ANADOLU PORTAKALI VE RADYO, TELEVİZYONLA SİNEMA ÖĞRETİMİ

Onur Berkay SUİÇMEZ

09.07.2023 – Ankara.

Sinema Tarihi; Lumiere Kardeşler ’in basit video çekimleriyle, sinematik anlatılardan başlasa dahi, Avrupa’da Pathe vb. Amerika’da örnek verilmeye çalışılsa sayılamayacak kadar çok, şirket ve tekelleşme doğrultusunda, Politik Kameranın ve Politik Kameramanların proje ve çekimlerinin yayın ve yapım şartlarının aslında, her dönemin kendine ait, değişmeyen üst yapısı tarafından belirlendiği ve altyapının belirleyiciliğinin, yatay hiyerarşi düzeyinde kısmen, geleneksel değerlere başkaldıran toplumsal sınıflara üretme şansıysa her dönemde kendi çabalarıyla çalışmalarına kaynak yaratan sinemacılar sağ olsun, bir şekilde yakalanıyor.

Ankara Hacı Bayram Veli Lisansüstü Eğitim Enstitüsü’nde, Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünde önce tezsiz yüksek lisans sonrasında tezli yüksek lisans dönemlerimi bitirip tez yazma aşamasına varmamdan yaklaşık 8 yıl önce 2015 yılında lisans eğitimime başlayan Eskişehir Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema ve Televizyon bölümünde, bizim dönemden marka yüzü, pazarlamacısı, magazin fotoğrafçısı, makyözü, dekorcusu çıksa da o zamandan da çok öncesinde Fotoğraf Direktörlüğü üzerine çalışmamda yardımcı olacak derslerden olan Optik Bakış dersini aldığım Prof. Dr. Levend Kılıç da sinemaya dair Fotoğraf ve Sinemanın Toplumsal Tarihi eserindeki birazdan ekleyeceğim bilgilendirmeden sonra, benim bireysel motivasyon kaynağım olan fotoğraf çekmeye ara verdiğim dönemde Porsuk Çayı Köprüleri sergisinde fotoğraf çalışmamda model olarak kullandığım Elvina Turnaieva ve sonrasındaki çalışmalarımda birlikte bir şeyler üretebileceğim Eskişehir’den kalan tek arkadaşım Esen Gürel’e, durmadan değilse de, doğrudan ulaşamadığım zamanlarda dolaylı yoldan yazıyorum ki, yaşarken, bizim keyfimizi paraya kolay yoldan ulaşmış ama ne yaparsa yapsın vasıfsız olan muktedirler kaçıramasın.

Lumiere Kardeşler ‘in 1895 yılında gerçekleştirdiği ilk hareketli görüntü gösterimini hatırlayalım. Dikdörtgen şeklindeki, karartılmış bir salonda insanlar bir sahne gösterisi izler gibi koltuklarına oturmuşlardır. Önce sahnenin bulunduğu yerde, boydan boya bir perde. Arkadaysa filmi yansıtan aygıt. Sonradan sinematograf adını alan bu aygıt, özel bir odaya yerleştirilmiş objektifi açılan bir oyuktan seyircilerin arkasından beyaz perdeye yöneltilmiş durumda. (Kılıç, 2012, s. 259)

Teknoloji tarihinde sık rastlanılan bir durum lambayla aydınlatma yapan fenerler için de yürürlüktedir. O durum da şudur: Bir aygıt belli bir amaca yönelik olarak bulunur ve belirli amaç gerçekleştirilir, sonrasında yeni teknoloji başka alanlara dağıtılır. (Kılıç, 2012, s. 178)

Karanlık bir ortamda elinizin üstüne bir fenerle ışık yönelttiğimizde, elinizin gölgesinin görüntüsü, duvarın yüzeyinde ortaya çıkar. Parmaklarımızı hareket ettirdiğimiz zaman aynı hareket gölgede oluşur. İnsan ve insanoğlu yüzey üzerindeki gölge görüntüsünü kullanarak kendini ifade etmeyi yüzyıllar önce fark etmiştir. (Kılıç, 2012, s. 173-174)

17 Haziran 2023’te, Tezli Yüksek Lisans ders dönemi henüz bitmişken ve notlarım açıklanmadan önce yazmış olduğum “Etik ve Kendin İçin Tekrar Etmek” başlıklı makaleme şöyle başlamıştım.

ÖZ

İlke kelimesi “başlangıç noktası” anlamına gelir ve her eylemin resolve [Yunanca: ou eneka], ve eylem [Yunanca: othe ae kenaesis] diye adlandırılan başlangıcı vardır. İlkeler, Etik’in en karakteristik özelliğidir.[1]

Serpil Sancar Üşür ’ün İdeolojinin Serüveni eserini bitirirken bahsettiği şekliyle (s. 143) başlayacak olursam;

“Metin çözümleme ve yorumlama yöntemi yaklaşımının katkısını kısaca değerlendirecek olursak, sürekli akıp giden bir anlamsal değişme denizinin ortasında ‘yorumcu’ özneye objektifleri çevirmenin yarattığı sonuçlara dikkat çektiğini belirtmek gerekir. Anlamsal değişme esastır ve bu değişmenin dinamiği de öznenin toplumsal dil pratiğidir. Buradaki özne, hiçbir merkezi, bütünleşik ve tutarlı bir belirlenme ilişkisine tabi olmaksızın parçalı, kaygan ve farklılıklarla kuşatılmış oluşumunu ve değişimini kendi toplumsal pratiği ile kuran ve bu süreçte de kendisi de yeniden ve yeniden kurulan bir öznedir. Post modem bu öznenin toplumsal değişmeyi kendi iradesi ile mi, yoksa varoluşun doğası gereği mi yasadığı sorusunu sormak ne kadar anlamlıdır? Böyle bir soru, zaten her şeyin başsız ve sonsuz, merkezsiz ve hedefsiz bir değişimden başka bir sey olmadığını söyleyen post modern bir bakıştan çok, bütün değişme görüntülerinin arkasında değişmeyen bir egemenlik ve tahakküm yapısı algılayanlar için anlamlı olacağı açıktır. İdeoloji ve söylem tartışmaları alanında sorun, zaten bu iki noktadaki toplumsal konumlanmanın karşılıklı konuşmasınındın başka bir şey değildir.”

Bunun yanında modern halkların pek çoğu; sesli ve sözlü sinemayı, çıkar çıkmaz; heyecan ve merakla bağrına basmışsa da, mesela Charlie Chaplin, sessiz filmlere kıyasla sözlüleri hiç sevmediğini, bu filmlerin dünyanın en eski sanatı olan pandomima sanatının sonu olabileceğini ve sessizliğin kendine özgü dokusuna zarar vereceğini düşünüyordu.

Kendini tanımlamak adına yabancılara bakmak ve ötekileri değerlendirirken kendi konumuna tamamen bağlı kalarak hareket etmek olarak da değerlendirebileceğim Bakhtin’in yaklaşım tarzında; her türlü bilmenin ön koşulu epistemolojik bir yaklaşımdır.[2]

Kahramanlara ihtiyaç duyan bir toplum ya da sınıf, mücadelelerden ve birlikten uzak; yanlı ve yanlış politikalarla yönetilmeye başlandığında, kahramanlardan çok anti-kahramanlar öne çıkarılmaktadır.

İçerdiği temsil dinamiklerinin yeni muhafazakârlığın psikolojik ilkelerine özel bir uygunluk taşıması nedeniyle, muhafazakârlığın zaferinin kendisini en derinden duyurduğu alanlardan biri fantastik filmler olmuştur.[3]

Deleuze, Difference et repetition (1968) eserinde bir felsefe kitabı bir bölümüyle çok özel türde bir polisiye roman, bir bölümüyle de bir nevi bilim-kurgu olmalı der. Polisiye roman derken kastettiği, yerel bir meseleyi çözmek için kavramların, faaliyet alanlarıyla birlikte, meseleye müdahil olmaları gerektiğidir. Problemlerle beraber kavramların kendileri de değişirler. Göreceğimiz gibi, problemler dramlarla ilişkili olarak ve belli bir vahşetle hareket ettikleri etki alanlarına sahiptir. Kendi aralarında bir tutarlılıkları olması gerekir ama bu tutarlılık onlardan gelmemelidir. Tutarlılıklarını başka yerden almaları gerekir. (Deleuze, 1968, s. 17)

Yine aynı kitapta, bilinçli insanın ancak bildiklerinin sınırında, bilgisini bilgisizliğinden ayıran ve birini diğerine geçiren bu en uç noktada yazabileceğinden bahseder. (Deleuze, 1968, s. 18) Ona baktığımızda, yaşayan insan, bir felsefe tarihi kitabını hayali ve numaradanmış gibi anlatmayı başarabilmelidir. Ya da hayatını bir felsefe kitabına konu edilecek şekilde yaşayabilmelidir.

Önceki sonbahar ders dönemi Sinema Çalışmaları dersinde okuyup bitirip sunduğum Douglas Kellner ve Michael Ryan’ın Politik Kamera adlı yapıtında da, 90’lı yıllar ve öncesindeki dönemin toplumsal, ekonomik ve politikalarıyla ABD tekelindeki “özgür(?)” Hollywood sinemasıyla “bağımsız(?)” desteklenmeyen ama yine de çekilebilen film yapımlarında, toplumsal yaşam temsilleri kodlanarak hegemonyadan dolayı hiçbir şekilde bağımsız ve özgür sayılamayan kültürel temsil arenasının bütün dünya sinemasına etkisini, Semire Ruken Öztürk şöyle yorumlanıyor.

“Etkili. bir kültürel temsil politikası olmadan; yalnızca siyasal oluşumlarla ve ekonomik programlarla dünyayı değiştirmek olanaksızdır. Yazarlar solun, popüler kültüre duyduğu geleneksel güvensizliğin üstesinden gelinmesini gerektiğini öne sürerken en az politik görünen korku ve özlemleri bile politik anlamıyla okurlar ve bunu, yürürlükteki tahakküm sistemi içinde karşılanamayan arzular olarak yorumlarlar. Örneğin Spielberg filmlerinin büyük popülaritesi kamusal dünyadan karşılanamayan cemaat ve eş duyuma dönük güçlü arzu ve gereksinimlerin belirtisi olarak da okunabilir.” (Öztürk, s. 118)

“Yazarlar, ideolojiyi basit bir tahakküm aracı olarak ele almaktansa, bastırılmamaları halinde sistemi içten parçalayacak, alt-üst edecek güçlere bir tepki olarak kavramayı daha yararlı bulmaktadırlar.” (Öztürk, s. 119)

van Dijk’ın sosyal-bilişsel söylem çalışmaları, karmaşık bir arayüz sayesinde söylem yapıları ile sosyal yapıları ilişkilendirir. Eleştirel söylem çözümlemesi yaklaşımları içerisinde yer alan söyleme bu yaklaşım, “Söylem-Biliş-Toplum” üçgeni tarafından karakterize edilmektedir. (Özer, 2020, s. 35)

Eleştirel söylem çalışmaları içindeki tüm diğer yaklaşımlar “söylem ve toplum” arasındaki ilişkiyi çalışırken, sosyobilimsel yaklaşım bazı ilişkilerin bilişsel olarak dolayımlı olduğunu ileri sürmektedir.[4] (van Dijk, 2015a: 64).

Söylemin eleştirel çalışması, sosyal yapılarla söylemsel yapıları açık olarak ilişkilendiren çok disiplinli bir kuram üzerine temellenmek zorundadır. (Özer, 2020, s. 35)

SONUÇ

Sürekli her yeri işaretleriz ve başka işaretlerin peşinden koşarak yolumuzu bulmaya alışırız fakat işaretin dünyada hep bir simgeyle çoktan yer değiştirmiş olduğunu her zaman unuturuz. Bu yüzden insan bir ufkun peşinden koşar gibidir.[5]

Etik, büyük ölçüde ve merkezi olarak, ahlaki eğitim üzerine yazılmış ve yüzyıllar önce çalışılmaya başlanmış bir tezdir. Özellikle örgütlü toplumda doğru yaşam amaçlı, bir insanı iyi vatandaş yapan, nasıl yaratabileceği, nasıl gelişebileceği ve karşıt zorlukların nasıl önlenebileceğini tartışır.

Karakter üretiminin bireysel veya devlet eyleminin başlangıç ya da sonu sayılamayacağını baştan belirterek, basitçe; devlet tarafınca, izolasyondaki bireyin temel hak ve özgürlüklerini, bireysel şartların güvence altına alınmasıyla vatandaşların özlük haklarını korurken, eylem alanlarını daraltmadan toplumsal hayatın düzenlenmesini amaçlar.

Eylem alanlarında özgür ve yapıcı olması amaçlanan bilgi, tüketici formunda büyük devlet adamları dışında, halkın yasalar dahilinde mesleki çalışmalar dahilinde ve gündelik hayatı belirleyen politik koşulları denetleyecek şekilde, halkın huzur ve refahını eşitlik esasında mümkün hâle dönüştürmeyi amaçlar.

Etik hem bu noktaları takdir edecek kadar ortalama düzeyde bir eğitime sahip hem de olumlu ya da olumsuz alışkanlıklarıyla, sağlam bir temele sahip olduğu düşünülen öğrencilere yöneliktir. Başkalarınca kâr amacı düşünülüp gözardı edilebilmektedir.

Başarı ve başarısızlığı besleyip belirleyen ana faktör belirli güçlerin kazanılmasıdır. Hannah Arendt karanlık zamanlarda aydınları tasfir ederken şöyle bir açıklamada bulunur:

“Etkili bir kültürel temsil politikası olmadan yalnızca siyasal oluşumlar ve ekonomik programlarla dünyayı değiştirmek olanaksızdır.”

Solun popüler kültüre duyduğu geleneksel güvensizliğin üstesinden gelinmesi gerektiği öne sürülürken en az politik görünen korku ve gözlemleri bile politik anlamıyla okuyoruz.

Polisin yükselen mutlak gücünün ordunun eski gücünü geride bıraktııı modern polis devletlerini ve totaliter hükümetlere ilişkin deneyimlerimiz apolitik hayat karşısında iyimserliğimizi korumaya müsait değiliz. Çünkü “hiç kimse kendi ülkesinin vatandaşı olduğu şekilde dünya vatandaşı olamaz.” diye eklerken “bir ülkenin tarihindeki en ufak bir olay bile herhangi bir diğerinin tarihinde kenarda ve kıyıda bir rastlantı olarak kalamaz.”

Resmi veya değil; tatil (holiday), bayramlar dahil veryansın edilerek; eskiden ne de güzel geçiriyorduk günlerimizi diye yad edilerek kutlandığı bir şey değildir. [6]

Kurucu değerlere saldırıları püskürtmek de sadece parlamentoya bırakılacak kadar basit bir olay değildir. Dün baharın son günü yaz başı manifestosu yazıp paylaştım. Bu memlekette beni temsil edemeyecek o kadar vekil varken, tribünlerde küfür edildiğinde kapatıp ya boş sahneye dönük kameralarla kayıt altında oynanan futbol sezonlarında, kadın ve çocuklara maç seyretme ‘şansı’ nı dahi kendine yorabilecek kadar üstten bakan a.k. Partisi iktidarından önce de kızlarla birlikte oyun oynayıp, yürüyüp, dışarda ve içerde zaman değerlendirmeyi bilen, birbirinin yüzünü her ân görmese, sesini her ân duymasa dahi direnmeye devam eden biz deyince kimi kastettiğimi anlayan kaçanlardan ziyade kaçmayanlardan, sözlü sözsüz çok tokat yiyecek iktidar. Dar değil bana Ankara, ayaklarım yere sağlam basıyor. Saray başarıların üstüne çöreklenmeye başladığında anlayın ki; Berkay koştu koştu da yorulmadı, coştu coştu durulmadı da. Ya sigaraya ya şarap ya da biraya zam yaparlar yakındır. Benim tek veya dostlarla yanyana tükettiğimiz mamullerden aldıkları vergilerle saraydan odacık kapan milliyetçi duramayış partisi ve dedemin yaşadığı zamanlar Trabzon, Sürmene’de en kuvvetli bürokratlarından olduğu demokrat parti ve annemle babam hâlâ yaşarken devlet memuru olmak bile zûl haldeyken, aydınlarla birlikte emek ve kuvvetini hiçbir koşulda kiralamadan ve de satmadan demokratik sol particilik oynamaktansa özgürlük ve dayanışmayı savunuyorum. Sağ yumruğum havadayken, sol yumruğumun ne kadar ağır olduğunu, kime karşı durduğumu bilenler zaten yanımda ve/veya kalbimde. Kimlerle yanyana olduğumda sulak olmayan altı balçık topraklarda kuyumuzu kazanların bizimle oynamaya çalışırken kuyunun altında kalacaklarını birdenbire değil, çalmadan çalışırken tekrar bildiriyorum. Tema vakfı seninki kaç santim uygulamasına devam ediyor mu bilmiyorum ama sünnet olduğum ilkokul yıllarımdan şimdiye kime büyüyeceğimi kime büyümeyeceğimi bilir ve kendimden başka kimseden korkmazken, hele bir deneyin din adına kurban vermeye, hele bir çabalayın benim sevdiğim birilerine bırak dokunmayı, yaklaşmayı. O zaman ebenizi değil belki beni daha çok görmeye başlarsınız karşınızda.

KAYNAKÇA

Bakhtin, M. (2001). Karnavaldan Romana. (M. Küçük, Dü., & C. Soydemir, Çev.) Istanbul: Ayrıntı Yayınları.

Deleuze, G. (1968). Difference et repetition (İkinci b.). (B. Yalım, & E. Koyuncu, Çev.) Istanbul, Beşiktaş: Norgunk. Mart 2021 tarihinde alındı

Kılıç, L. (2012). Fotoğraf ve Sinemanın Toplumsal Tarihi. Ankara: Dost Kitabevi Yayınları.

Özer, Ö. (2020). Eleştirel haber araştırmaları: eleştirel söylem çözümlemesi, britanya kültürel çalışmaları için bir yöntem midir? Smac Journal, 27-67.

Öztürk, Semire Ruken. Kitap Eleştirisi: Michael Ryan ve Douglas Kellner – Politik Kamera | Kültür ve İletişim Dergisi – Academia.edu. Academia.edu.tr: https://www.academia.edu/36537995/ adresinden alındı

Ryan, M., & Kellner, D. (1990). Politik Kamera: Çağdaş Hollywood Sinemasının İdeoloji ve Politikası. Istanbul: Ayrıntı Yayınları.


[1] https://onurberkaysuicmez.wordpress.com/2022/07/18/kaynak-ve-erdem-etigi/

[2] Bakhtin, M. (2001). Karnavaldan Romana. (M. Küçük, Dü., & C. Soydemir, Çev.) Istanbul: Ayrıntı Yayınları.

[3] Ryan, M., & Kellner, D. (1990). Politik Kamera: Çağdaş Hollywood Sinemasının İdeoloji ve Politikası. Istanbul: Ayrıntı Yayınları.

[4] van DIJK, A. Teun 2015b). “Critical Discourse Analysis”, içinde Handbook od Discourse

Analysis, (Eds), D. Tannen, H. Hamilton ve D. Schiffrin, John Wiley and Sons, s. 466-485.

[5] (Alpay, İşaretler ve Simgeler, 2022) https://www.politikyol.com/isaretler-ve-simgeler/

[6] ödev, sünnet ve sorumluluk. – gündüzleri geceymiş gibi – yeşil dallarız dünya ağacından (onurberkaysuicmez.wordpress.com)


gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

“ANADOLU PORTAKALI VE RADYO, TELEVİZYONLA SİNEMA ÖĞRETİMİ” için 4 cevap

  1. […] ANADOLU PORTAKALI VE RADYO, TELEVİZYONLA SİNEMA ÖĞRETİMİ […]

    Beğen

  2. […] medya ve etik Keyf-İ Keder, Ehl-i Keyf, Blues Dinleyemeyen Eski Okul Protestocular ve Kutsal Kitap’ta Yenilemeyen Hayvanlarla, Eski Çiftlik ve Hayvanat Bahçesinde Düzenlenecek Birinci Karnavalın Zamanına Dair Etik ve Kendin İçin Tekrar Etmek ANADOLU PORTAKALI VE RADYO, TELEVİZYONLA SİNEMA ÖĞRETİMİ […]

    Beğen

  3. […] ANADOLU PORTAKALI VE RADYO, TELEVİZYONLA SİNEMA ÖĞRETİMİ – gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından (onurberkaysuicmez.wordpress.com) […]

    Beğen

  4. […] May 23, 2024 ilk defa: yanyana gelmenin şarkısıyla, önce kadınlar ve çocuklar. ANADOLU PORTAKALI VE RADYO, TELEVİZYONLA SİNEMA ÖĞRETİMİ günün şarkısı, bu […]

    Beğen

Football Manager – Gözlemlenen Oyuncu Durumları – gündüzleri geceymiş gibi için bir cevap yazın Cevabı iptal et

gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin