https://www.academia.edu/89645908/
Anahtar Kelimeler:
Spor Kültürü, Popüler Kültür, Yüksek Kültür, Halk Kültürü,
Yeni Medya, Tekelleşme, Yabancılaşma, Özdeşleşme, Taraftarlık
İletişim, Mesaj, Kaynak, Kültür, Bireysellik, Toplumsal Bilgi ve Değer Üretimi
Bir anlamda iletişimin amacı ve sonucu olarak nitelendirebileceğimiz iletişimin etkilerini; mesajın kaynak tarafından yollandıktan sonra, alıcı kesimin aldığını yorumlamasıyla birlikte, alıcının davranışlarında, yollanan mesajın etkililiğine koşut olarak ortaya çıkan değişmeler biçiminde tanımlamak mümkündür. Kaldı ki, iletişimin temel amacının, bilginin; mesajın paylaşılacağı alıcıların davranışlarında değişim yaratmak olduğunu bilmekteyiz.
İletişim kurmakla birlikte alıcı davranışlarındaki değişmelerle, mesajın kaynaktan alıcıyla doğru aktarımına bir süreç şeklinde bakma açısından önem kazanır. Eğer iletişimi, en basit bir biçimde kaynaktan alıcıya tek yönlü bir akış olarak ele alabiliyor olsaydık, mesajlarımızı kusursuzlaştırma ve ustalıkla düzenlemek adına çaba harcıyor olurduk. Ama ne yazık ki durum böyle değil. Çünkü, kaynak, iletişimin gerçekleşip gerçekleşmediği ve ne tür etkiler yaratıp yaratmadığını çoğunlukla bilemez. Oysa yüz yüze kurulan diyaloglarda anında tepkiler bu etkilerin saptanmasına yardımcı olmaktadır.
Günümüzde bize medya tüketimi fırsatı sunan ne kadar çok aracı bilinçli veya bilinçsizce kullanırsak kullanalım, bireysel algı mekanizmalarının fazla ilerlemesine izin verilmeyen, magazin ünlüleri ve şarlatan politikacıların iktidarında, ‘gelişmekte olan ülke’ sıfatını dahi yitirmek üzere dizayn edilmekte olan TV kanalları ve bu kanallarda yayınlanan, kitleleri ekran önünde saatlerce uyuşturan, yapım kaynakları ve yapım bütçeleri hangi ideoloji iktidardaysa o kitlenin yandaşlarınca şişirilen dizi-film, (un)reality-show programlarıyla vakit harcayıp, bilgisiz yöneticilerin yönlendirmesiyle görüntü kirliliği ve gürültü kirliliği bombardımanına maruz kalabiliyoruz.
“Şüphesiz, televizyon kolayca kuşatılabilecek, yapısı ve etkileri bakımından basitçe sınırlandırılabilecek bir araştırma konusu değildir. Araştırma konusu böylesine çok katmanlı, boyutlu ve karmaşık olduğunda, televizyonu konu alan yaklaşımların kapsayıcı ve bütünlükçü olmaları, üstelik kendi yanlılıklarını ‘kuramsal belirlenimcilikten’ kurtularak gidermeleri çok zordur. Televizyon üzerine düşünmek bu nedenle ‘eleştirelliği’ olmazsa olmaz bir koşul olarak benimsemeyi gerektirmektedir. Ama bu, alışılageldiği üzere sırf televizyonun yapısı, işleyişi ve tezahürlerine yönelik değil, her şeyden önce televizyona dair üretilmiş ve üretilen bilgilerin temellendiği kuramsal yaklaşımların “yanlılığıyla’ nitelenen yönlerini konu alan bir ‘eleştirellik’ olmalıdır.” (Mutlu, 2016, s. 85)
Eleştirel ekonomi-politik yaklaşımla değerlendirmede bulunurken odak noktası medyanın tamamında, aslında eleştirel ekonomi politik yaklaşımla değerlendirmenin eksik ya da yanlış yapıldığı noktada başvurulduğundaysa görsel-işitsel medya üzerine yapılan çalışmalarda önemli bir başvuru kaynağıdır. Bu yaklaşımının temel kaynağı Karl Marx’ın “alt-yapı, üst-yapıyı belirler” cümlesidir.
Karşılıklı etkileşim olarak iletişimi değerlendirmeye devam edecek olursak, kaynağın alıcıya yolladığı mesajın yansımasını (feed-back) anında alabileceği, durumlar da geleneksel TV mecrası düzeninde reklamlar çıktığında kumandayla “zap” yaparak başka kanallarda ne varmış merakı devam ederken; Y kuşağından bir adam olarak bizden bir sonraki Z kuşağı diye adlandırılan ve bizden sonra da büyüyüp yetişecek yeni kuşaklara bireysel olarak baktığımdaysa 90 dakikalık bir futbol maçının bile tamamını takip eden “fanatik taraftarlık” en azından evlerde ve televizyon karşısında, neredeyse azala azala bitebilecekmiş gibi görünüyor.
Sokaklarda oyun oynayan çocukluğunu yaşamış son neslin bir parçası olarak da; son 20 yılda, Dünya’daki teknolojik ve bilimsel çalışmalar ne kadar hız kazanırsa, o kadar yavaşlayan bir toplumun yetiştirdiği çocukların bilgisayarda ve telefonda oyun oynama süreleri, pedagojik formasyon alıp, süre sınırlanmasının tam olarak da işe yaramadığı zamanlarda kitap okuma zamanları, çekirdek aile evlerinde bile tam olarak belirlenemediğinden “ebeveynleri okursa, çocuk da okur”a benzer reklamlar sloganlaştırılmamış halde kalmışken, bir zamanlar akşamları saat 21.00 sularında, TV reklamlarında belki şimdilerde de devam etmekte olan “çocukların uyku vaktinin” bildirilmesi de bir açıdan; ‘çöp medya’ ve ‘tartışma adabı bilmeyen aynı tiplerin her akşam her konuda her şeyi bilir şekilde atışmaları’ ndan korunmalarına yardımcı bir etken olabilir.
Bu ödevime “Kitap Kültürü vs. Televizyon Kültürü” başlığını koymam ve iletişim süreçleriyle başlayıp bilimsel metodumu yazmamdaki temel amacım; bilimlerin zaman içersinde ayrı ayrı disiplinler haline gelmesi ve bilginin kaynağının “araştırma ya da öğrenme yoluyla elde edilen olgu ve ilkeler” ve aynı zamanda “insan zekasının çalışması sonucu oluşan düşünsel ürün” olarak adlandırılmasının hala temel düzeyde tanımlar olduğunun bilinmesi ve yerel-ulusal-uluslararası hangi medya kuruluşu ve arkasında kaç sermayedar olduğunu bilme çabasında ziyade, bahsetmeye çalıştığım kavramlar, bu kavramların değerleri ve ilkelerini bilinmeyen kaynaklar tarafından sunulduğunda kabul etmeyen ve hem soran-sorgulayan, hem düşünen-düşündüren “bilgiyi tanımlayan kişilerin dünyaya bakış açılarının” değişmesinin mümkün olabileceği, özgür bir dünya kurmak adına, toplumsal bilgi ve değer üretimi çalışmalarında kolektif çabaları göz önünde bulundurup, bireyci bir bakış açısıyla “kölelik evvela kafada başlar” diye yazımı bitirmeden önce, medya bombardımanı olarak evlerimize girmekte olan görüntü ve gürültü kirliliğinin yaratıcıları yani medya patronları, kitlesel yüzler vb. daha da uzatmamak adına kısaca şöyle tanımlanan: “kitle iletişim şiddetinin savunucuları”, insanların, büyük çoğunluğunun medya şiddetinin şiddeti körüklediğine inanmadıklarını vurgulamakta[1] olduklarını da eklemeliyim.
Buna rağmen toplumda; özellikle çocuklar, kadınlar ve de bazılarımızın evlerinde baktığı, bazılarımızın da sokaklarda ve parklarda yoluna denk düşen bizlerle aynı dünyada yaşayan sokak hayvanları şiddete maruz bırakıldı haberleri gün geçmiyor ki önümüze düşmesin.
Gelişmekte olan ülkeler ve gelişmemiş ülkelerde; uluslararası spor karşılaşmalarıyla medyanın daha az hatta neredeyse hiç çabalamadan medyanın uluslararası karşılaşmalarla siyasal ve ekonomik sorunları temsil senaryolarında hazır kullanabileceği malzemeleri sunar. Bu sorunlar tarihi olmayan, destansı anlatılarla ulusal kimliğin bir veya birkaç maçlık sahadaki mücadeleyle ülkenin beka meselesi halinde sunulmasıyla spor kültürü, seyirlik eğlence olmaktan çıkar ve savaş tamtamlarının çalmasını sağlar.
“Günümüzde öyle bir alan düşünün ki, duygulara seslensin, herkes onu anlasın ya da öyle sanarak mutlu olsun, hem ortak bir dili olsun, toplulukları birleştirsin hem de kendine özgü kodları ve kuralları olsun, soyut olsun, eğlendirsin, kim zaman da kişiye özel olsun, tahmin edilemeyen ve heyecan uyandıran nitelik taşısın… Bulamadınız mı? Hiç kuşkusuz yanıt spor…” [2]
Cumhuriyet döneminden önce kurulmalarına rağmen, ülkemizin demokratik düzlemde Cumhuriyet yönetimiyle yönetilmesini ve 100 yıllık tarihine devam etmesine başlıca kaynak olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün hem TBMM’nin 1920’deki kuruluş tarihini yani 23 Nisan’ı kazanılmış ulusal kurtuluş savaşından sonra çocuklara adayan ve çocuk bayramı ilan eden, hem de Kurtuluş Savaşı’nın ilk adımını atarak Samsun’a çıktığı 1919, 19 Mayıs’ının da gençlere spor bayramı olarak armağan edildiği yıllardan öncesinde; 1900’lü yıllarda II.Abdülhamit, kendi döneminde gençlerin bir arada bulunmasını rejime muhalefet olarak adlandırdığı yıllarda; ülkemizde batı tarzı sporların yaygınlaşması ve gelişmesi engelleniyor, kurumsallaşmanın da önünü kesiliyordu.
1903 yılında yine aynı padişahın “özel izniyle” 17 Mayıs’ta Bereket Jimnastik Kulübü adıyla kurulan, şimdi Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün taraftarları şimdiki zamanda kitlelerce benimsenen A’sını Anarşinin temsilcisi şekliyle yazan ve muhalif kimliğini ortaya dökmekte çekinmeyen Çarşı adındaki oluşumlarıyla, şimdiki zamanda; “Çarşı ırkçılığa karşı”, “Nükleer Santrallere karşı”, “Tekelin özelleştirilmesine karşı” sloganlarıyla birlikte “Kanserden ölmesin Karadeniz” pankartlarıyla bugünkü iktidar ve yaptığı akıl almaz halk düşmanlıklarına ironik de olsa, kuvvetli olan her kesime karşı muhalif bir simge şeklinde değerlendirilebilmektedir.[3]
Atatürk’e göre “emir vermek”, çözümü istenen bir sorunun ortasıdır. Emirden önce sorunun, bir hazırlık aşaması, emir verildikten sonra da bir izleme aşaması vardır. Hazırlık aşaması, sorunun değerlendirme araştırma evresidir. Atatürk buna “fikri hazırlık safhası” demiş ve önemini şöyle açıklamıştır:
“Fikir hazırlıkları seferberlikle davul zurnayla asker toplamaya benzemez. Sabır ve çaba gerektirir.”
Bu düşüncesine şöyle devam etmiş ve “bir emrin verilmesinde komutanın olduğu kadar emri yerine getirmek durumunda olanlar cesaretli olmalıdır.”
Çünkü büyük küçük her birliğin, hiçbir emir ve hiçbir fikir almadığı durumlar karşısında düşünüp kendiliklerinden bir şeyleri başarabilmesi lazımdır. (Uğurlu , 1998, s. 8-9)
Günümüzde ulus devletlerin çoğunun kültür politikalarını ulusçuluk temelinde kurması ve kozmopolitleşme eğilimlerine karşı neden yüksek kültürü değil popüler kültürü korumak amaçlı çeşitli çözüm arayışlarında bulundukları, popüler kültürün, kitleleri uyanık tutmama politikasıyla, kültürel hegemonyayı yönetebilecek yeterlikte olmayanların; bütünlüklerini koruması amaçlamasından kaynaklanmaktadır.
Spor kültürü ve kavramı özellikle bütün dünyada aynı anda başlamasa da hızla başlayıp devam eden küreselleşmeyle birlikte spor endüstrisi dünyanın en büyük 5 endüstrisi arasında yerini almıştır.
“Lafzi taraftar – Harbi taraftar”; ilki, laf olsun diye takım tutar. Ötekiyse kendini tuttuğu takımla özdeşleştirir.
“Konjonktürel taraftar – Ezeli taraftar”; sahte ya da gerçek taraftarlık söz konusudur bu kez.
“Teorik taraftar – Pratik taraftar” ayrımındaysa; pratik olan, teorik olarak futbolu bilenden arsa, halı saha, çim saha, zemin ayırt etmeden bizzat futbol da oynayandır.
Bir de “Küresel taraftar- Yerel taraftar” ayrımı vardır. Yerel olan, amatör düzeyden profesyonel düzeye Türkiye’ye bakar. Küresel olansa; Avrupa ve Dünya’daki futbol turnuvalarını da değerlendirmeye alır.
“Dijital taraftar – Gerçek taraftar” lıktan bahsedildiğinde; bilgisayar ve konsol oyunlarıyla, reel düzlemde takip etme farklılıkları vardır.
(Türkiye’de Spor ve Medya, Mart 2014, s. 59)
Nasıl özdeşleşme başkalarına benzemeyen kendine özgü olanı, gündelik bir olan durumuna sokarsa, yabancılaştırma da gündelik olanı kendine özgü olana çevirebilir. Tesadüfen yaşanan durumlar, başkalarına benzemiyormuşca sergilenebilir. Böyle durumlarda, seyreden, yaşadığı zamandan kaçıp tarihe sığınmaz, bulunduğu zaman yani “an” tarihselleşir. [4]
Erol Mutlu, “Globalleşme, Popüler Kültür ve Medya” kitabında popüler kültür eleştirisine Ünsal Oskay’ın “Popüler Kültürün Toplumsal Ortamı ve İdeolojik İşlevleri Üzerine” başlıklı yazısını özetleyerek şöyle başlamaktadır:
“Walter Benjamin’in kapitalist sanayi toplumu bağlamında toplumsal ve kültürel değişmeleri değerlendirmesiyle, devletlerin resmi kültürünün geri çekilmesiyle ortada kalan boşluğu popüler kültürün doldurduğu, reel-yaşamın sürdürülmesi adına tekrar tekrar aynı ve/veya benzer hayatları yeniden üreten popüler kültür fantazyasında, bireylerin başka tür yaşam olanaklarına kafa yorma kabiliyetini yok ettiği ve önüne sunulanı kabul eden kitlelerin acı ve utancını hafiflettiğini öne sürer.” (Mutlu, 2016, s. 294)
“…Kültürün zirveden, siyasal veya entelektüel seçkinlerden; sıradan insanlara yönelik bir akışı olduğu anlayışı, yani sıradan olmayan her türlü öğrenilmiş ve yaratılmış insani değer şeklindeki kültür kavramı popüler kültüre dair eleştirilerin çoğunun özsel varsayımını oluşturuyor…Bu ayrımın temelini elbette ki, kimilerine göre doğal, kimilerine göre de tarihsellikle nitelenen toplumsal eşitsizliklere dair değerlendirmeler belirlerken; büyük “K”lı kültür yani yüksek kültür toplumun ayrıcalıklı kesimlerine; küçük “k”lı kültür yani popüler kültürse toplumun sıradan kesimlerine aittir. Bu arada bir de halk kültürü vardır: Otantikliği nedeniyle hayranlık uyandıran, yüksek kültürün de, popüler kültürün de zaman zaman malzeme toplamaya ayağına gittiği, kültürel kaynak olan halk kültürü…” (Mutlu, 2016, s. 298)
Popüler kültürün kaynağını aradığımızda, insanların eğlenme, hayat koşullarından anlık kaçma olanakları sunması diye kısa bir cümle kurabiliriz. Bu nedenle eleştirilmesi amaçlandığında; ciddiliği insana yaraşır özsel erdem sayan zihniyetin büyük bir temsilini oluşturmaktadır.
“Sporu sağlam bir kafayla sağlam bir beden arasındaki olumlu ve zorunlu ilişki olarak düşündüğümüz günler geride kaldı. Bunun Türkiye benzeri ülkelerde nedeni; belki de sağlam bir kafanın başına bela olması, böylelikle demode olmasıydı…” (Mutlu, 2016, s. 339)
Bakthin (1968) “karnavalesk kavramı”nı ortaçağ şenliklerinin özelinde ele almaktadır. Mutlu bu kavramı şöyle yorumluyor:
“Şenlikler insan ruhunu özgürleştirdiği gibi, sonunda köklü toplumsal değişmelere de yol açmaktadır. Şenliklerde hiyerarşik yapı ve bu yapıya bağlı tüm şiddet, saygı, yobazlık, görgü kuralları, yani sosyoekonomik hiyerarşik eşitsizlikten veya insanlar arasındaki yaş dahil diğer tüm eşitsizlik biçimlerinden kaynaklanan her şey askıya alınır; normal sınırlamalar ve kurallar bir yana atılır.” (Mutlu, 2016, s. 320-321)
“Hayalgücü o kadar takdir görüyordu ki belli oyuncular belli beceri ve numaraların mucitleri olarak ünleniyorlardı.” (Wilson, 2017, s. 77)
“Çalışkan ve teknik olarak yetenekli oyuncular iyi organize olduklarında fizikleriyle rakibi domine etmek zorunda kalmıyorlar. (Wilson, 2017, s. 563)
“İspanya golcüsü olmadan Euro 2012’yi kazandığında, bu kimseyi şoke etmedi; sadece başlangıcı birkaç yıl öncesinden olan bazı trendlerin bir devamı olarak görüldü. Benzer şekilde Barcelona’nın mükemmeliyeti de fikirden çok ölçülülüğünden dolayı devrimciydi; sadece daha önce başkalarının da yaptığı şeyleri daha iyi ve daha çok yaptılar.” (Wilson, 2017, s. 573)
Bizim ülkemizdeyse; spor ve sporcular; “ölçülü, tutumlu, dengeli vb”. sıfatlarla tanımlanamadığında tüketim toplumunda kitlelerin kullanışlı aracı halinde tükeniyor. Bunun tek mantıklı açıklaması da şudur: “Reklam ve pazarlama etkinliklerinin yönetimini elinde bulunduranlar; amatör ve profesyonel sporcuları, takımları, taraftarlarıyla spor endüstrisi çalışanlarını da kapsayacak şekilde çok çeşitli insan kaynakları ağı bulunmakta ve bu ağ; her yeni etkinlikle, spor etiği ve sporcu sağlığını öncelemeden, tüketiciye seyirlik müsabakalar pazarlamaya devam etmektedir.
“Bugün spor dendiğinde akla daha çok gündelik yaşam koşuşturması içinde bunalmış, daralmış ve küçülmüş insan yığınlarının her an yıkıcılığa dönüşme potansiyelli klostrofobisine karşı sosyal bir antidot geliyor. Bu insanlar, modernliğin baskıcı aklının çarpıtmakla birlikte hala tümüyle gerçekleştiremediği hayallerini yıldız sporculara, profesyonel kulüplere para karşılığında transfer ediyorlar.” (Mutlu, 2016, s. 340)
Product yani ürün, karşılaşmaları, oyuncuları ve taraftarları kapsar.
Price yani fiyat denildiğinde; bilet satışı kastedilir.
Place denildiğindeyse hem müsabakaların oynandığı etkinlik sahaları hem de yayınlandığı yorumlandığı mecralar dahildir.
Yeni medya araçlarıyla bireylerin hayatında oldukça büyük yer edinen sosyal medya ağları, futbol ve küresel kapitalizm unsurları arasında yeni bağlantılar doğmasına kaynak oluştururken; eş zamanlı, taraftar, futbolcular, yönetimler ve kulüplerin auralarının kompleks, bütünsel bir çatı altında birleşmesini sağlamıştır. Fakat; ülkemizde TBMM’nde dahi çoğunluk partisinin ne önerirse önersin, sadece sayıca üstün olmasından kaynaklı bir parti tarafından yönetiliyor olmasından dolayı, sportif taraftarlık düzeyi dahili ve harici, makam ve mevkisini para kazanma kaynağı olarak devam ettiren iktidarın durumundan şaşmayan 3 büyütülmüşler, bu kompleks çatının temelinin zeminde bulunmadan çatısında olduğunu zannetmektedir.
Kompleks ve bütünsel bir düzlemde zeminin Anadolu topraklarında olduğunun bilincine herkesin anlaması açısından, şampiyonluklar Anadolu kulüplerine tekrar tekrar, adalet terazisi ve adaletin kılıcı şaşırılmadığında, başarının kökenlerine kendiliğinden döndüğüne herkesle beraber şahit olurken halkımız, şaşıranlardan değil şaşırmadan; zamane iktidarı kimse onu “onur üyesi” yapma ve kuvvetini yitirdiğinde yani ayaklar baş, başlar ayak olduğundaysa “üyelikten atma” ya benzer komik duruma düşmek dışında çatıdan su almanın önemsizliği, zeminin sağlam olduğu zaman akarken kanıtlandığında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ulusal ya da amatör düzeydeki kadın ve de erkek; sporcu ve de asker; birey, bölük ve takımlarının kendi özlerinin farkına varmaları, muhafazakar görünümlü gericilerin 2002 kış aylarında iktidara gelmesinden yaklaşık 3 ay önce futbol bazında A Milli Futbol Takımının Dünya Kupası’nda üçüncülük başarısını elde edilmesine benzer şekilde, geldikleri şekilde gideceklerine dair, iktidardan düşmeleri adına; mücadele zeminin yerel bazda kalmayıp, bireysel ve takımsal, Dünya çapında rakiplerle mücadele ederken her şart ve koşulda ayakta kalarak savaşmaya devam etmemiz durumunda hani olur da yarın halkın kazandığı, bir seçim olursa; ki olacak; doğru ve dürüst yargının tekrar hüküm sürebilme ihtimaliyle, yönetilenler adına yönetenlerin, kirli düzene neyle, nasıl ve ne şekilde yardımcı olduğu ve aslında kandırılan taraftan değil yalanla, hileye, hurdaya en büyük yatırım ve kaynak sağlayıp; “suçluların iktidarının bir parçası” olmadıkları, bizzat “suçluların iktidarının kendisi” oldukları da tarafsız tarih yazıcıları tarafından değerlendirilmeye alınacaktır.[5]
Kaynakça
Kolektif. (Mart 2014). Türkiye’de Spor ve Medya (Birinci Baskı b.). (V. Ekin, Dü.) Istanbul: Köprü Kitap.
Mutlu, E. (2016). Globalleşme, Popüler Kültür ve Medya. Ankara: Ütopya Yayınevi.
Suiçmez, O. B. (2022). Radyo, TV, Sinema Anabilim Dalı, Tezsiz Yüksek Lisans Dönem Bitirme Projesi – Onur Berkay SUİÇMEZ. Academia: https://www.academia.edu/82905604/ adresinden alındı
Uğurlu , N. (1998). Atatürk’ün Askerlikle İlgili Kitapları. Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.
Wilson, J. (2017). Inverting the Pyramid: The History of Football Tactics. Istanbul: Ithaki.
[1] Joseph Turow, Media Today, Houghton Mifflin Co. 1999, s.417-418)
[2] Küçükerdoğan, Rengin. 21.yüzyılda toplumsal bir güç: Spor. Türkiye’de Spor ve Medya (Birinci Baskı b). (V. Ekin, Dü.) Istanbul: Köprü Kitap. s.7.
[3] https://onurberkaysuicmez.wordpress.com/2022/10/15/bireyin-muharebe-talimi-bolugun-muharebe-talimi-ve-takimin-muharebe-talimi
[4] Suiçmez, O. B. (2022). Radyo, TV, Sinema Anabilim Dalı, Tezsiz Yüksek Lisans Dönem Bitirme Projesi – Onur Berkay SUİÇMEZ. s.13. Academia: https://www.academia.edu/82905604/ adresinden alındı
[5] [5] https://onurberkaysuicmez.wordpress.com/2022/10/15/bireyin-muharebe-talimi-bolugun-muharebe-talimi-ve-takimin-muharebe-talimi/

Yorum bırakın