Türkiye’de Spor Kültürü, Tekelleşen Medyanın Spor Endüstrisi ve Taraftarlığa Etkisi – II

Radyo Televizyon ve Sinema Anabilim Dalı, Tezli Yüksek Lisans 2022-23 Sonbahar Dönemi Medya Ekonomisi Ders Ödev Dosyası

Türkiye’de Spor Kültürü, Tekelleşen Medyanın Spor Endüstrisi ve Taraftarlığa Etkisi – gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından (onurberkaysuicmez.wordpress.com)

Onur Berkay SUİÇMEZ – Ankara

“Günümüzde öyle bir alan düşünün ki, duygulara seslensin, herkes onu anlasın ya da öyle sanarak mutlu olsun, hem ortak bir dili olsun, toplulukları birleştirsin hem de kendine özgü kodları ve kuralları olsun, soyut olsun, eğlendirsin, kim zaman da kişiye özel olsun, tahmin edilemeyen ve heyecan uyandıran nitelik taşısın… Bulamadınız mı? Hiç kuşkusuz yanıt spor…” [1]

1920’li yıllarda TBMM’nin kurulduğu ve Ulusal Egemenlik Mücadelesinin kazanıldığı, Kurtuluş Savaşı’ndan yeni çıkmış bir haldeki memleketten haberleri, yabancı medya yerine Anadolu’nun önemli bölgelerinde doğru ve doğrudan sağlamak amacıyla Anadolu Ajansı kurulmuştur. 60-80’li yıllarda TRT üzerinden kamu hizmeti yayıncılığıyla, halkın doğrudan haber alma hakkını, tek kanallı yayıncılık dahilinde, ülkemizde yaşanmış askeri darbeden dolayı doğru haber akışı her zaman sağlanamamıştır. Spor kültürü ve kavramı özellikle bütün dünyada aynı anda başlamasa da hızla başlayıp devam eden küreselleşmeyle birlikte spor endüstrisi dünyanın en büyük 5 endüstrisi arasında yerini almıştır.

Çocukluk yaşlarında, okullarda beden eğitimi ve fiziksel çalışmalarda başarılı olan pek çok çocuk ya kendi kendine ya da ev ve okul hayatında bir kere bir takımı kendisiyle özdeşleştirip, taraftarı olunca birey olmasında ve aidiyet duygusu taşımaya başlamasında karakter ve kimliğinin önemli bir parçası olur, dünyanın pek çok devletinde olduğu şekilde bizim memlekette de takım değiştirmek, taraftarlık düzeyinde pek rastlanılmayan bir durumdur.

Anadolu kulüpleri düzeyinde, yerel taraftarlık, bazı kesimlerde milliyetçilik bazı kesimlerdeyse memleketçilik her zaman daha çok ön plana çıktığı zamanlardayken; taraftarlık müessesinde E-Bilet sistemi yürürlükte değilken ve herhangi bir Türk kulübü adının başına veya sonuna yabancı reklamlarla sponsorları almaya henüz başlanmamışken; yukarda söz edildiği şekliyle lafzi taraftarlıkla harbi taraftarlık ayrımı ve teorik taraftarlıkla pratik taraftarlık ayrımına Türkiye düzeyinde bakıldığında; futbolun endüstriyelleşmesine karşı anti-faşist, ırkçılık karşıtı yaklaşımla parçalayıcı ve ötekileştirici yaklaşımın, Istanbul kulüpleri arasındaki karşılaşmalarda da Anadolu derbilerinde de karşı karşıya kalabilmesiyle değerlendirmeye en baştan başlamak şarttır.

“Lafzi taraftar – Harbi taraftar”; ilki, laf olsun diye takım tutar. Ötekiyse kendini tuttuğu takımla özdeşleştirir.

“Konjonktürel taraftar – Ezeli taraftar”; sahte ya da gerçek taraftarlık söz konusudur bu kez.

“Teorik taraftar – Pratik taraftar” ayrımındaysa; pratik olan, teorik olarak futbolu bilenden arsa, halı saha, çim saha, zemin ayırt etmeden bizzat futbol da oynayandır.

Bir de “Küresel taraftar- Yerel taraftar” ayrımı vardır. Yerel olan, amatör düzeyden profesyonel düzeye Türkiye’ye bakar. Küresel olansa; Avrupa ve Dünya’daki futbol turnuvalarını da değerlendirmeye alır.

“Dijital taraftar – Gerçek taraftar” lıktan bahsedildiğinde; bilgisayar ve konsol oyunlarıyla, reel düzlemde takip etme farklılıkları vardır.

(Türkiye’de Spor ve Medya, Mart 2014, s. 59)

Prof. Dr. Kurtan Fişek ve Özkan Sümer 02 Mart 2010 tarihinde Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde “Futbolun Dünü Bugünü” adlı panelde konuşmacıyken; Fişek’in “Üç büyük kulübü Abdülhamit kurmuştur.” tanımlamasına Sümer’in verdiği “Trabzonspor, Cumhuriyet çocuğudur. Dört büyük kulüpten biri olmasının yanında, Anadolu’nun tek büyüğüdür. Trabzonspor’a büyüklük miras kalmamıştır, büyüklüğü kendisi yaratmıştır.” cevabı panele damgasını vurmuştur.[2]

Büyük kulüp, haksızca kazanmayı hak gören kulüp değildir; büyük kulüp haksızlığa rağmen kazanma iradesine sahip olan kulüptür.[3]

Üç Istanbul kulübünün üçü de renkleri birbirine benzese de benzemese de birbirlerinin diğerinden farkını temel savlarına bakarak bile anlayabiliriz.

Cumhuriyet döneminden önce kurulmalarına rağmen, ülkemizin demokratik düzlemde Cumhuriyet yönetimiyle yönetilmesini ve 100 yıllık tarihine devam etmesine başlıca kaynak olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün hem TBMM’nin 1920’deki kuruluş tarihini yani 23 Nisan’ı kazanılmış ulusal kurtuluş savaşından sonra çocuklara adayan ve çocuk bayramı ilan eden, hem de Kurtuluş Savaşı’nın ilk adımını atarak Samsun’a çıktığı 1919, 19 Mayıs’ının da gençlere spor bayramı olarak armağan edildiği yıllardan öncesinde; 1900’lü yıllarda II. Abdülhamit, kendi döneminde gençlerin bir arada bulunmasını rejime muhalefet olarak adlandırdığı yıllarda; ülkemizde batı tarzı sporların yaygınlaşması ve gelişmesi engelleniyor, kurumsallaşmanın da önünü kesiliyordu.

1903 yılında yine aynı padişahın “özel izniyle” 17 Mayıs’ta Bereket Jimnastik Kulübü adıyla kurulan, şimdi Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün taraftarları şimdiki zamanda  kitlelerce benimsenen A’sını Anarşinin temsilcisi şekliyle yazan ve muhalif kimliğini ortaya dökmekte çekinmeyen Çarşı adındaki oluşumlarıyla, şimdiki zamanda; “Çarşı ırkçılığa karşı”, “Nükleer Santrallere karşı”, “Tekelin özelleştirilmesine karşı” sloganlarıyla birlikte “Kanserden ölmesin Karadeniz” pankartlarıyla bugünkü iktidar ve yaptığı akıl almaz halk düşmanlıklarına ironik de olsa, kuvvetli olan her kesime karşı muhalif bir simge şeklinde değerlendirilebilmektedir.

Aynı zamanda, bilgisiz ve düzeysiz spor yöneticilerinin yanı sıra medya şarlatanlarının kitlelere kendini kabul ettirebilmek amacıyla Atatürk, Fenerbahçe’liydi, Galatasaray’lıydı söylemleri tamamen realite dışında olmakla birlikte; Kurtuluş Savaşı başlamadan önce 1905’te Fransızların kurduğu Galatasaray, dışarıdan bakıldığında, o yıllardan şimdiye Türk kulüplerinin Avrupa’daki tek başarılı kulübü diye tanımlanırken kurucu değerleri Türk olmayan takımları yenmek maddesi tüzüklerinde bulunduğundan, Cumhuriyet değerlerine sözde sahip çıkan Istanbul takımlarının Beşiktaş’la birlikte iki takımdan biridir. Ancak, özellikle günümüz iktidarı döneminde sponsor aldığı ve sponsor olduğu etkinlikler ve bunların yanında, dindar ve kindar çoğunluk da bu kulübün tribünlerinde, ırkçılıkla birlikte kendine yer edinmeyi ihmal etmemiştir.

Kurucu başkanları, I. Meclis dönemi ve II. Meclis dönemi arasında; Kurucu Cumhurbaşkanı’mız Atatürk’e suikast planı yapmış ve amacına ulaşamamışken ihanetten yargılanan takım olan Fenerbahçe’yse, Sarı Kanarya diye bilinen lakabından başka, Cumhuriyetimiz 100.yılına henüz yaklaştığımız bu zamanlar dahil, iktidar yakını, kaynağı belirsiz para sahibi yöneticileriyle ve kitlelere pazarlama stratejileriyle hitap eden, toplumun çoğunluğu ne yapıyorsa kendine uyarlayan, 1919’dan bu yana Amerikan Mandası ve İngiliz Mandasının;  Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleriyle birlikte Kuvayi Milliye arasındaki mücadelesinde dahi tarafsız kalıp, Ulusal Kurtuluş Mücadelesi Osmanlı Devleti’nin yıkılmasından Cumhuriyet’in kurulduğu dönemle sonuçlandığında, dost yüzü takınan, maddi açıdan zengin olsa da manevi olarak elit olmayan çoğunluğun takımı.  Hainlikleri Atatürk İlke ve İnkılapları Tarihi’nde yazılı olan, tarafsız bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde dahi apaçık bilinen, ancak; sürekli değiştirilen ve sistemsizliği sistem haline taşıyıp 20 yıldır, sattıkları ülke toprakları, sömürge değerlendirilmesini hala hak etmesek de kendi ürettiği kaynakları, çıkaramayan, ihracat yapmayıp ithalat zengini sahte patronlarıyla birleşerek tüm memleketi soyup soğana çeviren dinci, gerici maskesini hiç çıkarmayan iktidarla, kandırabildikleri çoğunluğun toplumsal hafızasını kötüye kullanmaya çalışan, komik olmayan bir şakaya benzer şekilde her adımı onlarla paralel atanların takımıdır.

Nasıl özdeşleşme başkalarına benzemeyen kendine özgü olanı, gündelik bir olan durumuna sokarsa, yabancılaştırma da gündelik olanı kendine özgü olana çevirebilir. Tesadüfen yaşanan durumlar, başkalarına benzemiyormuşca sergilenebilir. Böyle durumlarda, seyreden, yaşadığı zamandan kaçıp tarihe sığınmaz, bulunduğu zaman yani “an” tarihselleşir. [4]

Erol Mutlu, “Globalleşme, Popüler Kültür ve Medya” kitabında popüler kültür eleştirisine Ünsal Oskay’ın “Popüler Kültürün Toplumsal Ortamı ve İdeolojik İşlevleri Üzerine” başlıklı yazısını özetleyerek şöyle başlamaktadır:

“Walter Benjamin’in kapitalist sanayi toplumu bağlamında toplumsal ve kültürel değişmeleri değerlendirmesiyle, devletlerin resmi kültürünün geri çekilmesiyle ortada kalan boşluğu popüler kültürün doldurduğu, reel-yaşamın sürdürülmesi adına tekrar tekrar aynı ve/veya benzer hayatları yeniden üreten popüler kültür fantazyasında, bireylerin başka tür yaşam olanaklarına kafa yorma kabiliyetini yok ettiği ve önüne sunulanı kabul eden kitlelerin acı ve utancını hafiflettiğini öne sürer.” (Mutlu, 2016, s. 294)

“…Kültürün zirveden, siyasal veya entelektüel seçkinlerden; sıradan insanlara yönelik bir akışı olduğu anlayışı, yani sıradan olmayan her türlü öğrenilmiş ve yaratılmış insani değer şeklindeki kültür kavramı popüler kültüre dair eleştirilerin çoğunun özsel varsayımını oluşturuyor…Bu ayrımın temelini elbette ki, kimilerine göre doğal, kimilerine göre de tarihsellikle nitelenen toplumsal eşitsizliklere dair değerlendirmeler belirlerken; büyük “K”lı kültür yani yüksek kültür toplumun ayrıcalıklı kesimlerine; küçük “k”lı kültür yani popüler kültürse toplumun sıradan kesimlerine aittir. Bu arada bir de halk kültürü vardır: Otantikliği nedeniyle hayranlık uyandıran, yüksek kültürün de popüler kültürün de zaman zaman malzeme toplamaya ayağına gittiği, kültürel kaynak olan halk kültürü…” (Mutlu, 2016, s. 298)

Popüler kültürün kaynağını aradığımızda, insanların eğlenme, hayat koşullarından anlık kaçma olanakları sunması diye kısa bir cümle kurabiliriz. Bu nedenle eleştirilmesi amaçlandığında; ciddiliği insana yaraşır özsel erdem sayan zihniyetin büyük bir temsilini oluşturmaktadır.

“Sporu sağlam bir kafayla sağlam bir beden arasındaki olumlu ve zorunlu ilişki olarak düşündüğümüz günler geride kaldı. Bunun Türkiye benzeri ülkelerde nedeni; belki de sağlam bir kafanın başına bela olması, böylelikle demode olmasıydı…” (Mutlu, 2016, s. 339)

Bakthin (1968) “karnavalesk kavramı”nı ortaçağ şenliklerinin özelinde ele almaktadır. Mutlu bu kavramı şöyle yorumluyor:

“Şenlikler insan ruhunu özgürleştirdiği gibi, sonunda köklü toplumsal değişmelere de yol açmaktadır. Şenliklerde hiyerarşik yapı ve bu yapıya bağlı tüm şiddet, saygı, yobazlık, görgü kuralları, yani sosyoekonomik hiyerarşik eşitsizlikten veya insanlar arasındaki yaş dahil diğer tüm eşitsizlik biçimlerinden kaynaklanan her şey askıya alınır; normal sınırlamalar ve kurallar bir yana atılır.” (Mutlu, 2016, s. 320-321)

“Hayalgücü o kadar takdir görüyordu ki belli oyuncular belli beceri ve numaraların mucitleri olarak ünleniyorlardı.” (Wilson, 2017, s. 77)

“Çalışkan ve teknik olarak yetenekli oyuncular iyi organize olduklarında fizikleriyle rakibi domine etmek zorunda kalmıyorlar. (Wilson, 2017, s. 563)

“İspanya golcüsü olmadan Euro 2012’yi kazandığında, bu kimseyi şoke etmedi; sadece başlangıcı birkaç yıl öncesinden olan bazı trendlerin bir devamı olarak görüldü. Benzer şekilde Barcelona’nın mükemmeliyeti de fikirden çok ölçülülüğünden dolayı devrimciydi; sadece daha önce başkalarının da yaptığı şeyleri daha iyi ve daha çok yaptılar.” (Wilson, 2017, s. 573)

Bizim ülkemizdeyse; spor ve sporcular, “ölçülü, tutumlu, dengeli vb”. sıfatlarla tanımlanamadığında tüketim toplumunda kitlelerin kullanışlı aracı halinde tükeniyor. Bunun tek mantıklı açıklaması da şudur: “Reklam ve pazarlama etkinliklerinin yönetimini elinde bulunduranlar; amatör ve profesyonel sporcuları, takımları, taraftarlarıyla spor endüstrisi çalışanlarını da kapsayacak şekilde çok çeşitli insan kaynakları ağı bulunmakta ve bu ağ; her yeni etkinlikle, spor etiği ve sporcu sağlığını öncelemeden, tüketiciye seyirlik müsabakalar pazarlamaya devam etmektedir.

“Bugün spor dendiğinde akla daha çok gündelik yaşam koşuşturması içinde bunalmış, daralmış ve küçülmüş insan yığınlarının her an yıkıcılığa dönüşme potansiyelli klostrofobisine karşı sosyal bir antidot geliyor. Bu insanlar, modernliğin baskıcı aklının çarpıtmakla birlikte hala tümüyle gerçekleştiremediği hayallerini yıldız sporculara, profesyonel kulüplere para karşılığında transfer ediyorlar.” (Mutlu, 2016, s. 340)

Product yani ürün, karşılaşmaları, oyuncuları ve taraftarları kapsar.

Price yani fiyat denildiğinde; bilet satışı kastedilir.

Place denildiğindeyse hem müsabakaların oynandığı etkinlik sahaları hem de yayınlandığı yorumlandığı mecralar dahildir.

Türkiye’de Spor ve Medya başlıklı derleme kitabının sunuş başlığındaki değerlendirmesini diğer basılı yazılı kaynaklarımla beraber yorumlayacak olursam;

Yeni medya araçlarıyla bireylerin hayatında oldukça büyük yer edinen sosyal medya ağları, futbol ve küresel kapitalizm unsurları arasında yeni bağlantılar doğmasına kaynak oluştururken; eş zamanlı, taraftar, futbolcular, yönetimler ve kulüplerin auralarının kompleks, bütünsel bir çatı altında birleşmesini sağlamıştır. Fakat; ülkemizde TBMM’nde dahi çoğunluk partisinin ne önerirse önersin, sadece sayıca üstün olmasından kaynaklı bir parti tarafından yönetiliyor olmasından dolayı, sportif taraftarlık düzeyi dahili ve harici, makam ve mevkisini para kazanma kaynağı olarak devam ettiren iktidarın durumundan şaşmayan 3 büyütülmüşler, bu kompleks çatının temelinin zeminde bulunmadan çatısında olduğunu zannetmektedir.

Kompleks ve bütünsel bir düzlemde zeminin Anadolu topraklarında olduğunun bilincine herkesin anlaması açısından, şampiyonluklar Anadolu kulüplerine tekrar tekrar, adalet terazisi ve adaletin kılıcı şaşırılmadığında, başarının kökenlerine kendiliğinden döndüğüne herkesle beraber şahit olurken halkımız, şaşıranlardan değil şaşırmadan; zamane iktidarı kimse onu “onur üyesi” yapma ve kuvvetini yitirdiğinde yani ayaklar baş, başlar ayak olduğundaysa “üyelikten atma” ya benzer komik duruma düşmek dışında çatıdan su almanın önemsizliği, zeminin sağlam olduğu zaman akarken kanıtlandığında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ulusal ya da amatör düzeydeki kadın ve de erkek; sporcu ve de asker; birey, bölük ve takımlarının kendi özlerinin farkına varmaları, muhafazakar görünümlü gericilerin 2002 kış aylarında iktidara gelmesinden yaklaşık 3 ay önce futbol bazında A Milli Futbol Takımının Dünya Kupası’nda üçüncülük başarısını elde edilmesine benzer şekilde, geldikleri şekilde gideceklerine dair, iktidardan düşmeleri adına; mücadele zeminin yerel bazda kalmayıp, bireysel ve takımsal, Dünya çapında rakiplerle mücadele ederken her şart ve koşulda ayakta kalarak savaşmaya devam etmemiz durumunda hani olur da yarın halkın kazandığı, bir seçim olursa; ki olacak; doğru ve dürüst yargının tekrar hüküm sürebilme ihtimaliyle, yönetilenler adına yönetenlerin, kirli düzene neyle, nasıl ve ne şekilde yardımcı olduğu ve aslında kandırılan taraftan değil yalanla, hileye, hurdaya en büyük yatırım ve kaynak sağlayıp; “suçluların iktidarının bir parçası” olmadıkları, bizzat “suçluların iktidarının kendisi” oldukları da tarafsız tarih yazıcıları tarafından değerlendirilmeye alınacaktır.

Kaynakça

Al, H. (2021). Kendini Yaratan Adam: Özkan Sümer. Istanbul: Heyamola Yayınları.

Aydın, O. (Yöneten). (2014). Yağmur: Kıyamet Çiçeği [Sinema Filmi].

Bagdıkıan, B. (2016). Yenı Medya Tekelı. (S. Gungor, Dü., & E. Eminel, Çev.) Ankara: Akılçelen Kıtaplar.

Benjamin, W. (2017). Pasajlar (13 b.). (A. Cemal, Çev.) Istanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Cruyff, J. (2020). My Turn. (A. Altınordu, Dü., & A. Sezgintüredi, Çev.) Istanbul, Bağcılar: Domingo.

Türkiye’de Spor Kültürü, Tekelleşen Medyanın Spor Endüstrisi ve Taraftarlığa Etkisi | gündüzleri geceymiş gibi (onurberkaysuicmez.wordpress.com)

Kolektif. (Mart 2014). Türkiye’de Spor ve Medya (Birinci Baskı b.). (V. Ekin, Dü.) Istanbul: Köprü Kitap.

Thoreau, H., & Lafargue, P. (1999). Haksız Yönetime Karşı – Tembellik Hakkı. (V. Günyol, Çev.) Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

Uğurlu , N. (1998). Atatürk’ün Askerlikle İlgili Kitapları. Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

Uğurlu, N. (1998). Atatürk’ün Askerlikle İlgili Çeviri Kitapları. Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş.

Wilson, J. (2017). Inverting the Pyramid: The History of Football Tactics. Istanbul: Ithaki.


[1] Küçükerdoğan, Rengin. 21.yüzyılda toplumsal bir güç: Spor. Türkiye’de Spor ve Medya (Birinci Baskı b). (V. Ekin, Dü.) Istanbul: Köprü Kitap. s.7.

[2] (Al, 2021, s. 246)

[3] (Al, 2021, s. 251)


gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

“Türkiye’de Spor Kültürü, Tekelleşen Medyanın Spor Endüstrisi ve Taraftarlığa Etkisi – II” için bir cevap

  1. […] Onur Berkay Suiçmez (@OB_Suicmez) March 17, 2024 Türkiye’de Spor Kültürü, Tekelleşen Medyanın Spor Endüstrisi ve Taraftarlığa Etkisi &#821… Türkiye’de Spor Kültürü, Tekelleşen Medyanın Spor Endüstrisi ve […]

    Beğen

yenmek de var yenilmek de. ama, “anaya babaya sövdürüyorsanız, o sahaya hiç girmeyin.” – gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından için bir cevap yazın Cevabı iptal et

gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin