarlık reklamlarına malzeme edildiği istibdatınıza karşı, Hürriyet de diyemiyorum çünkü köylerde pişmeyen aşların pişmesine değil de pişmemesine yardımcı Tüpçünün boş verdiği tüpler yetmediği gibi Milli Piyango ve medya kanalları da Avrupai görünümde hayatı dürüst yaşayanlara değil olmadığı gibi davrananlara rol yapanlara pazarlamaya devam ediyor, hasta adam zamanlarındaki Osmanlı hanedanlığının çöküşünde slogan atılamıyordu.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kumar masasında kazanılmadığının bilinciyle, gidici olan RTE ve kılıksız hanedanı yaşarken yargılanacak mı bilmek adına takip ettiğim bilinçli, yalansız, yardımcısız yaşayanlarla her an bir arada değilsem de varlıklarını bildiğimden tek başına bırakılanlardan olmadığımı bilirken; bizim seçtiğimiz değil sizin sıçtığınız eğitim sistemlerinizin çarklarını işletmekten ne kadar mutluysanız da öğrencilerin çektiği her derdin bir parçasıyım ve kitle yönlendirme çalışmalarınıza her hamleye adı belirli ana muhalefetten karşılık verilemediğinde bile, ana muhalefet adlandırmanız değil de birinci partinin, Atatürk’ün kurduğu parti,  kültürel iktidarın her şekilde sosyal demokrasinin temelinin ne kadar sağlam olduğunu, milliyetçilik ve laiklik üzerine tepkisel durumlarda milletten aldığınız feedbacklerle A.K partisinin biteceğini biz kadar siz de biliyorsunuz.

Yaklaşık 100 yıllık ilke ve inkılapların; dindarlığınıza, dündarlığınıza, gericiliğinize ve kindarlığınıza karşı kazanacak olduğundan eminim, çünkü 21.yy’da yaşıyoruz, Orta-Çağ’da değil.

Cumhuriyet’in birinci dönemi başlamadan (1919) Kurtuluş Savaşı’ndan sonra, (1920) TBMM’nin açılması ve (1923) Cumhuriyet’in ilanından itibaren, 99. Yıl bitiyor olsa da 100. yılında Orta-Çağ derebeylik zihniyetinden milletçe kurtulacağımız ve lakabı makamı kim olursa olsun kimsenin bir diğerine efendim demediği, molla ve reislerinizin Avrupa’nın ve Arap’ların çöplüğü haline sokmaya çalıştığı memleketimizin[1] de sportif her dalda şampiyonlukları, ulusal ve yerel bayramları, görmezden geldikleri kültürel mirası, mutlu ve umutlu kutlayacağı bir yer olmalı ve olacaktır diye düşünüyorum.


[1] Bknz. Cennetteki Çöplük – Çamburnu, Documentary, Directed by: Fatih Akın


gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

“Beyaz üzerine; İstersen Hiç Başlamasın ya da Yeniden Başlamalı” için bir cevap

Bal Porsukları Partisi, Ankara’nın Kaybolan Dereleri, Porsuk Çayı Köprüleri, Tüketim ve Semboller üzerine bir deneme | gündüzleri geceymiş gibi için bir cevap yazın Cevabı iptal et

gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin