Behzat Ç.

Bir Ankara Polisiyesi’nden; Çekiç ve Gül’e;

Sanatın sanat adına mı, toplum adına mı, yoksa sadece cebi boş olanlar doldursun diye mi yapıldığı hiçbir zaman bilinemeyecek bir zaman aralığı dünya tarihinin özellikle Birinci Dünya Savaşı sonrasında sadece bizim ülkemizde değil, imparatorlukların dağıldığı, ulus devletlerin kurulduğu Avrupa’da yolculuğuna başlayan hareketli resimlerin; Lumiere Kardeşler’in basit ve kurgulanmamış video çekimlerinin farklı farklı yerlerde halkla buluşmasıyla başladı. Bundan önceleri Edison ve çalıştırdığı kameramanların dünyanın farklı farklı yerlerinde çekim yapabiliyor olduğu varsayılsa da; resmi olarak böyle bir kayıt Dünya Sinema Tarihinde saygın ve seçkin hiçbir kaynakta yer almamaktadır.  

Amerika’da sessiz sinemanın başlaması, Almanya’da tiyatro temelli sinema tarihi başlangıcı, Hitler öncesi, Hitler dönemi ve Hitler sonrası dönem; kameranın araçsallaşarak “herşeyi gören objektif” Dziga Vertov dönemi, kurgu-montaj sineması dönemi Eisenstein döneminden tutalım da Griffith ve Melies zamanları da dahil edilmek koşuluyla dünyada ve Osmanlı Devleti’nin yıkıldığı, Cumhuriyet’imizin temellerinin atıldığı zaman aralığında halka, halktan, halktan birileri aracılığıyla haber aktarma amacıyla kurulan Anadolu Ajansı dahil kitleleri ekrandan önce perde karşısında bir araya toplamaya yarayan bir tarihi olan kamera – video araçları medyanın da temelini oluşturan parçalardan biridir.

Bu denememe konu olarak seçtiğim Behzat Ç. dizisi, diğer TV dizilerinden hem yayınlandığı zaman aralığında hem de sonrasında büyük farklılıklar barındırır. Birinci olarak, fotoğraf kamerası olarak bilinen araçlarla omuzda ve düşük bütçeyle çekilmeye başlanması, bunun yanında bir de tanıtımından şimdiki zamana kadar olan süreçte, halkın; polisiye algısını, iyi polis – kötü polis, bağımsız yargı – bağımlı yargı, iyi gazeteci – kötü gazeteci vs. böyle bir ikilemden ziyade çok farklı karakterleri ve başlangıç olarak yazılmış; bir kitaptan uyarlama senaryosunun üzerine, hem oyuncu hem yaratıcı ekibinde, çoğu Ankara DTCF mezunu, Ankara’lı olmasa bile Ankara’da doğup büyüyen, okullarından mezun olmuş potansiyel taşıyan, ama kitlelerle henüz buluşmamış  -buralı karakterlerle – özgün bir çalışma zemininden dolayı; hem kahraman – mit(mitoloji)- antikahramanlarıyla özgün dilini kitlesine birinci bölümden bitene kadar, sabırla ve bir parçasıymış misali seyircilik fırsatı sunduğundan dolayı bitti sanılsa dahi bir şekilde devam eden bir televizyonculuk hikayesi.

Bir online medya kuruluşuna verdiği demeçte; dizinin başrol oyuncusu Erdal Beşikçioğlu diziden dolayı Emniyet’in saygınlığıyla oynandığına dair eleştirileri reddederek yapılanın bir edebiyat uyarlaması olduğunu vurgulamıştır. [1]

19 Eylül 2010 tarihinde Star TV’de yayın hayatına başlayan ve aykırı polis karakterleriyle; her ne kadar TV ekranlarındayken sıradan polisiye dizi havasında değilse ve sistem eleştirisini yapsa da bunun yanında Devletin İdeolojik Aygıtlarına dair objektif bir şekilde yansıtmaya çabalaması ve Başkent’te, Ankara’da çekilmesi, yayınlanmaya başladığı zamanlarda henüz ünlü olmayan pek çok oyuncuya tanınma ve özgün bir proje olarak ortaya konulmasından dolayı; halkın her kesiminin yayınlandığı sıralarda değilse bile online ve “bipsiz” yani “sansürsüz” seçenek sunması sonrası çok daha büyük kitlelere hitap eden Behzat Ç. şimdilerde yaklaşık 13 yıl sonra; anaakım TV kanallarında yayınlanma olasılığı bulunmadan; son bölümü yerli TV platformlarından BluTV’de 24 Ocak 2023’te yayınlandığında yıllardır olduğu şekilde hikayesiyle, başlayıp biten, yeniden başlayan, bittiği yerden başlarken, oyuncu kadrosunda ve hikayenin temelinde yer alan barındırdığı karakterleri proje dışında tutması, hikayenin esşki ve/veya yeni tanıdık yüzler dışında yeni simalara da yer açması bakımından diğer dizilerden ayrı bir yere sahiptir.

“Ankara Yanıyor” ve “Seni Kalbime Gömdüm” bu diziden ayrı ama aynı ekiple çekilmiş 2 filmken; bir de bunun yanında “Saygı” ve “Saygı 2” adıyla, dizinin anti-kahraman karakterlerinden Ercüment Çözer karakteri ekseninde kurgulanmış farklı ekiple çalışılmış projeler de mevcut.

Apolitik bir toplumda, politikayı sadece siyasetçilerin yaptığı ve halkın, yöneticilerini seçme adına yönetilen kitlelerin önüne seçme şansı sunulmasına ve  X jenerasyonundan daha çok Y ve Z kuşağı, yani 90 sonrası doğan kesimi etkileyen; kırılma noktaları bu memlekette birden fazla kez yaşanmasına rağmen, politikacılarının kendisi değişse de, yasama, yürüme ve yargının denetleyicisi olması şart olan bir medya bulunmadığında;  akşam bültenlerinde, 2010 – 2023 arasında, penguen belgeseliyle, insan belgeseli arasında; seçim yapamaz hale düşürülen halkın büyük bir bölümü; medya kanalları çapraz tekelleşirken fakirleşmeye başladı ve eş zamanlı olarak yoksulluğun küreselleşmesi ve sadece bir avuç elit olmayan sonradan görme azınlık tarafından, tek kanallı televizyon döneminden de kötü halde olan medya sistemi yürürlüğe alınıp; bırakın denetleyici olmayı haber alma ve haber verme özgürlüğü hiç kalmamış bir hale düşürülmüşken; sonrasında da artık neredeyse her zaman öyle kalacakmış zannedildiği bu dönemde; sosyal medya platformları, dizi-film sektörünü etkilediğinden daha çok tek sesli medya kanallarında, aynı kadrolarla yapılan kitaptan uyarlanan dizi ve  haber kanallarının moderatörleri, prompter dışına çıkarılmadan yayınlanan tartışma programlarının reytingleri düşerken; bilimden, kültürden ve sanattan beslenen neredeyse çoğu tek başına mücadele etmek zorunda bırakılmış meslek örgütleri susturulmaya çalışılsa da, tek tek hedef tahtasına konulup kaçmasına neden olduysa da; temeli çağdaş, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak atılmış ve  böyle de devam edecek olan cumhuriyete bağlılığını yitirmeyen, ahlak ve etik kuralları sürdürülebilirliğini koruduğu müddetçe; bireylerin kulak asmadığı, vasfı sadece konuşmak yani hatbetmek olan kitlenin kültürel olarak hiçbir şekilde ne biçemsel ne de içerik belirleme vasfı olmadan çalıştığı toplumsal normların, hukukun adaletin kavramsal olarak bütün halkın sesini bastıran sansür mekanizması işlevselliğini yitirmeye başlamış ve bunun başlaması neden bu kadar zaman aldığı, bir ses duymak değil özellikle pandemi döneminde, HES (hayat eve sığar ve bir diğer adıyla hidro elektrik santralleri), öğrencilerin aileleriyle daha fazla vakit değerlendirme fırsatı sunmasının yanında, kitlesel bir ölüm kalım savaşı misali 3 doz aşı olanların dahi, hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan bir virüs olan Covid-19 yayılması, normal insanların; maneviyata daha çok önem vermeye başlamasına sebep oldu ve tek bir sesin yerine çoğulcu, yapması lazım olan görevlerini zamanında ve sorumlu bir biçimde liyakatle tamamlayan pek çok kişinin kitlesini bulmasına ve dijital çağda dijital yerli olarak doğup büyüyen neslin kendine kanaat önderleri olarak belirlediği  sıradan bir Youtube yayıncısının dahi, reklamlı veya reklamsız, havadan sudan konuşan çoğu ünlüden ziyade oynadığı bilgisayar oyunu, konserlerden kesitler, sanat etkinlikleri ve özgün paylaşımlarıyla ünlü olma derdi olmayan, kendi kendine yetebilen bir neslin; eğitim ve öğrenim hayatı öğrenci harçlığı kadarken, zengin olma hayalleri uğruna değil kendi ne yapıyorsa onu yaparak hak ettiği parayı kazanabileceği bir reel-meta dönemine damgasını vuracaktır diye düşünüyorum.

Bütçesi aşırı, biçemi yıllardır değişmeyen pek çok programdan fazla reyting almaya başlayan ve ajanslardan yetişen bir diziden başka diziye zıplayan – basamakları emek ve alın teriyle tırmanan medyacılar harici – azımsanmayacak kadar çok oyuncu ve gazeteci;  ya aşırı politize oldu ve siyasete atılıp; milletvekili adayı olma şansı elde edebildi ya da %50’yle bölünmüş politik atmosferde, “taraf olmayan bertaraf olur” mantığıyla iktidarın salladığı sopayla nereye dönüyorsa o tarafa hareket edip, kitlelerin; eşit haklar peşinde, beraber hareket etmesinin karşısında durup; sadece kendi çıkarını düşünen, bencil ve bağımsız olmayan medya aracılığıyla daha fazla görünür hale getirilip, akan suyun önüne set çeken barajlar misali halkın normal ve huzurlu bir atmosferde yaşamaya çabaladığı, hayatını kazanmanın çok zor ve özellikle darbe girişimi, Covid 19 ve aynı zamanlardaki deprem dönemi hariç tutulamayacak şekilde, sopa sallayan iktidarın emeğini sömürdüğü böyle bir düzende; bu denememe konu olacak şekilde Bir Ankara Polisiyesinden Çekiç ve Gül’e kadar olan süreçte Behzat Ç. dizisi; 2010-2013 arası 3 sezonluk, birinci yayın döneminde, tekel direnişi dahil, polislerin dahil olduğu cinayetlerin dahil, fabrikaların kapatılması dahil; spordan, siyasete, kirlenmenin başlaması dizinin temelini sağlamlaştırırken; medyanın polisle kadın ve erkek karakterler üzerinden ilişki kurduğu “DİA”ların doğal olarak ve çarpıtılmadan aktarıldığı bölümleri barındıran dizide, Ankara Kalesi ve çevresinin düzenlemesi adıyla çarpık kentleşmeye başlamasına sebep olmuş Atatürk Orman Çiftliği’nde reel hayvanat bahçesini kapatıp, meta hayvanat bahçesi yapılmasına sebep olan, yolsuz belediye başkanının döneminde çekilmeye başlanması ne kadar ironikse, aynı şekilde; önceki partisinin ve sonraki partisinin dönemindeki yolsuzluğun dahil; Atatürkçü diye adlandırılan ama belki de bu ülkedeki en çok ses çıkarılan kadın (bknz. Münevver Karabulut) cinayetinin zanlısının avukatı (bknz. Metin Feyzioğlu)’nun Barolar Birliği Başkanlığı bile yaptığı böyle olağan dışı bir dönemde, dizide vurgulanan esas mesele; biraz önce bahsettiğim ve dahil ettiğim her şeyin yanında adaletin hariç olduğu bu ülkede bir şekilde halen kavramsal olarak durduğunu ve bireylerin adaleti kendi çabalarıyla sağlamasına vurgu yaparken; benim de katıldığım Haziran 2013’teki Gezi Parkı eylemleri sürecinde, dizi oyuncularının da direnenlerin yanında bulunmasından dolayı yayına tekrar başlamayacakmışçasına bir sezon finali yapan dizi; Türkiye’deki Türk sinemasının Muhsin Ertuğrul’dan, Yeşilçam yönetmenlerine, bu yönetmenlerin çıraklığını yapmış; alaylı yönetmenler ve mektepli yönetmenler her ne kadar bağımsız olarak adlandırılabilecek, tekil örneklemin ötesinde değerlendirilemeyecek kadar, her dönem, muhalefet etmeye ya da politik bir yolda olan Türk sinemacıları, ya filmlerine bütçe alamadığında dahi herşeye rağmen Avrupa başta olmak üzere, ortak yapımcılar aracılığıyla; elit festivallere katılıp, ödülle döndüğünde bir kesimin alkışladığı bir kesiminse anlamasa da hatrında tuttuğu onlarca sinema filmi de vardır.

Tarihsel olarak Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi (2010-2013), 2013 ve 2014 yıllarındaki 2 ayrı film çekilmiş ve bunların unutulmasına zaman verilmeden Youtube, PuhuTV vb. ücretsiz seyretme seçeneği sunan kanallar aracılığıyla, sisteme aykırı duruşuyla, sisteme toslamış olma durumu arasında kalmış bir kitlesi varken, özellikle başroldeki karakterlerin yakınları, üstleri ya da çocukları kaybedildiğinde Neşet Ertaş’tan Ah Yalan Dünya parçası çalan bir dizi; eserin yazarı sosyal medyada kendi hesabından duyurduğu bir nedenden ötürü pandemi koşullarından önce hapiste bulunmasına rağmen; her ne kadar ahlak ve etik değerler; ve önceki paragrafımda yazdığım şekilde, adaleti bireylerin kendi kendine kazanmasının değil, sağlamasının mümkünlüğü dışarıdan tarafsız ve ne polis ne katil olmadan bireysel ve bağımsız olarak bakıldığında; bir şekilde ana karakter olan Behzat Ç’nin söylediği bir şekilde o durum şöyle açıklanabilir:

“Polis olmasaydım, katil olurdum.”

Kolluksuz kuvvetsiz, Karadeniz’de yüzmeyi öğrenmiş, Ankara’da doğup büyümüş, mühendis bir anne ve babanın büyük çocuğu olarak ben; devletin ideolojik aygıtlarını çok açık ve net üzerimde hiçbir baskı hissetmeden, benim üzerimden, benden tanımadığım aracılar aracılığıyla beklenenleri hiç kafaya takmadan, hayatımın bir bölümünde yanında bulunduğum, bir bölümünde tek başıma kalmayı, yalnızlık (lonely), bir başınalık (loneliness), seçilmiş yalnızlık (solitude)  İngilizce’yi çat pat konuşan, ama okuduğumu anlayan 28 yaşımda bir yüksek lisans öğrencisi olarak bana emek harcayan ve beni büyüten ailemin ve reel arkadaşlarımın yanyanayken ve bir aradayken beliren ve yoktan var vardan yok edilemeyecek potansiyeli heba etmeden, zamanında Ankara Sanat Tiyatrosu’nda temel oyunculuk eğitimi de alan ben; Behzat Ç. olsaydım, ne polis ne de katil olurdum. Oturmuş bir karakter olarak, ne seyreden ne seyredilen, iktidarın bir parçası olmamamın yanında, hem seyreden hem seyredilen; kendim olmaya bakardım.

Bugünlük bu kadar. Bu aralar; okuyucu değilse bile bakanlar arttı, dilerim bakanlar değil anlayanlar okuyordur. Benden saygılar, selamlar.

Onur Berkay Suiçmez

27.02.2023 – Ankara


[1] 24 Şubat 2011 tarihli 21 Mayıs 2011 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendisoL haberi 10 Mayıs 2011 tarihinde erişilmiştir


gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin