“Sinemayı Sanat Yapanlar”a dair düşünceler – II

ONUR BERKAY SUİÇMEZ

08.03.2024 – İZMİR

Eski Yunan Tiyatrosundan beri trajedinin karşıtı olan güldürü: Aristoteles’in Poetika’sında bir yerden bir yeri gezip duran, köylü gezgin ve köy anlamına gelen komen komos ve komikasla şarkı söylemek manasına geledn ado’nun birleşmesinden türetilmiş bir sözcük. Aristotels sonralarda komedi anlamına da gelecek olan bu sözcüğü, eğlenceli oyunlar oynayan köylülerin takımlaşmasıyla kendilerini tanımlamak için kullanıldığını da yazacaktır.  (2017, s. 13)

Sinemanın yedinci sanat olma çabası verdiği 1920’li yıllardan zorluklar çok daha fazlaydı. Zorlukların ardındaki bu yüklerin komedi ya da dönemsel güldürülere yansıyan ve de değişimiyle gelişimini etkileyen koşullara bir göz atmak gerekirse, dikkat etmemizin şans olduğu noktalar şunlardır  (2017, s. 30).:

  • Demiryolu yapımı
  • Birinci Dünya Savaşı
  • Sovyet Ekim Devrimi
  • Ku Klux Klan
  • Otomobillerin yaygınlaşması
  • Radyo yayınlarının yaygınlaşması
  • İçki yasakları
  • Dikey kentleşme

Buster Keaton 1926 yılında çevirdiği The General filminde, iç savaş yıllarında çalışan ve aynı adı taşıyan lokomotifi kendisi gibi kahraman yaparken, aynı zamanda arka planda duran bir olayı işaret eder ve o durum da şudur ki: Sinemanın yaygınlaştırmasından evvelinden, Amerika’da neredeyse tüm süreçle eş zamanlı olarak demiryolları inşa ediliyordu.

Dokuz milyon kişinin öldüğü ve yaklaşık olarak da iki katı sayıda insanın yaralandığı bir büyük trajedi olarak ülkemizin de katılmış olduğu Birinci Dünya Savaşı, savaşan savaşmayan halkların insanlarını hayli etkilemişti. Bu savaş Amerikan Sanayisini güçlendirmiş ve kadınların fabrikalarda çalışmalarıyla da ülkelerinin asıl ekonomik kuvvetini diplomatik ve askeri olarak kullanılması hızlandırmıştı. Savaş etkisi uzun yıllar sürecek sosyal, psikolojik yıkımlara yol açmışsa da bu gerçeklik çeşitli sanat dallarında yankısını bulmuştu. Rusya’daki Sovyet devrimini gün gün izleyen Amerika’lı bir gazeteci J. Reed’in bir kitabı olan “Dünyayı Sarsan On Gün” kitabını Kızıllar adıyla filme çeken ve korkan Amerika’lılardı. Çarlık otokrasisi yıkılıp yerine SSCB kurulmuştu. Rusya’nın o zamanki koşullarda yeni dünya düzeninde sahip olabileceği varsayılan kuvvet öyle korku yarattı ki sosyolojik olarak yapılan propagandalar diğer ülkelerin iç işlerine karışabilecek kadar Amerikan’ın karşısında kuvvetli, birkaç kutuplu bir dünya sisteminin temelinin atılması da tam olarak o tarihlerde oldu.

Özetle, 1920’li yılların politikası ülkelerin kırsal alanlarına, özel işletmeleri destekleyen ABD endüstrisine çalışan ve onlarla çalıştıkça kuvvetlenen en elverişli koşullarda çalışmalarına rağmen aynı zamanda işçilerin özyönetim savaşının bitirilmesine yönelik amaçları da vardı. 1924 yılında Amerikan’ın yönetiminde olan yöneticilerin açıklamasıyla kendilerinin temel uğraşının ticaret olduğunu söylüyorlardı. On dokuzuncu yüzyılda yaşanan Amerikan iç savaşının nedenlerinden biri, siyahilerin hak ve özgürlüklerini kazanma talepleriydi. Talep ettikleri hak ve özgürlükleri kazanan siyahilere karşı kurulan Ku Klux Klan’a duyulan sempati halen sürüyordu. Sinema tarihinde önemli dönüm noktalarından, bir yönetmen olan Griffith’in “Bir Ulusun Doğuşu”  filmi de bu sempatiyi kuvvetlendiren bir çalışmaydı. Irkçı felsefesiyle ve bildirisiyle film, politika, çalışma, eğitim, yerleşme ve ırk ayrımcılığı temelinde bu simgesel oluşumun varlığını ve tutumunu onaylamış oluyordu.

1920’li yılların güldürülerinde, sık sık karşımıza çıkan bahçeli evler, buz pateni, buz dolabı, telefon, yaş pasta, motorsiklet ve benzeri daha önce kültürel olarak kodlanmamış Amerikan hayat tarzının ürünleri bir anda hayatlarımıza bocalanırken eş zamanlı olarak otomobiller de Amerikan hayat tarzının yaygınlaşması sonuçludur. Otomobilin sosyal yaşamdaki etkilerinden biri şehirlerarası yolculukta trenlerin kullanılmasına rakip olması, kazalar yüzünden ölüm oranının artması ve çevre düzeninin değişmesiyle de ilgiliydi. Birinci Dünya Savaşı yıllarında radyonun kullanılmasının sonucu olarak radyo, ordunun propaganda yapmakla moral sağlamak gibi görevler yüklediği araçlardan biri oldu. Savaş bittiğinde radyo toplumsal yaşamda  yayıldı, yayınlar profesyonelleşti.

Radyo yayınlarının etkisi ve kuvveti ticaret, reklam, siyasi gruplar tarafından daha çok kullanılmaya başlanmasını sağladı. Reklam gelirleri, alıcıların satışlarından sağlanan gelir, bu sektörün önemini artırdı. Öyle ki 1938 yılında henüz tiyatro sahnelerinde olan Orson Welles’in H. G. Wellis’in “Dünyalar Savaşı” adlı romanını radyo oyununa uyarlamasıyla ve devamında da Marslıların Dünya’yı işgale başladığıyla ilgili bir bölümü haber tarzında okumasıyla birlikte, radyoya güven o kadar farklı ve yayınlar o denli etkiliydi ki, dinleyenler gerçek sanısıyla tam bir panik halinde şoka uğradı ve hatta intihar edenler bile oldu.

Aynı tarihlerdeki içki yasakları, kaçak alkol imalatından tüketiciye giden yoldaki yolsuzlukların ve alkolün daha da pahalı olmasının yolunu açtı.

Son olarak dikey kentleşmeye baktığımızdaysa gökdelenlerin yükselmeye başlaması, büyük şirketlerin ortaya çıkması kentlere verilen önemi artırdı. Arabaların sayısı da arttı ancak Ekim 1929’da yapay şekilde yükselmiş olan birçok hisse senedinin değeri hızla düşerken kent insanları da bundan nasibini aldı ve 1932 yılında Amerikan halkının yaklaşık yüzde 20’si işsiz bırakılmıştı. (2017, s. 33-34-35)

Kronolojik olarak o tarihten önce yazıldığı ve sadece kitabın çıktığı zamanlardaki film değerlendirmelerinden ibaret olduğunu sandığım “Sinemayı Sanat Yapanlar”a dair fikirsel bir yorumda bulunmadan evvel kitaptaki bütün film değerlendirmeleri dahili ve harici, öncelikle benim hayatımın hiçbir döneminde eleştirmen olmayı düşünmeden, eleştirmenleri okumayı çok daha doğru bulup ortaya eser koymadan evvelinde yapmacık davranmadan yapabildiğimin en iyisini yapıp, kendimden değil de ortaya bıraktıklarımla konuşulmayı daha çok sevdiğimi söyleyip bu denemeyi de uzun zamandır blogumda olan diğer yazılarıma benzer şekilde eleştiri yazısı olarak yorumlamamanızı beklemekteyim.

Son yıllarda bilimin, felsefenin, siyaset ve dinin, sanatın, dahası birbiriyle yakından etkileşimde bulunan düşünsel uğraşıların her birinin toplumsal gerçekleri anlama ve yorumlama çabalarımızın farklı farklı cepheleri olduğunu yeni anlıyorum. Bireyler ve onlardan oluşan toplum hakkındaki bilgilerimize tüm bu düşünsel uğraşlar katkıda bulunuyor. Bunlar arasındaki bilimin (sosyal bilimlerin) özel yeri, toplum hakkındaki bilgilerimizin hangilerinin daha güvenilir olabileceğine dair bize fikir vermesinde yatıyor.

Sinema sözü, müziği, rengi, zamanı, mekanı dilediği gibi kullanabiliyor, gerçeğe ulaşma çabalarımızın tüm araçlarından yararlanabiliyor. Bu engin olanakları değerlendirmesini bilen sinema ustaları, hem öz hem biçimde, hem düşünsel içerikte, hem de filmin estetiğinde üstün nitelikli yapıtlar ortaya koyabiliyorlar. (Dorsay, 1986, s. 7-8)

Bir şeye, bir insana bile, özellikle kültürel bir olaya sevgiyle, ilgiyle bağlanmak kuşkusuz yeterli değil. Bağlandığımız her neyse ona aynı zamanda bilgiyle ve bilinçle yaklaşmak gerekiyor. Bilgisiz, bilinçsiz bir sinema merakı, hazırlıksız girişilen bir görsel/işitsel devrim ve sınırsız bir ekran tutkusu insanı nereye götürür? Oyalanmaktan, uyuşturmaktan, gerçek sanat ve de gerçek yaşama yabancılaştırmaktan başka?

Sinema sanatını gerçek boyutlarıyla öğrenmek, kavramak yalnızca ekran karşısında geçirdiğimiz saatlere bir yön ve anlam kazandırmakla kalmayacak belki de değerlendirmede, kavramada bizlere yardımcı olacaktır. Çünkü sanat sonuç olarak yaşamın değişik prizmalarından yansımasından başka bir şey değildir. En gerçek dışı, en fantastik olarak görülen bir yapıt bile sonuçta hayata açılan bir penceredir.

Kaynakça

Dorsay, A. (1986). Sinemayı Sanat Yapanlar. Istanbul: Varlık Yayınları.

Makal, O. (2017). Yönetmenleri ve Filmleriyle: Gülmenin Sineması. Istanbul: Hayalperest.


gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

““Sinemayı Sanat Yapanlar”a dair düşünceler – II” için 2 cevap

  1. […] Sanat Yapanlar”a dair düşünceler “Sinemayı Sanat Yapanlar”a dair düşünceler – II ufak bir […]

    Beğen

  2. […] bu yıl benden ne bekliyorsunuz? “Sinemayı Sanat Yapanlar”a dair düşünceler “Sinemayı Sanat Yapanlar”a dair düşünceler – II Sempati Empati Senteziyle “Reklamlar” ve Yapıcı Yaratıcılık “Filmler ve […]

    Beğen

enstrümental – fundamental – gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından için bir cevap yazın Cevabı iptal et

gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin