Onur Berkay Suiçmez
26.10.22 – Ankara
https://www.academia.edu/89255172/

“Bütün gençliği unuttu, ama düşlerini değil / çoktan unutuldu çatı, üstündeki gökyüzü ise asla.”[1]
Özne ve nesneye bakmaya başlamadan; “Herhangi bir yerden açılmış, hiç kapanmamış bir parantez gibi olması anlamında. Parantezin içine, moleküler düzeyde her şeyin girebilecek olması, parantezin her bağlantıya açık olması anlamında” (Ulus Baker’i Okumak (2015-2019), s. 13) Immanuel Kant için bilme yetisi, üç şeyin senteziyle beliren form veya yapıdır. “Birincisi; Özne – nesne, ikincisi; bilen özne – bilinen nesne, üçüncü ve son olarak; bilen öznenin bilinen nesneye dair tasarımı – bilinen nesnenin yeniden sunumu yani nesnenin özneye sunduğu şey.” (Sanat ve Arzu, 30 Nisan 1998 tarihli ders, s.147-148)
Öznenin tasarladığının, nesnesinde karşılığı varsa, bu en açık bir biçimde bilmeye ve fark edilmeye tekabül eder. Bilinen nesneye dair tasarım, bilme ve bilinenin değişimini etkiler. Bilen özne tasarımıyla, nesneyi yeniden üretebiliyorsa kafasındaki tasarımı başarıyla açığa çıkarmış demektir. Bilen öznenin kafasındaki tasarım, öznenin yeteneklerini artırıyor onun var olma şansını artırıp azaltabiliyorsa, bu özne ve nesne arasında karşılıklı haz veya acı duyma yetisini ortaya çıkarmaktadır.
Dostoyevski’de düşünce, “Şeytan’ın ilhamı”dır. Brecht’te Tanrı diye, öte dünya diye bir şeyin olmadığı düşüncesi “bir endişeyi” değil, bilakis “korkudan özgürleşmeyi” ifade eder. (Karanlık Zamanlarda İnsanlar, Brecht, s.284)
“Hiç kimse kendi ülkesinin vatandaşı olduğu şekilde dünya vatandaşı olduğu şekilde dünya vatandaşı olamaz.” diye Jaspers’a atıfta bulunarak söze başlıyor Hannah Arendt, “Karanlık Zamanlarda İnsanlar” adındaki derleme kitapta; çünkü herhangi bir memlekette tarihsel bir durum belirtmek en küçük bir olay bile, komşu devleti ya da kıtalararası bir mesafedeki ülkede dahi kıyıda köşede bir rastlantı olarak katılamaz. “Polisin yükselen gücünün ordunun eski gücünü gölgede bıraktığı modern polis devletleri ve totaliter hükümetlere ilişkin deneyimlerimiz, insanlığın mevcut fiili dayanışmasına aykırı olacak hiçbir şey yapılmamalıdır” (Karanlık Zamanlarda İnsanlar, Jaspers, s.117) diyen Jaspers’ın felsefesine bakılırken; durum aslında şöyledir: “İnsan bilimleri, beşeri bilimler, laboratuvar koşullarından çok uzak değil, tarihin içerisinde, toplumu laboratuvar olarak kullanan iktidar mekanizmaları da çok tanıdık” (Sanat ve Arzu, 19 Şubat 1998 tarihli ders, s.16) bu yüzden böyle bir olasılık karşısında iyimserliğimizi korumamıza yardımcı olmamaktadır.
Hannah Arendt, de bu durumu şöyle açıklıyor:
”Dünya’nın birliğini sağlayan teknoloji, onu bir o kadar kolay yok edebilir ve küresel iletişim araçları, muhtemelen küresel yıkım araçlarıyla aynı masada tasarlanmıştır.” (Karanlık Zamanlarda İnsanlar, “Dünya Vatandaşı?”, Jaspers, s.105)
“Kelebek etkisi” meselesi ya da daha bilimsel koşullardaki Einstein’in “Spooky Action at Distance” teorisiyle açıklanabilecek olan böyle durumların temeli; Türkçe’deki adıyla, dolanıklık teorisi; kısaca ”iki nesnenin mekandan ve mesafeden bağımsız olarak eş zamanlı şekilde birbirini etkilemesi ve aynı harmonide tepki vermesi” olarak tanımlanmaktadır.
Yani dolanık iki parçacık birbirinden ayrılıp ikisini de evrenin iki ayrı ucuna da koyulsa da birinde bir değişiklik yaptığında veya bir etkileşime soktuğunda diğeri de aynı şekilde değişir ve etkileşime girer. Kuantum dolanıklığı (entanglement) ile nesneler birbirinden ayrı, ama yine de iletişim halinde bulundukları bir durumu ifade eder.
Klasik fizikte buna benzer bir durum söz konusu değildir. Bilim henüz yeterince şeyi açıklamaya başlamadan önceki dönemler beşeri ve sosyal bilimcilerle açıklanmaya çalışıldığı zaman, ortak bir kendini anlama felsefesi sunan Jaspers; Dünya tarihinin eksenini “MÖ. 5.yydan MÖ 800’le MÖ 200 arasındaki tinsel süreci” diye açıklamıştır. “Çin’de Konfüçyus ve Laozi, Hindistan’da Buda, İran’da Zerdüşt, Filistin’de peygamberler ve Antik Yunan’daki filozofların zamanı…”((Karanlık Zamanlarda İnsanlar, “Dünya Vatandaşı?”, Jaspers, s.111)
“Hristiyan tarih felsefesiyse, Dünya tarihinin dönüm noktası ve merkezine Augustine’den Hegel’e değin, İsa’nın gelişinde görmüştür. Bu yüzden sadece Hristiyanlar için geçerlidir.” (Karanlık Zamanlarda İnsanlar, “Dünya Vatandaşı?”, Jaspers, s.111)
Ulus Baker’e göre, “ayrıcalıklı anların yerine, yeni formların, biçimlerin anlar ve pozlar oluşturduğu bir düşünce sisteminin yerine kesitler geçiyor; yani varlığı kesitlerle yakaladığında, herhangi bir anda aldığın kesit, dünyanın portresini oluşturuyor.” (Sanat ve Arzu, s.26)
Şimdiki zamanın beslendiği bu düşünme tarzı, tarihsel arka planından yoksun bırakılmadan, “düşünce fragmanları”yla çalışır. (Karanlık Zamanlarda İnsanlar, Benjamin, s.249)
Şimdiki zamanda çalışmalar yapan kuramsal fizikçi Amit Goswami, Meksika Üniversite’ndeki araştırmaların insan zihinlerinin mekansız bağlantı kurdukları gerçeğini ortaya çıkardığını şöyle söylemektedir; “Kuantum dolanıklık beyinler arasında da gerçekleşir.”
Meksika’da bir üniversite deneyinde iki kişi, ortak bir meditatif evre deneyimleme niyetiyle 20 dakika boyunca elektronik olarak muhafaza edilmiş bir Faraday odasında yan yana meditasyon yaptı. Sonra meditasyon yapan denekler, bir deneyde birbirlerinden üç metre, diğer bir deneyde ise 14,5 metre uzakta iki ayrı odaya kondu ve EEG makinelerine bağlandı. Deneklerden birinin gözlerine, ‘tepkisel potansiyel’ adında eşsiz bir beyin-dalgası kalıbını tetikleyen kırmızı bir ışık verildi. Dört vakadan birinde, diğer kişinin beyni karıştı, kişi ışığı görmese de ya da ışığın yakıldığını bilmese de ışık kendiliğinden tepkisel potansiyel beyin-dalgası kalıbı yaratmıştır.
A priori deneyden önce ya da deneyden bağımsız demektir.
A posteriori, yaşantıya bağlı olan demek yani deneyimsel tecrübeleri kapsar.
Bir tasarım nedir? “ağaç”, “yeşil”, “renkler” bunların her biri kafamızdaki tasarımlardır. Kant diyor ki: kafamızdaki tek bir tasarım bilme yetimizi asla doyurmaz. Çünkü “yeşil” demek bir bilgi oluşturmaz. Ama “ağaç yeşildir” bir bilgidir. En az iki tasarımı bir araya getirmek, yani “synthesis” birleştirmek, sentezdir.
(Sanat ve Arzu, Baker, 30 Nisan 1998 tarihli ders, s.148)
Mesela, modern bilimle birlikte yaşadığımız çağda kültür, medeniyetin ortaya çıktığı diyarlardan bütünüyle farklı bir şekilde dünyanın diğer kesimlerini de fazlasıyla etkilemektedir. Sosyal bilimler ve matematiksel, teknik bilimdeki bu yeni etkinlikler, hayat şartlarının Avrupa’da Reform ve Rönesans dönemlerindeki birkaç yüzyıla damgasını vuran değişimi, teknolojik değişim hızının doruğa ulaştığı zamanlarda birkaç on yılda gerçekleşme olasılığı, Avrupa’dan farklı şekilde hissedilecektir. Örneğin atom bombalarıyla büyük hasara ve nesiller kaybına maruz kalan Japonya’dan teorik fiziğin gelişmesine katkılarına kadarki süreçte; Çin, Hindistan bölgesel düşünceleriyle kuantum teorisinin özü arasındaki belirlenmiş ortak durumların habercisi olabilmektedir.
Modern bilim bu tehlikeli sayılabilecek birleştirme sürecinde sadece minicik bir role sahip olsa bile; büyük ve gelişmiş ülkelerin diğerleri üzerinde silahlarını kullanmasının korkunçluğunu kanıtlamakta ve her şeye rağmen farklı kültürlerin ve etnik geleneklerin bir arada bulunma arayışına bununla birlikte aynı eylem, etkinlik ve meditasyon dengelerinde buluşabileceğine dair olumlu bir bakış açısı yakalamamıza yetecektir.[2] (Radyo, TV, Sinema Anabilim Dalı, Tezsiz Yüksek Lisans Dönem Bitirme Projesi – Onur Berkay SUİÇMEZ, 2022, s. 27-28)
Sonuç olarak; Bertolt Brecht’in düşüncelerinden yola çıkarak; toplumun her alanında yaratıcı ve her yönü kucaklayan büyük bir gerçekçilik, ancak yükselen sınıflarla işbirliğiyle özgün sanatla meydana çıkacaktır. Adı belirlenmiş ya da belirsiz sınıfların kendileri de, gelişebilmek için toplumsal kurumların, toplumun realitesinin bütünü adına belirleyici rol oynamak durumunda kalacaktır. Gerçekçi eğilimlerin, kısmı realizmin, doğalcılığın, yani mekanik, gizemci, kahramanların olduğu bir realizmin var olabilmesi, hakim bir kültürün çözüme kavuşturulabilir niteliğe sahip kapsamlı ödevleri yerine getirebilmesiyle gerçekleşecektir. Toplumsal sorunların, tümü adına bir sanat eseri üzerine değerlendirme yapmak dahi, düzmecelikten uzak bir gerçekçiliğin var olabilmesine, toplumsal sorunların bir bölümünün çözülebilmesi yani gerçeğin denetim altına alınabilmesi seçeneğini doğurur. Kısacası; bunun adına üretici ve yaratıcı güçlerin geliştirilmesini adına yeni bir sınıfın ya da sınıfların varlığının belirginleşmesi ve sanat adına üretilen her şeyin sanat olmadığını, doğruların ve yanlışların temsilcilerinin saflarını belirlemesi şarttır. [3] (Radyo, TV, Sinema Anabilim Dalı, Tezsiz Yüksek Lisans Dönem Bitirme Projesi – Onur Berkay SUİÇMEZ, 2022, s. 28-29)
Kaynakça
Arendt, H. (2022). Men in Dark Times (Birinci Baskı b.). (T. Bora, Dü., I. Ilgar, D. Öktem, F. Sarıcı, G. Sorguç, Ö. Soysal, & S. Yılmaz, Çev.) Istanbul: Iletışim.
Baker, U. (2020). Kanaatlerden Imajlara: Duygular Sosyolojisine Doğru. (K. Ünüvar, Dü.) Istanbul, Şişli: Iletişim Yayınları.
Derleyen. Kara, O. E. (2021). Ulus Baker’i Okumak (2015-2019). Ankara: İletişim Yayınları 3047, Birikim Kitapları 37.
Suiçmez, O. B. (2022). Radyo, TV, Sinema Anabilim Dalı, Tezsiz Yüksek Lisans Dönem Bitirme Projesi – Onur Berkay SUİÇMEZ. Academia: https://www.academia.edu/82905604/ adresinden alındı
[1] “Ballade von den Aberteuern”, Gedichte, I, s.79
[2] (Suiçmez, 2022, s. 27-28)
[3] (Suiçmez, 2022, s. 28-29)
Yorum bırakın