başkalarının filmlerini eleştirirken; hiçbir zaman, “o’ filmin yönetmeni de yönetmen mi ya?” dememekle, sol bakış açısından, sinemamız üzerine, yapıcı bir değerlendirme ya da bir başka deyişle; başkasıyla karıştırılmayacak kadar politik bir yönetmen olma hedefi koymak


ONUR BERKAY SUİÇMEZ

08.01.2026 – ANKARA


Yüksel Aksu’nun Dondurmam Gaymak (2005) ve İftarlık Gazoz (2016) filmleri, Türkiye’de sol tandanslı sinemanın “didaktik olmadan” toplumsal gerçekleri ve politik atmosferi gündelik hayatın içinden, mizah ve samimiyetle yansıtabildiğini gösteren önemli örnekler. Bu iki film üzerinden ilerlersek, hem hikâye çeşitliliğini artırmak hem de kamera arkası ekipleri ve seyircileri bilinçlendirmek için birkaç strateji öne çıkıyor.

Aksu’nun yaptığı gibi Ege kasabaları, köyler, küçük esnaf ve gündelik yaşam üzerinden politik alt metinler üretmek gibi bir yaklaşım ve bu yaklaşım, büyük ideolojik söylemler yerine halkın gerçek deneyimlerini görünür kılıyor.

70’ler, 80’ler, 90’lar gibi dönemlerde sıradan insanların yaşadığı küçük ama politik açıdan anlamlı olayları sinemaya taşımak. Örneğin bir köydeki kooperatif deneyimi, bir fabrikanın kapatılması, ya da bir mahalledeki dayanışma hikâyesi.

Politik alt metinleri sadece dramada değil, komedi, fantastik, hatta çocuk filmleri gibi farklı türlerde işlemek gerekiyor belki de. Böylece politik sinema tek bir estetik kalıba sıkışmaz.

Farklı etnik, sınıfsal ve kültürel grupların hikâyelerini aynı filmde buluşturma çabasıyla sol tandanslı sinemanın “çoğulculuk” ilkesini güçlendiriyor.

Senaryo, kurgu, ışık, ses gibi alanlarda politik sinema üzerine atölyeler düzenlemek de mantıklı. Çünkü, böylelikle ekip üyelerinin sadece teknik değil, ideolojik ve kültürel bağlamı da kavraması sağlanabilir.

Setlerde hiyerarşiyi azaltan, kolektif karar alma süreçlerini teşvik eden üretim modelleri sol tandanslı sinemanın ruhunu üretim sürecine de taşıyabilir.

Yüksel Aksu’nun filmleri bize şunu gösteriyor: Politik sinema illa sloganlarla değil, gündelik hayatın içindeki mizah, çelişki ve dayanışma üzerinden de kurulabilir. Çeşitliliği artırmak için farklı türlere, farklı toplumsal gruplara ve farklı üretim biçimlerine yönelmek; bilinçlendirme için ise hem kamera arkasında hem seyirci tarafında kolektif öğrenme süreçleri yaratmak kritik.

Yerel hikâyelerin ön plana çıkarılması, Türkiye’de sol tandanslı sinemanın hem çeşitliliğini hem de sahiciliğini artırmanın en güçlü yollarından biri. Çünkü Yüksel Aksu’nun filmlerinde gördüğümüz gibi, kasaba esnafının gündelik mücadelesi ya da köydeki bir çocuğun hayalleri, aslında politik atmosferin en yalın ve en dokunaklı yansıması oluyor.

Sözlü kültürden ve masallar, türküler, köy hikâyeleri, mahalle anılarından beslenmek sinemada politik alt metinlerle yeniden üretilebilir.

Küçük kasabalarda “dondurmacı”, “gazozcu”, “balıkçı” gibi karakterler üzerinden toplumsal dönüşümler anlatılabilir. Ege’nin mizahı, Karadeniz’in hırçınlığı, İç Anadolu’nun dinginliği… Her bölgenin kendine özgü kültürel tonu politik sinemaya farklı bir estetik kazandırır. Kooperatifler, imece usulü işler, köy pazarları gibi dayanışma pratikleri sinemada sol tandanslı bir bakışla işlenebilir.

Senaryo ekibi ve teknik ekip, çekim öncesinde bölge halkıyla vakit geçirerek onların yaşamını doğrudan gözlemleyebilir. Oyuncu seçiminde amatör köylüler veya mahalle sakinleriyle çalışmak, filmin otantik havasını güçlendirir. Görüntü yönetmenleri ve sanat yönetmenleri, bölgenin ışığını, renklerini, mimarisini ve gündelik objelerini sinema diline taşımayı öğrenebilir. Küçük şehirlerde düzenlenen film festivalleri, halkın kendi hikâyelerini beyaz perdede görmesini sağlar. Köy kahvelerinde, mahalle meydanlarında film gösterimleri yaparak sinemayı halkın gündelik yaşamına taşımak ve seyircilerden kendi kasaba veya köy hikâyelerini paylaşmaları istenebilir; bu hikâyeler gelecekteki filmlere ilham olur.

Böylece yerel hikâyeler sadece arka planda bulunan, arada sırada değerlendirilebilir ve tek kullanımlık şekilde değil, sinemanın ana damarı haline dönüşür. Bu yaklaşım, hem kamera arkasındaki ekipleri hem de seyircileri politik sinemanın hem seyirci hem de üreticisi olarak doğal bir parçası haline getirir.



gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

“başkalarının filmlerini eleştirirken; hiçbir zaman, “o’ filmin yönetmeni de yönetmen mi ya?” dememekle, sol bakış açısından, sinemamız üzerine, yapıcı bir değerlendirme ya da bir başka deyişle; başkasıyla karıştırılmayacak kadar politik bir yönetmen olma hedefi koymak” için bir cevap

  1. […] sıkılınca geri dönerim. bizsiz/sizsiz/onsuz iletişim ve/veya sonsuz iletişim(sizlik) başkalarının filmlerini eleştirirken; hiçbir zaman, “o’ filmin yönetmeni de yönetmen mi y… 123 saniyede, 2026’nın ilk 11 […]

    Beğen

123 saniyede, 2026’nın ilk 11 günü (Patika – Fırtına Kuşları feat. Kazım Koyuncu) – gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından için bir cevap yazın Cevabı iptal et

gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin