yemek yemek ve yanında emek yemeğe dair düşünceler ve makul insan olma(ma)nın zorlukları


ONUR BERKAY SUİÇMEZ

07.07.2024 – ANKARA



Firesiz okul hayatı olmayan kimse bilemez ki okumanın değerini, ileriye bakıldığında bir zamanlar kendi hayatımdaki her durumu kontrol edebilmeyi öğrenmek adına kendi sistemimi kurduğumda benim veya ürettiklerimin değeri bilinsin diye düşüneyim.

Aileden her zaman, konuşma terbiyesi ve konuşmama terbiyesi temel değerlerini aldığım zamanlardan şimdiye, Köy Hizmetleri’ndeki Araştırma Planlama ve Koordinasyon (APK) dairesindeyken bizimkiler, annemlerin ve babamların odasında okuldaki en şakasız, en komik olmadığım zamanlarda ne öğreniyorsam onu bebelere öğretmek haddini nereden buluyorsam kendi başarımı önemsemeden her sınav senesinde kişisel olarak biraz bilgisayar oyunu, bilgisayar ve fotoğraf hakkında biraz da yeni yeni gelişen teknolojiyi öğrenirken ve zamanımı dolu dolu değerlendirirken, “herkes kendisiyle nasıl konuşulmasını istiyorsa öyle davransın” denilemeyecek kadar kötülük ve kurulmuş hıyar turşusunun bulunduğu memleketimizi, kavramsal olarak bireyselleşme de denilebilir belki uzaylılaştırma da, yalnızlık hakkında inandıkları her durumu farklı bir şekilde değerlendirmeye sunacağım bu yazımda ve sonrakilerde tek paragraf da olsa bir daha lafı açılmayacak bir biçim ve şekilde bazı mesleklerin zararlılık düzeyini ben anlatayım siz anlasanız da olur anlamasanız da.

Hani Türkiye’de, ilk yemek yapma programından şimdiye kadarki bütün yemek yapma programına hiçbir şey değişmemişken aslında reji, jüriler, ve aşçılar değişirken sadece, yemekler değişti nedense, oysa malzeme aynı, burası Türkiye diyoruz ama tarihsel olarak bakamıyoruz çünkü yaz başındaki bayram tarihli Trabzon tatilimiz dönüşümüzde kardeşimin şoförlüğünde yol alıp mola verdiğimizde, çekirdek aile olarak, leblebinin bile anavatanının Çorum değil başka bir şehrimiz olduğunu ve leblebinin işlenme aşamasındaki ustalaşma durumundan dolayı Çorum’un leblebiyle meşhur olduğunu babamdan dinledim.

Bireysel olarak ve tam olarak televizyonun ya da telefonun kullanışlı bir araçtan başka, hayatı dönüştürmekten başka hiçbir amacı da  yok, ya da, 90 kuşağının bir parçasıyken ben, yeni başlayan okuyucularıma 95’liyim diye de belirtiyim, ilk çıktığında kullandığımız tuşlu ve parlak ekranlı telefonları durmadan saate bakmak amacıyla kullandığımız zamanlar dışında, bana mesaj atan, arayan soran, ben aramasam o arayacak, o aramasa ben arayacağım diye bile düşünmeden konuştuğum bir sürü arkadaş varken çevrede, ben kendilerine benzemedim diye, kalabalığın çokluğuna kapılmayıp tek de kalsak zamanımı sadece, kendi talebim ve hayatın koşulları beni keyfi veya değil, zorunda olmadıkça kurumsallaştırılmayan insanlar da, janti plaza bebesi olmayan insanlar da var diye düşündürtüp blogumda yazdıklarımı okuyanları dünyalarını değiştirmek için keyif yapmaları amacıylan ya da keşif yapmak için para kazanmak dışında, fazlasında gözü olmadan ve azdan az gider çoktan çok deyimine karşı eylemsizlik momenti ve hiçbir şey yapmamaya dair yaşamaya devam ederken hayatımı yaşadığım her günümün keyfini çıkardıkça, etrafta ne dost ne düşman, zamanı değerlendirecek bir sevgilinin bile başkalarının hayatının seyircisi olabilme pahasına veya düzenin onu sürüklediği yerlerden ziyade akışa bıraktığını sanmışken ben, kızın tren yolculuğumuzda yaptığı tek bir hareket aslında benim kalbimi kırmışken, kalbi hiçbir türlü kaynatamayan eski kız arkadaşım ve annesi dahil bütün kaynana adayları da zamanımı ne kadar az insan o kadar öz insan dedirtecek kadar tanışıklıktan dolayı teşekkür ederim. Eski ya da yeni, yeni biriyle tanışana kadar, öğrenci evimi boşaltıp tamamen eve dönmüş olmanın üstünden 4 yıl olmuşken daha, deplasman fakültesinden mezun olup insan bile olamayan bazı arkadaşları hiç özlemezken, bir daha görüşsek, karşılaşsak ve zamanı mekanı hiç fark etmez dediğim zamanlarda hazır ayrılmışken ve kabul de etmişken ayrılmayı henüz evlilik müessesesine, girmeden odası da mutfağı da olmayan ya da aile evinde ev yemeği dışında yemek yapmayı bilmediği varsayılan ve evlenince öküz gibi rahat ve gevşek hareket eden biri olmayacağımı da bildirirken şimdilerde kısa yoldan ne kadar parası varsa o kadar köfte yiyen uyuşmuş kitleleri uyandırmak tek sizlere mi düşüyor derseniz tam burada normal bir şekilde kahkaha atarım çünkü. Alfabesi F, kendisi kahkaha atma emojisinden ibaret olan bilmem nerenin bülbüllerinden ve hayata meydan okurken karşılaşılacak zorluklar ve çözümleri kitabını henüz yazılmamış olsa bile tavsiye ederim.

Çünkü, hiç sıra ve sınıf arkadaşım olmadan ve 2013- 2014 dışında lisansta tek başıma yaşadığım Eskişehir’den öncesinde, yani 2015-2019 arası sinema televizyon lisans eğitim hayatım dışında makine mühendisliğini terk etmeden birinci sınıftayken seçmeli ders olarak aldığım “Satranç Kültürü” defterimin bazı sayfalarına su döküp notlarımı çalanlar ki şimdilerde çalma listelerimi de çalmaktan başka işi yokmuş sanki ve bunun  yanında ordu bir şehir adından ya da memleket savunmasını iç ve dışta sağlayacak bir yapılanma değil de Amerikan mandasının ve teyyarenin hizmetkarı olup da kendi vatandaşını ve arkadaşını bile düşman gören “yalancılaştıran ve yabancılaştıran” sistemleriyle hayatımızdan gün çalabileceklerini de sansınlar daha.

Şu devirde ne klavye canavarı peş para eder ne de alfabetik düzen olarak temsili “Quality”  yani kalite kelimesini bile kalitenin K’sı değil İngiliz’in “Queen” K’sı görenlerle zamanlarını tek başına yapılabilecek işleri, yapamayıp. İşi gücü olmayan beş altı kişiye emanet edip görevlerini tatilde itlik serserilik yapıp bizlere meydan okuma zahmetinde bulunanlar. Zam üstüne zam seren leylide loy, loylu da loy, kendi kepi ve cüppesi olmadan, dünki milli maça da gidişiyle orada bulanmasıyla bile bir şekilde uğursuzluk taşıyan partinin başkanı olmaktan başka da hiçbir vasfı olmayanların koruma ordusuna katılacağıma, her çalışmamın başına 5 kişilik asgari maaşlı memur ya da işçinin çalıştığı kadar bile çalışmadan o kadar paranın sahibi olmak kadar kolay bir şekilde Istanbul’a kapak atıp yaşamak ne bana yakışır ne de insanlığıma.

Makul insan nedir, boyun eğendir. Bir başka açıdan da varlığı değerli olan, boyun eğmeyen ama emeklerinin karşılığını beklentide ve reelde maddi düzende alamayan ve itiraz etmeyip, boyun eğdikçe hiçbir zaman da kazanamayacak olandır.

Peki makul insan kimdir? Dershaneler kapatılıyor açık liseye koş denilendir. Boyun eğmiştir, eğecektir, hizmetçi ya/ya da hizmetkardır, geçiniz.

Peki makul olmayan kimdir? Sistemsel olarak, onun hareketlerine herhangi bir zaman diliminde itibar etmese de insan olduğundan zamanını ayırmayı bilendir. Mesela benim alanım Radyo-Televizyon ve Sinema ama ben asla rastgele bir kanalı açık bırakıp uyumam. Televizyonlardan çıkan Japon korku filmi Halka filmindeki karakterlerden kuyudan çıkarken ıslanmış ve su damlatan kara kızdan korkarım neden olarak da.

Ama ailemdeki, ama eski okullarımdaki arkadaşlarım benim kadar film seyredip, benim kadar okumalarını film – müzik ve bilgisayar oyunlarına yani kütüphanesine ayırıp bir de uyumak adına uyku hapı almıyorsa bırakın bir zahmet baştaki cümleme döneyim tekrar.

Firesiz okul hayatı olmayan kimse bilemez ki okumanın değerini, bizler yine de düşünelim.

Bu akşamlık son paragrafım da şöyle olsun yaklaşık 1111 kelime olmadan evvel tam 1000 kelimede durayım bugünkü essay’imde ve tekrarlamayacak şekilde açıkça belirteyim ki bugüne kadar sevmediğim kimseye seni seviyorum demedim, ben sevmediklerime seviyorum demediğimde sevmiyorumdur yani, boşa olta atıp dolu tutmaya çalışana ağır gelir bir tanecik Sürmene’li Piranha.



gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Şuna bir yanıt: “yemek yemek ve yanında emek yemeğe dair düşünceler ve makul insan olma(ma)nın zorlukları”

  1. […] Olası KPSS 2024 Türkçe netlerim vs. Yaratıcılar Sineması / Yaratıcılar Siyasası yemek yemek ve yanında emek yemeğe dair düşünceler ve makul insan olma(ma)nın zorlukları Zamanın değişen doğası ve anlamı “İHTİYACIMIZ OLAN FELSEFE” ye […]

    Beğen

kendime hatırlatma: her yazımı öne çıkanlarıma eklemiyorum. ama, her öne çıkardığım da diğer yazılarımdan daha önemsiz ya da değersiz değil. – gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından için bir cevap yazın Cevabı iptal et

gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin