22 Mayıs 2024 – ANKARA
Onur Berkay SUİÇMEZ
“Dar Kapıdaki Mesih: BENJAMİN’in Politik Felsefesi”ne Dair – Onur Berkay SUİÇMEZ
Politik olanın temsilleri zaman ve mekandaki dönüşümlerden elbette muaf değildir. Benjamin’e göre gerçek bir politik eylem, felakete giden bir yolun lokomotifi değildir. Bilakis, eğer ki yol yanlışsa değiştirilecek yolu belirlemeden öncesinde acil durum frenini çekebilme hamlesidir.
Kendisine sorduğu “Bugünün felaketlerinin süregittiği alanlardaki yeniden üretimin önüne nasıl geçilebilir?” sorusu onu anlamaya başlamak konusunda önemli bir yer tutmaktadır. “Sinik olmayan bir melankoli”, “onaylayıcı olmayan bir romantizm” ve tahakküm etmeyen bir yıkma nasıl mümkün olabilir. Bu doğrultuda W. BENJAMİN’in politik felsefesi “siyasi” düşünceyi devleti ihya etme çabası olarak kurgulayan geleneklere karşı gelmektedir. Politik felsefe, devleti ve mülkü anlama, meşrulaştırma ve tesis etme çabası gütmez. Aksine süregitmekte olan düzenin temellerinin sağlam olup olmadığını belirterek kural koyucular yerinden etmeyle ilgilenir.
Politika hiciv kaldırmayan ya da başka bir deyişle ironi barındırmayan bir alandır. İlahiyat da tarih de felsefe de böyledir. Bir yazar içinde bulunduğu dönemin bir yerde ürünü bir yerde üreticisidir. Bir yazar aynı zaman diliminde birçok yazar, düşünür ve aydınla yaşar. Rus biçimcilerinin kanıtlamaya çalıştıkları gibi belli bir doğrultuda, bir düşünce, bir dönemin ortak bir sözcüsü, genel bir atmosferin, ortaklaşa bir nefes alışın dile dökülmesine benzer. BENJAMİN’e göre, bu dönemleri sadece ekonomik ya da tarihte adı o anda etiketlenmiş bir şekilde anlamamalıyız, aynı çağda yaşayan aydınlar arası fikirsel ve düşünsel ideolojik alışveriş olarak görmeliyiz.
Almanya’da BENJAMİN’in yaşadığı dönem daha doğrusu dönemler, olağanüstü sayılabilir. O zamanlarda köktenci çözümler aranıyor, sanki bir milat ve yeniden kurgulanmış kaygısıyla yeni sayılamayacak zihniyette yazılıp çiziliyordu.
Mesih, Maşiha, İbranice’de “kurtarıcı” demektir. Bu kurtarıcı Yunancaya Hristos diye çevrilmiştir ve Türkçe’deki Hristiyanlık sözcüğünün bir anlamı da dolaylı olarak kurtarıcı anlamına gelmektedir. Yalnızca kurtarıcı anlamı bu sözcüğe sonradan atfedilmiş bir anlamdır. Kelimenin kök anlamı yağlanmak fiilinden gelir ve türetilmiş bir isimdir. Bizim Türkçe’deki anlatımı hacıyağı denilen bir yağla sürünüp kutsal bir hale bürünmektir. Eskiden Yahudi kültüründe, krallar iktidara geçtikleri zaman bu şekilde bir yağ sürünme sürecinden geçiyorlarmış. Dolayısıyla krallar eski zamanlarda halkın kurtarıcısı olarak değerlendirildiğinden kralları kastetmek adına da kullanılan bir kelimedir Mesih.
“Kurtarıcılık” nasıl olur? ve nasıl ilerler? gibi bir sorgulama sürecindeki Hristiyanlıkta da bu kelime dahil ve harici kurtarıcılık anlayışı sürmüş ve dahası Yahudiliğin beklediği Mesih’in İsa kılığında, üstelik Tanrı’nın oğlu olarak dünyaya geldiğini bu din iddia etmektedir. Yahudiliğin bunu kabul etmemesi, O Mesih’in tapınmaması zamanında tartışmalar tekrar başlamış, asıl kurtarıcının kim olduğu ve Tanrı’yla nasıl bir ilişkide yer aldığı ön plana çıkmıştır.
Mesihsiz bir Kurtarıcılık, herhangi bir kurtarıcının kendisi olmaksızın kurtarıcılık anlamında bir zaman felsefesidir. Tekrar BENJAMİN’e dönebiliriz böylece. Çünkü, bu zamanı, zaman felsefesini de tarih içerisinde gerçekleştirerek politikaya girmiş oluruz.
Çok eski zamanlarda, dördüncü yüzyılda yetişen bir filozof, Tanrı’nın her an sürekli olarak kendisini bir vahiy içerisinde ele verdiğini söyler.
BENJAMİN’e göre, sürekli olan bu vahiy düşüncesinin tarihte bir durum olarak düşünülmemesi v memnun olunmayan bir şimdiki zaman politikasına karşı olan bir ayaklanmadır. İnsanın en önemli özelliği dil olduğundan, dil hep çok anlamlı, kesintili kullanıldığından dolayı da Adem’den bu zamana bize verilen bir hediye olarak ele alabiliriz dili. Bu zaman ve yorum süreci, devrime uyarlandığında Walter BENJAMİN’in felsefesinde şöyle bir şey ortaya çıkar.
.”Tarihte aslında hep yenilenler var. Ama, tarih hiçbir zaman sadece bir kurtarıcı bekliyen Hristiyan ilahiyatında olduğu gibi çizgisel bir şekilde gidip en sonunda bir kurtarıcıyla son bulacak bir şey asla olamaz. Bu Tanrı’nın müdahaleleriyle birdenbire ortaya çıkan nimetler içersinde yıkıcı bir şeydir ve devrimleri hazırlar sırf bundan dolayı da bu yıkıcı olan bir şey olarak değerlendirilebilir ve beklenmedik bir şekilde tezahür edebilir.”
Benjamin’in politika tanımı zamanın doldurulmasına yönelik deneyimlenmemiş bir praksisi önceler. Bu tanım yöntem olarak BENJAMİN’in birçok metniyle yanyana getirererek yorumlamak mümkündür. Bu tanımlar şüphesiz romantiktir, ancak yeni bir melankolik romantizm kavrayışıyla. Bu melankoliyi anti-konformist bir etki içerisinde ele almak daha doğru gibi görünmektedir. Ütopiktir ama idealist değildir çünkü.
BENJAMİN, tarihi fetişleştiren ve onu dogmatik biçimde kavrayan market anlayışlarına karşı, yepyeni bir insanın yaratıldığı bir momentin peşindedir. Devlet dışında bir politika arayışı içerisinde görünmektedir. Onun açısından devlet sadece anarşist teorinin, tarihsel devrimci bir moment konusu olabilmektedir.
BENJAMİN teknik olanın politik olanın yerine geçmeye çalıştığı bir çağda, tekdüze bir zaman akışını kırıp, yeni ve dolu bir zamanın ortaya çıkacağı gerçek politikayı kavrar.
BENJAMİN’de politikanın melankolik bir boyutu da şöyledir ki:
O’nun melankolisi, iktidar melankolisi değildir. Zira iktidar melankolisi çoğu kez politikacılarda yönetememekten dolayı gözden uzak durmanın verdiği sahte bir hüzün duygusudur. İktidar olamamanın verdiği hınç ve zayıflık “muhalif” bir söylemin “ iktidar olana kadar sürmesidir.
Kendini her zaman sol kanatta tanımlayan Benjamin’in anti liberal ve anti normatif yaratıcılığının politik praksisi kavrayışıyla örtüştürür. Solcu ve son Avrupalı düşünür olarak bütün politik akımların ötesinde, yıkıcı ve devrimci güçlerin gerçekleştirmeye yöneldiği politik momentlerin arayışındadır ve ezilenlerin geleneği açısından hukuk momentinin kırıldığı bir özgürleşmeden söz eder. Benjamin tehlikeli addedilen SCHİMİTT’ten bile daha radikal bir şiddet teorisi üretir. Aslında buna bakarsak, gerçek politika gerçek adaleti ve yürürlükteki yasayı ortadan kaldırarak yaratabilecektir.
Anlamı olmayan bir yasa artık hayatın kendisidir. Yasanın lağvedilmesi sadece bugünün insanlarını değil, geçmiş kuşakları da kurtaracaktır. Yazgı, bilinmeyen ve adı konulamayandır. Bunun üzerinden bir şiddet üretilmektedir. Hukuk, eğer ki yazgıysa görünür olan ama bilinmeyen bir yasadır. Benjamin, kurucu ve koruyucu şiddetinde ötesinde yazgısal olmayan bir şiddet arar. Hukuku aşkın bir adaletin peşindedir. Hakiki bir politika, bilinmezliğin yazgısal şiddetini ortadan kaldıracaktır. O halde politikanın tüm icrası tüm bu git-gel diyalektiğini kıran Tanrısal bir şiddettir. Ancak bizi şiddet sarmalına sokmayan bir eylem “gerçek bir politik” eylemdir.
Politik eylem, kendi zamansallığını geçmişle olan ilişkisinden hareketle kurar ve bir başka deyişle, politik eylem zamanı dolduran eylemdir. BENJAMİN, adaletin görevinin dünyadaki en yüksek iyiyi yerine getirmekten başka bir şey olmadığını belirtir. Ne var ki bu da kişinin mülkiyet edinme hakkının tanınması üzerinden anlaşılamaz. Çünkü, hukukun meşruiyeti, yasasız bir momentin şiddetini varsayar. Anımsamayı ve hatırlatmayı devrimci bir yeti olarak sunan BENJAMİN için, anımsamanın başlattığı geçmişi kurtarma eyleminin tamamlanmasıysa, bu politik eylemde gerçekleşir. Politik eylem, geçmişte tamamlanmamış olanların düzeltilmesine, tamir edilmesine yöneliktir.
BENJAMİN’in “tekniğin olanaklarıyla yeniden üretilebildiği çağda sanat yapıtı” başlıklı makalesinde aura yitimi ve faşizm arasındaki bağlantı, sanatla savaş arasındaki sürekliliği de ortaya çıkarır. Benjamin, metninin sonsöz kısmında faşizmi mülkiyet ilişkilerine dokunmadan kitlelerin seferber edilmesi olarak tanımlar.
Faşizm söz konusu olduğunda, ortaya gerçek anlamda bir politik antagonizma çıkmadığından, politik yaşamın estetikleşmesi zorunludur. Zaten antagonizma ve kitlelerin ümitsizliği örgütlenememektedir. Bu yüzden savaş figürünün belirmesi en az politikanın estetikleştirilmesi kadar şarttır. Zira kitlelerin seferber edilmesi için bir ivmeye ve bir düşmana ihtiyaç vardır. Nasıl ki o zamanlardan bu zamanlara, asker-sivil ayrımı kalkmıştır, iç-dış ayrımı da silikleşmeye başlamıştır. Düşmanlar her yerdedir ve hareket alanı bulan faşizmin ivmesi onlarla ve onlarda artar. Bütün bu hareketliliğin yegane koşulu gerçek bir politik mekan talep etmemesidir.
Teknik ve onun yardımıyla yeniden üretilebilirliğiyle faşizmin kendi kitlelerini seferber edebilmesi el ele gider. Faşizmin aradığı ivme kazandırıcılık teknik tarafından sağlanır. Tekniğin yardımıyla yeniden üretilebilirliğiyle savaş, emperyalist savaş, gaz savaşı vb. her şeyden önce insani şeyler alanının politikliğinin ya da apolitikliğinin yerine geçer. Savaş kendi amacını kendinde barındırır. BENJAMİN, faşizmin ve emperyalist savaşlarının, insanın politik yabancılaşmasının yarattığı tahribatın, kitleler açısından sadece estetik bir seyrin parçası olduğunun altını çizmektedir. Belki de günümüzde üçüncü dünya savaşı çıkmamış olsa bile, bizim milletin çocukları dahil, bütün bilgisayar ve konsol oyunlarının stratejiden ziyade savaşın ölme – öldürme politikalarına hizmet etmesi bu yüzdendir. Bu teknik paradigmanın savaşına karşı politik bir duruş dışında başka seçenek yoktur.
Son olarak köken ve kökler meselesine değinip bitirirken, BENJAMİN demektedir ki:
“Köken, tamamıyla tarihsel bir kategori olmasına karşın, şeylerin oluşumuyla hiçbir alakası yoktur. Köken doğmuş olanın oluşunu belirtmez, bilakis, onun tam olarak oluşta ve sona erişte, küllerinden yeniden doğduğunu ifade eder. Köken oluş nehrinde bir girdaptır ve kendi ritminde olmakta olanın maddesini sürükler / alıp götürür. Köken kendisini asla çıplak, apaçık varoluş içinde, olgusal olanda bilinmesine imkan tanımaz ve andaki ritmik olan sadece optik bakışla algılanabilir.”

Yorum bırakın