Bize Her Yer Trabzon ya/ya da anlayacağınız dilde “Hepimiz Aynı Gemideyiz”masalına karşı “Dünya, Trabzon’dan Uzaklaşacak Kadar Büyük Değildir.”


ONUR BERKAY SUİÇMEZ

27.08.2024 – ANKARA


zafer bayramından evvel, yaz bitmeden, okuyucularıma kıyak olarak yeni yazımın hazırlık aşaması nüshası – gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından (onurberkaysuicmez.wordpress.com)

Memleketi Trabzon olan her yerde aynı yaşantı içindedir ve yaşantısını bulunduğu yerden yere değiştirmez. Yani her yerde, oradaymışçasına davranışlarımızı, kültürümüzü sergileyebilir ve her yerde Trabzon’daymışız gibi hareket edebiliriz. Çünkü, memleket mekanla sınırlandırılamaz. Aynı zamanda çok rahat olmak anlamına da gelebilir Trabzon’lu olmak ve bunun fazlasının başkalarına rahatsızlık verecek seviyeye de ulaşabilitesi vardır. Oysa gittiğin her yerde hem kendin için hem de orada seninle yaşayan insanların huzuru adına onlarla yaşar ve çalışırsın, değerini bileni bilmeyenden ayırıp, herkes anlayamaz biz bile tam olarak anlayamazken bizi.

Mart 2011’de, Japonya’da meydana gelen ve nükleer tehlike barındıran bir doğa olayından sonra, oradaki bir hemşehrimize mikrofon uzatılır. Muhabir, söz konusu şahsa durum hakkındaki fikrini sorar, yorumu metaforiktir:

“Çernobil’den kaçtık, yine Çernobil’i bulduk. Bize her yer Trabzon diyorum, başka da bir şey demiyorum.” (Sevinç, 2014, s. 1) [1]

Memleket algısı, değişken ve farklı ifadelerle aktarılan bir olguyken, Bize her yer Trabzon metaforu iki kutuplu bir çerçevede şekillenir:

  1. Trabzon’da yaşarken veya kısa süreli seyahatlerde bu algıyı öne çıkaran yaklaşım.
  2. Uzun süreli ve kalıcı bir göçten dolayı Trabzon’dan başka bir şehirde yaşayan bireylerin öncelediği yaklaşım.

Bayram Sevinç’in Trabzonluluk Kimliği: Bir Şehrin Ruhu adındaki kitabında bahsettiklerine aşina olmayanlara, kitabı okumadan evvel fikri derinlik, okurken sakin ve sessiz bir ortam, okuduktan sonra da bangır bangır çalan bir müzik eşliğinde keyifli okumalar dileyip kitabın bireysel değerlendirmesine başlarken, şunu da hatırlatmak isterim.

Bellek izlerinin kimliğin temeli olması, bu izlerin kalıcı bir dövme gibi korunmasını gerektirir. Belleğin dövme gibi kullanıldığı bir dünyada, “Bize her yer Trabzon” metaforu söylemin değerlendirilmesine hizmet eder. Bu denememde ve memleketimle tuttuğum takıma adanmış diğer birçok denememde ayrıntı ve detaylı bir bütünü ancak bulmak isterseniz bulabilirsiniz.

Bize her yer Trabzon söyleminin ortaya çıkışı temel olarak Trabzonspor’la alakalıdır. Yani “bize deplasman yok” söyleminin sloganı mottosu ve/veya şiirsel formudur. (Sevinç, 2014, s. 2)

Modern toplumun zaman ve mekan anlayışı, modernizm öncesi toplumlarınkinden farklıdır. Saat temelli bu yeni algı, yapılandırılmış zaman açısından eski toplumların yaklaşımından ayrılır.

Son yıllarda mekan ve topluma dair ilişkilerin değerlendirmesinde, Lefevbre, Benjamin, Bergson ve Kant gibi düşünürlerin sosyal ve doğal unsurların günlük yaşamı dönüştürme potansiyeline odaklandığı görülmektedir. Bu çalışmaların postmodernist dönemlendirme bağlamında ve küreselleşen toplum algılarıyla paralel ilerlediği düşünüldüğünde, bilgi ve görsel içeriklerin akışkan olduğu bir dünyada insanların aidiyetlerini ve mevcut durumlarını yeniden tanımlama ihtiyacında oldukları da gözlemlenebilir.

Ulus devlet ve modern toplum hem mekan hem de zamanı nicel bir mantıkla yorumlar. (Sevinç, 2014, s. 82) Oysa geleneksel toplumlarda yer ve zaman örtüşür. Seküler ve dinsel zaman ve pratikler üzerinden bir ritim okuması yapar da diyebiliriz.

Trabzonlu birini dinlediğinizde, anlatım tarzlarından özgüven ve güç merkezli bir düşünce yapısının izlenimini alırsınız. Bu algının tarihi köklerine baktığımızda, bölgenin jeopolitik öneminden kaynaklanan bir mirasın açıklayıcı olduğunu görürüz. 1461 yılında İstanbul’un fethini pekiştiren hareket olarak Trabzon’u fetheden II. Mehmet, bu bölgenin jeostratejik değerini sonraki nesiller için vazgeçilmez bir miras haline getirmiştir.

Siyasal yapı zamanla değişse de Trabzon her zaman bölgenin merkezi olarak kabul edilmiştir. Trabzon’un kolektif hafızasında yer alan güç odaklı konum, Atatürk’ün 15 Eylül 1924’te ifade ettiği koruyucu yaklaşımda da görüldüğü gibi, Cumhuriyet Türkiye’sinde de sürdürülmüştür:

“Trabzon Türk camiasında Cumhuriyet’in zengin, kavi, hassas, pek mühim istinat membalarından biridir. Böyle bir Cumhuriyet şehri elbette istilzam ettiği bütün esbab-ı ümran ve terakkiye malik olacaktır.” (Atatürk, 15.09.1924)

Trabzon’un geleneksel toplumsal örgütlenme biçimi, bölgenin iç kesimleri ile kıyı kesimleri arasındaki farklılıkları yansıtır. Kıyı bölgelerinde yerleşim düzeni, uğraş şekilleri, toplumsal ilişkiler ve katmanlaşma gibi yapısal ve kültürel unsurlar, kentsel değerlerin daha belirgin olduğu bir yapı sergiler. Doğal göç olgusu, şehir dışına çalışmak için gidenlerin eksikliğini, çocuklar ve kadınların üstlendiği iş yüküyle kapatmaları gibi yapısal değişikliklere neden olur. Toplumsal ilişkiler ev, kahvehane gibi geleneksel mekanlar üzerinden sürerken, dini ve törensel değerler tapınaklar etrafında önemini korur.

Trabzon’da kadınların bağımsız ve politik örgütlenmesi en büyük toplumsal eksiklik olarak ortaya çıkmaktadır. 2000’lere kadar kadınların özerk örgütlenme çabaları norm ve değerler açısından teşvik edilmemiş ve bu kültürel gelişim desteklenmemiştir.

Trabzon meselelerinin daha politik ve daha evrensel bir anlayışa taşınması anlamında örgütlülük ya da imece çok önemlidir. Dahası böyle bir oluşum, yerel ve geleneksel toplumsallaşma biçiminin evrensel model lehine aşılması idealini de üretmektedir. Karadeniz’in yaygın formunu üretme bağlamında kadınlara misyon yükleyen bu anlayış, kendileriyle yapılan görüşmelerde yoğun vurgu yaptıkları güçlerine referans verir: “Trabzon’un örgütlenmeye maya tutmaz görünen gergin toprağı için kadının gücünü çağıran söyleme kulak vermek gerekir.”[2]

Trabzonlular her yerde kendi kültür ve geleneklerini yansıtır, yaşam tarzlarını bulundukları yere göre değiştirmezler. Nerede olurlarsa olsunlar, Trabzon’da yaşadıkları gibi davranırlar. Trabzonlu olmak, mekandan bağımsız olarak bu kültürü ve yaşam biçimini taşımak anlamına gelir ve gittikleri yerlere kendi izlerini bırakırlar.

Dahası, Brezilya’nın sambasıyla Trabzon’un horonu kıyaslanarak folklorun getirdiği figürlerin futbolu şekillendirdiği düşüncesi de dile getirilir.[3]

Trabzonspor, Anadolu’nun İstanbul’a ve merkezi otoriteye karşı direnme simgesi haline gelmiştir. Ayrıca, bu direnişin öncesinde 1913’te başlayıp savaş nedeniyle kesintiye uğrayan ve 1921’de yeniden yapılandırılan Trabzon futbolu, erken kulüpleşme süreci ile toplumsallaşma ve örgütlenme yoluyla bir temsil ve mücadele alanı oluşturmuştur.

Şehirdeki önemli futbol kulüplerinin birleşerek Trabzonspor’un adını, renklerini ve kendisini şekillendirdiği zamandan bu yana da yerelden ulusala doğru yönelen bu hareket, zaman zaman Avrupa’da da başarılara imza atarak Anadolu İhtilali’ni sınırların ötesine taşır. Dileğim her dönemde meydan okumalara devam eden ve kültürünü hep koruyan bu şehirle birlikte dünyanın en büyük taraftarına sahip şehir takımının devrinin her daim sürmesidir.


Kaynakça

Sevinç, B. (2014). Trabzonluluk Kimliği: Bir Şehrin Ruhu. (V. Usta, Dü.) Trabzon: Serander Yayınevi.


[1] “Bize Japonya da Trabzon!” – haber61.net (arşiv)

[2] Sevinç, B. (2014). Trabzonluluk Kimliği: Bir Şehrin Ruhu. (V. Usta, Dü.) Trabzon: Serander Yayınevi.

[3] Kulaçoğlu, Hakan (2004). “Ha Horon, Ha Samba” Fırtına-İhtilal-Efsane: Trabzonspor (derleme) 3. Baskı. Istanbul. İletişim Yayınları. s.356-358.



gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin