her yazdığımı düşündüğüm an yazıp o anda paylaşmıyorum. ki bunun için sosyal medya platformlarından facebook, “ne düşünüyorsun?” twitter ya da yeni adıyla x platformu da “neler oluyor?” diye soruyor.
ONUR BERKAY SUİÇMEZ
16.05.2024- ANKARA
Günümüzde idiot (aptal, ebleh) kelimesinin kullanımında muhafaza edilen küçümseyici anlamdaysa da Yunanca’da idios kelimesi kişisel alana ve özel olana, kişinin kendisine ait olanı belirtir. (AKIL TUTULMASI ÇAĞI I-II– Doğu Batı Dergisi) 96 ve 97. Sayı)
- Hiçbir şey bilmediğimi biliyorum.
- Hiç kimse herkesten akıllı değildir.
Epigraftaki sözlerin ilki malum Sokrates’e, yani epeyce eski zamanlara ait, diğeriyse günümüzün meşhur arama motoru Google’ın bir sloganı. İlki başkalarına hitaben dile getirilmiş bir söz, diğeriyse kendini başkalarına takdim eden bir slogan. (s. 15)
(Cehalet sarmalı: “smart toplum” ve “idiot bireyler”)
Smart toplum ifadesine gelince, bu bir bakıma söz konusu Google sloganında geçen “herkes” zamirinin karşılığı olarak görülebilir. İçinde kimseyi barındırmayan yani kimsesiz bir “herkes” ten bahsedilir ya da Heidegger’in ifadesiyle Dasein’in kendini teslim ettiği bir “hiç kimse”dir. (Heidegger: 2008. s. 135)
Nihayetinde hiç kimse anlamına gelen bu garip herkesin ya da bu tuhaf hiç kimse cumhuriyetinin birer mensubu, yurttaşı ya da bireyi olarak bizler, daha doğrusu her birimizi kendi meşrebinde idiot kılan şey de budur zaten. Burada idiot teriminin kullanılmasının nedeni “idiot” kelimesinin birinci anlam olarak “şahsi ve muhterem” diğer anlamıysa “umumi” ve dolayısıyla pek de muteber olmayan bir çift anlamı vardır.
Tüm disiplinlerde ortak olan amaç, insan davranışının içinde bulunduğu ortam içinde ve çok yönlü olarak anlamaya çalışmaktır. (s. 35) İnsan davranışı ancak, esnek ve bütüncül bir yaklaşımla araştırılabilir ve bu yaklaşımla araştırılabilir ve bu yaklaşımda araştırmaya dahil olan bireylerin görüleri ve deneyimleri büyük önem taşır. (s. 35)
Dilbilim, simgesel etkileşim alanına benzer bir biçimde insanlararası iletişimi konu edinir ve gerek kullanılan dilin çeşitli boyutlarıyla incelenmesi gerekse farklı ortam ve kültürlerde kullanılan dilin çeşitli öğelerinin anlam ve kapsamının araştırılması etkinliklerine yer verir. Dil kullanımının ve kullanılan kapsam ve söylemlerin ortamdan ortama farklılıklarını ortaya koyan bu çalışma yöntemleri, insan algılarını ve deneyimlerini tanımlamayı amaçlayan nitel araştırmaya önemli katkılarda bulunmuştur. (s. 37) Disiplinlerarasılık anlayışında, fikrince insan davranışlarının karmaşık olduğunu ve ancak bir bütün olarak çalışılması durumunda gerçek davranışların ortaya çıkarabileceğini savunur. “bütünsel anlayış” geleneksel bir biçimde bilime yön veren “mekanik anlayıştan” tan farklıdır. Mekanik anlayış, dünyayı birbirinden bağımsız küçük parçacıkların toplamı olarak görür. Bu anlayışa göre insan davranışı parçalara ayrılarak gözlenebilir ve ölçülebilir. Bu parçaların ayrıntılı bir biçimde çalışılması insan davranışının bütününü anlamamıza olanak verir. (s. 37)
Nitel araştırmada araştırmacının rolü nicel araştırmadakinden farklıdır. Nitel araştırmada olduğu gibi, sadece “belli yöntemler kullanarak dışarıdan araştırma konusunu gözleyen, bu konuya ilişkin veriler toplayan ve bu verileri sayısal analizlere tabi tutarak sunan kişi değildir.” Nitel araştırmacı bizzat alanında zaman harcayan, araştırma kapsamındaki kişilerle doğrudan görüşen ve gerektiğinde bu kişilerin deneyimlerini yaşayan ve alanda kazandığı bakış açısını ve deneyimlerini, toplanan verilerin analizinde kullanan kişidir.
ARAŞTIRMA PROBLEMİNİN BELİRLENMESİ – KURAMSAL ÇERÇEVE – ARAŞTIRMA SORULARI – ÖRNEKLEMİN BELİRLENMESİ – ARAŞTIRMACININ ROLÜ – VERİ TOPLAMA ARAÇLARI – VERİ TOPLAMA YÖNTEMLERİ- BULGULARIN DEĞERLENDİRİLMESİ- SONUÇLARIN SINIRLANDIRILMASI- ARAŞTIRMANIN LİTERATÜRE KATKILARI
Örneklem, olasılık kuramından türetilmiş, pratik bir araştırma aracıdır. Daha çok sayıda birey, olay veya olguyu barındıran evren, örneklem denilen küçük ve çalışılabilir bir niceliğe indirgenir.. (s. 101) Gözlem, herhangi bir ortamda ya da kurumda oluşan davranışı ayrıntılı olarak tanımlamak amacıyla kullanılan bir yöntemdir. Yapılandırılmamış gözlemde, araştırmacılar katılımcı alan çalışması yapar. Yapılandırılmış gözlemdeyse, araştırmacılar dışardan gözlemci olarak alan çalışmasını gerçekleştirir. (s. 171)
Gözlemin kuvvetli yönleri şöyledir:
SÖZEL OLMAYAN DAVRANIŞ – DOĞAL ÇEVRE- ZAMANA YAYILAN
ANALİZ VE DEĞERLENDİRME
Gözlemin zayıf yönleriyse şöyledir:
KONTROLÜN OLMAMASI – SAYISALLAŞTIRMADA PROBLEM – ÖRNEKLEM KÜÇÜKLÜĞÜ – GÖZLENECEK OLGULARIN ÇOK YÖNLÜ OLARAK GÖZLEMLENMESİ ADINA GÖZLEMLENECEK BOYUTLARI BELİRLEME – SOSYAL BOYUTUN GÖZLEMLENMESİ – OLUŞACAK ETKİ ALANI
Kolay ulaşılamayacak özneler bulma, tepkiselliğin olmaması, zamana yayılacak değerlendirme fırsatı, örneklem büyüklüğü, bireysellik ve özgünlük, düşük maliyet, nitelik. Bütün bunlar yanında önemli derecede olumsuzu yanları da vardır. Başlıcaları yanlılık ve kodlama zorluğu, Bir Araştırma Yöntemi Olarak Doküman Değerlendirme – Aşamaları ve Raporlaştırmanın başlıca özellikleridir. Dokümanlara ulaştıktan sonra, orijinalliğini kontrol etme, dokümanları anlama, veriyi analiz etme ve veriyi kullanma aşamaları betimsel analiz veya tümevarımcı, kodlama yöntemleriyle içerik analizine tabi tutulur.
Raporlaştırma aşamasındayken en önemli kilit noktalarıysa şöyledir.
AKLA YATKINLIK- BİREYLERİN DENEYİMLERİNE UYGUNLUK – İNANDIRICILIK- ÖNEMİ – OKUNURLUK- TUTARLILIK – BİLİMSELLİK VE GÜVENİLİRLİK
Bilişsel ve moral değeri öne çıkartan, eserlerinin çok büyük bir bölümünü insanın bilme etkinliğiyle doğru eylemde bulunma tarzını incelemeye ayıran Aristo, sınıflamasında duyusal değeri, güzellik kavramını veya yaratma konusunu bütün ayrıntılarıyla ele alan gelen bir kuram oluşturmuş değildir. Araştırmacılar, estetiğin bağımsız bir felsefe disiplini olarak ortaya çıkışı veya felsefenin kuruluşunun gecikmesini biraz da buna bağlarlar.
Platon’un sanata bakışı pek olumlu değildi. Bir disiplini insanı hakikate götürme kapasitesiyle ölçen Platon bilimin aslında esas olarak felsefenin, insanı hakikate götürdüğü yerde, taklidin taklidini yapan sanatın onu hakikatten uzaklaştırdığı düşüncesiyle sanatı ve sanatçıları, kurduğu ideal devletinden atmaya yönelmişti. Buna göre Platon sanatın, şeyleri gerçekliğin daha aşağı seviyedeki bir kopya aracılığıyla taklidi olduğu düşüncesinden hareketle onun felsefenin baş düşmanı olduğu noktasına gelmiştir.
Tıpkı Platon’da olduğu gibi, mimetik, sonra da ondan bağımsız olarak katartik bir sanat anlayışı geliştiren Aristoteles, Platon’un sanat eleştirisi veya hakikate ulaşma yönünde yeni fırsatlar söylediğinde ve dolayısıyla, onun en azından tarihle felsefe arasında bir yerde bulunduğuna ya da felsefeye yakın olduğuna işaret eder. Sonra da sağladığı arınma (katarsis) etkisi yoluyla ahlaki yönüne vurgu yapar. (s. 19-20)
- Zamana karşı koyabilen (doğal kültür ya da folklor) artık neredeyse ortadan kalkmış ya da kalkmak üzeredir. (s. 9)
- İktidarın zihniyeti ya da zihniyetin iktidarı iki ayrı olgudur. Birincide bilinçli bir iktidar zihniyeti belirlerken ya da dönüşümü sağlamaya çalışırken, ikincide zihniyet iktidarını yapısını belirlemektedir. Zihniyet iktidarı tutucu bir iktidarken, iktidarın zihniyeti yeniliğe açıktır, açık değilse bile olmalıdır.
- Osmanlı – Türk toplumundan yola çıkarak yüzlerce yıllık bir zihniyetin muhasebesini yapan bir bilim insanına göre bu toplumda,
“Ortalama Müslüman’ın inanç dünyasına yaklaşım, başından beri, şekil tarafında kalmış. Tavır ve davranış tarafına uzanamamıştır. (Sinemada Anlam ve Anlatım. s. 28)
Zihniyet, Sanatsal Üretim ve Sinema başlığında Oğuz Adanır’ın belirttiği üzre, günümüzde sanatçı hala köyün delisidir. Çünkü zavallılığını ya da evren karşısındaki zavallı yalnızlığını inkâr edemeyecek kadar, cesur ve dürüsttür. Sanatın günümüzdeki işlevlerinden biri de yeryüzünde neden bulunduğunu ve nasıl yaşadığını bilmeyen insanlara bunu anlatmaktır. Sanatçının amacı insanları daha mutlu görmek, yaşamı daha çok seven insanlarla birlikte olmayı istemektir.
Barthes’ın deyimiyle “dünyayı özgürlüğüne kavuşturacak şey edebiyat değildir.” Bir başka yorumlamaya sinema da değildir diyebiliriz. Şöyle ki: Güncel olan Dünya’dır. Edebiyat da sinema da değildir. Aksi doğru olsaydı 1910 ya da 1930’larda çekilen filmlerin tamamının güncelliklerini koruması gerekirdi. Oysa sanatta değişime uğrayan biçimlerdir, içerik değil. İnsan için önemli olan içeriğin güncel bir biçimde sunulmasıdır. Çağdaş bir sanatçıysa evrensel bir içeriği çağdaş bir biçime sokabilecek yetenekte olan ve sunan kişidir. (Adanır. O. Sinemada Anlam ve Anlatım. s. 21-75)
Sinema ve Çağımız II[1] “Sinemanın Kültürle ve Kültür Sorunlarıyla İlişkisini çerçeveleyen yazılardan oluşuyor.
Sinema çağdaş kültürün, çağdaş iletişimin çok önemli bir uygulama alanı. Dolayısıyla burada sinemanın sözgelimi siyasal veya faşizmden daha dolaysız ve yalın bir ilişkisi söz konusu. Ancak diğer yandan da bu ilişki bir anlamda daha karmaşık. Çünkü artık tek yanlı değil iki yanlı bir ilişki, sürekli bir alışveriş, yoğun ama karmaşık bir karşılıklı etkileme süreci söz konusudur.
Kitabın “Sinema ve Kültür” temel başlığı altında toplanan ilk ve asıl ağırlıklı bölümünde 5 ana bölüm vardır. Bunların dördünün başlıkları bile yazıldıkları tarihten bu yana ülkemizde Türk Sinemasının ne kadar geride kaldığını anlatacaktır diye düşünüyorum.
Benim bahsedeceğim dört ana başlık zamanında şöyle adlandırılmış Atilla Dorsay tarafından:
- Sinema ve Kültür Olayları, Olgular ve Yozlaşmaları
- Kitlelerin Seyrettiği ve Seyretmediği
- Topluma Yabancılaşmaya Nasıl Başladım?
- Şenlikler, Dışa Açılma ve Ulusal Kimlik Sorunları
“Hitler rejiminde Alman Sanatçıların faşizme boyun eğmeyen onurlu tutumu, günümüzde Yunanistan’ın veya İspanya’nın da halklarının bilinçlenmesiyle birlikte tekerrürü değildir. Peki bizim ülkemizde neden böyle bir kültürel dönüşüm sağlanamayacak kadar umutsuzluk ve yozluk abartılamayacak ya da küçümsenemeyecek kadar hepimizi etkilemektedir?
İnsanlık tarihinin bütün zamanlarında sanat yol gösterici olmuşsa da sanatta gerici sağ kanat güç kazanmaktadır. (s. 17)
İlerlemek, ileri doğru bakmak zorunda olan Cumhuriyet ilerlemek yerine Cumhuriyet Türkiye’sinin yoluna her gün yeni bir tuzak kurulmakta, gidişatın yavaşlatılması, toplumsal olarak da giderek geriye ve gericiliğe hizmet edilmeye devam etmesi amaçlanmaktadır.
Başlığımda belirttiğim üzre, şimdi nasılsa Cumhuriyet’in ilk yıllarında da her romanında Osmanlılığın yüceltilmesinden Atatürk suikastçılarının kahramanlaştırılmasına, devrimlerin yerilmesinden Köy Enstitülerinin suçlanmasına, Cumhuriyet’in bir temel taşını, bir temel ilkesini, bir başarısını bile sistemli bir şekilde dinamitlemekte olan sıradan romancılar, Atilla Dorsay’ın deyişiyle: “Servet-i Fünun’un üstad’i azami nidalarına benzer övgülerle baştacı edilmekte ve yaşları gencecik bir sürü eleştirmen oturup gerçek ve doğru sanata sövüp, sanat düşmanlarına övgüler düzmektedir. (s. 17)
Toplumsal olayların patlayışlar halinde birbirini izlediği, tarihinin en önemli değişimlerinden birini yaşayan Türkiye’de, sinema şimdilik bütün olanlara sırt çevirmiş, vıcık vıcık melodramlar, romantik masallar, ringovari kavga döğüş filmleri anlatarak gününü geçirenler çoğunluktadır.
Bir tek saygıdeğer yönetmen çıkıp da sanatını, bilgisini ve sinema sevgisini çağdaş olmanın sorumluluğuyla birleştirerek, günümüz Türkiye’sine değinemiyor, sorunlarını anlatan bir film yapabilme kudretini de ancak yabancı sermayeden aldıkları sponsorluklara borçlanarak bir nevi sinemasını, beyaz perdeye aktarmak için aracı olarak kullandığı kamerasını kiralık olarak duruma ve vaziyet neyse ona uydurarak kullanabiliyor.
Oysa günümüz Türkiye’sinin sorunlarını ele alan bir film yapmayi, onu yapamıyorsa da kamerasını sırtlanıp sokağa çıkarak, sinemanın tarihsel olarak anı belgeleştirme ve saptama görevi doğrultusunda bir çalışma bulunmayı düşünen genç sinemacılar da var. Sadece ve sadece şimdiki zamanda yeteri kadar hareket alanımızın olmamasının sebebi olarak: 1970’lerin Türkiye’sinde, Atatürk’e, devrimleri yerden yere vurmak yalnızca aşağılık politikacıların işi olmaktan çıkıp aşağılık sanatçılara da bulaşmıştır. (s. 18)
Genç eleştirmenimizin ıstırapları, görüldüğü gibi, Genç Werther ‘in ıstıraplarını bir hayli geride bırakır. Yaşadığımız çağ toplumsal sorunları, kaygıları, tüm ülkenin değilse de giderek artacak şekilde teker teker herkesin de duymasını, sırtlanmasını gerektirmektedir. Çünkü, Dostoyevski’nin dediği haliyle “herkes, herşey için herkese karşı sorumludur.” artık.
1970 Türkiye’sinde de şimdide de Türk aydını için, karşı cinsten birine âşık olmak ve ıstırap çekmek veya Genç Werther örneği misali canına kıymak, yüzyılların ötesinde kalmış bir lükstür. (s.211)
Sinemayı kimler yapar? (s. 26-27)
Sinema dünyanın her ülkesinde, belli bir aydın kadro, belli bir “inteligentsia” tarafından meydana getirilen bir yaratılıştır. Tüm sanatlardan yararlanan ve geniş yığınlar üzerinde böylesine önemli bir etki gücüme sahip bir sanat alanında bir eser ortaya koymak için, belli bir kültür, dünya görüşü ve yaratıcı yeteneğin bileşimi gerekir. Halk demokrasisi diye anılan Sosyalist ülkelerde bile sinema, bazı kişilerin sandığının aksine, kolektif bir yaratış değildir. Kolektif çalışmalar gerek batı gerekse doğu ülkelerinde ama çokluk batı ülkelerinde deneysel çalışmalar olarak tek tük ve ara sıra yapılmışsa da kuşkusuz kameramandan set işçisine, figüranından ışıkçısına kimsenin katkısını küçümsemeksizin ve bu anlamda kolektif işi görmezlikten gelmeksizin şu söylenebilir:
Politik olanın temsilleri, zaman ve mekândan, gelişip dönüşebilecek durumlardan veya dönüşemeyecek kadar ezilmiş ancak ezilmişliğinin farkında olmayanların dönüşememesinden elbette muaf değildir. Gerçek bir politik eylem, yıkıcı bir kazaya yol açabilecek ve muhalifin iktidara iktidarı eliyle teslim edebileceği bir varsayıma dayanmazken, kontrollü olan ve zamanını beklerken arabayı süren olmasa da kaza yapmadan el frenini çekebilecek kadar donanımlı olan sanatçı politiktir ve politik olanın temsilleri, O’na yakınlaşmaya başlayan daha güzel zamanlara göz kırpmadan, ya da nefes bile almadan değil, gözleri parlayıp derin derin nefes alabildikçe hayatın şekillendiricisi olacak olan olduğunun bilincindedir.
Kaynakça
ARISTOTELES. (2013). Poetika. Istanbul: Say Yayınları.
DORSAY, Atilla. Sinema ve Çağımız II, Birinci Basım, Hil Yayınları. 1985.
YILDIRIM, A., & ŞİMŞEK, H. (2011). Sosyal Bilimlerde Nitel Araştırma Yöntemleri. Seçkin Yayınları.
[1][1] Dorsay, Atilla. Sinema ve Çağımız II, Birinci Basım, Hil Yayınları. 1985.

beş parasız bilgisayar oyuncularına oynadıkları oyunun keyfini çıkarma keyfi sunan yapımcılardan sunamayanlarına, çember daralıyorken bir durum bildirimi. – gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından için bir cevap yazın Cevabı iptal et