hepimizin başının belası mıdır sosyal medya, yoksa birbirimizin şansı mıyız?


ONUR BERKAY SUİÇMEZ

25.09.2026 – Ankara


Bu deneme, sosyal medyayı yalnızca bir iletişim aracı olarak değil, birbirimizle kurduğumuz kolektif ilişkinin aynası olarak ele alıyor. Merkezinde şu soru var: Bizi birbirimize bağlayabilecek bir mecra neden çoğu zaman bizi birbirimizden uzaklaştırıyor?

Sosyal medya hakkında konuşurken çoğu zaman iki uç arasında sıkışıyoruz. Bir tarafta “hepimizin başının belası” diyenler var; bağımlılık, dikkat dağınıklığı, tüketim kültürü ve nefret dilinden söz ediyorlar. Diğer tarafta ise bunun insanlık tarihinin en büyük iletişim devrimi olduğunu söyleyenler; sınırları kaldırdığını, sesini duyuramayanlara alan açtığını ve görünmeyeni görünür kıldığını savunuyorlar.

Belki de asıl soru bunların hangisinin doğru olduğu değildir. Belki asıl soru şudur: Neden birbirimiz için bir şansa dönüşebilecek bir şeyi sürekli bir belaya dönüştürmeyi başarıyoruz? Çünkü sosyal medya aslında teknik bir mesele olmaktan çok, toplumsal bir meseledir. Ekranların arkasındaki algoritmalardan önce ekranların önündeki insanlarla ilgilidir. Sorun uygulamalarda değil, birbirimize nasıl baktığımızda saklıdır.Bugün dünyanın herhangi bir yerindeki bir insanın ürettiği bir şiire, filme, resme, şarkıya ya da düşünceye saniyeler içinde ulaşabiliyoruz. Tarihin hiçbir döneminde sanat ve düşünce bu kadar erişilebilir olmadı. Geçmişte bir sanatçının eserini görmek için şehirler, ülkeler aşmak gerekirken bugün tek bir dokunuş yeterli. Bu durum teoride büyük bir kolektif yükseliş ihtimalini içinde taşıyor.

Çünkü insan, başka insanların eserleriyle büyür. Bir kitap başka bir kitabı doğurur. Bir film başka bir yönetmeni cesaretlendirir. Bir şarkı başka bir müzisyenin hayatını değiştirir. Kültür dediğimiz şey aslında birbirimizin omuzlarına çıkarak daha uzağı görebilme sanatıdır.

Sosyal medya tam da bunun küresel bir versiyonu olabilirdi.

Birbirimizin üretimlerine rastladığımız, birbirimizin yalnızlığını azalttığımız, iyi fikirleri büyüttüğümüz ve yaratıcı cesareti ödüllendirdiğimiz devasa bir ortak alan…Fakat olmadı. Çünkü sistem, eserlerin dolaşımından çok dikkatlerin dolaşımını ödüllendiriyor. Dikkat ise paylaşılmaktan ziyade ele geçirilmeye çalışılan bir kaynak haline geliyor. Bu yüzden sosyal medya çoğu zaman bir sanat meydanından çok bir görünürlük yarışına benziyor.

İnsanlar ürettiklerinden daha fazla görünmek zorunda hissediyor kendilerini. Ne söylediğinden çok kaç kişiye söylediğin önem kazanıyor. Eserin niteliğinden çok performansı belirleyici hale geliyor. Böyle bir düzende insanlar birbirlerinin üretimlerini yükseltmek yerine birbirlerinin görünürlüğüyle rekabet etmeye başlıyorlar.

Oysa aynı araç bambaşka bir ihtimali de taşıyor. Düşünelim. Bir şair şiirini paylaşıyor. Bir müzisyen onun dizelerinden bir beste çıkarıyor. Bir çizer bu besteden ilham alarak bir afiş hazırlıyor. Bir videocu bunları bir araya getirerek yeni bir hikâye kuruyor. Bir başkası bu hikâyeden etkilenip kendi deneyimini anlatıyor. Bu zincir devam ediyor. Hiç kimse tek başına merkezde değil. Herkes birbirinin eserine ekleniyor.

İnsanlığın kültürel tarihi zaten tam olarak böyle ilerledi. Büyük sanat gelenekleri yalnız dahilerin ürünü değil, birbirinden öğrenen toplulukların eseridir. Fakat sosyal medya, bizi üretim ortaklarından çok rakiplere dönüştüren bir psikoloji yaratıyor. Çünkü ölçülemeyen değerden çok ölçülebilen değeri öne çıkarıyor. Beğeni sayısı, izlenme oranı ve takipçi miktarı; derinlik, etki ve dönüşümün önüne geçiyor. Belki de bu yüzden artık birbirimizi dinlemekten çok birbirimize görünmeye çalışıyoruz.

Bu durumun en trajik sonucu ise yalnızlık. Oysa ironik olan şudur: İnsanlık tarihinde birbirine hiç olmadığı kadar bağlı olan bir çağda yaşıyoruz. Fakat aynı zamanda hiç olmadığı kadar yalnız olduğumuzu söylüyoruz. Çünkü bağlantı ile temas aynı şey değildir.

Birinin içeriğini görmek, onu görmek değildir. Bir paylaşımı beğenmek, bir insanı anlamak değildir. Birini takip etmek, onunla yürümek değildir.

Sosyal medya bize bağlantılar sundu; fakat onları ilişkiye dönüştürmek bizim sorumluluğumuzdu.Belki de dönüşmesine izin vermediğimiz şey tam olarak budur.

Birbirimizi sayı olarak görmeyi bırakıp insan olarak görme ihtimali. Çünkü gerçekten kolektif bir alan kurmak istersek önce birbirimizi tüketilecek içerikler değil, tamamlanmamış hikâyeler olarak görmek zorundayız. Bir sanatçının eserini yalnız değerlendirmemeli, ona eşlik etmeliyiz. Bir düşünceyi yalnız alkışlamamalı, onunla düşünmeliyiz. Bir üretimi yalnız izlememeli, onu yeni üretimlerin başlangıç noktası haline getirmeliyiz.

Ancak o zaman sosyal medya, insanların birbirini yalnız hissettiremeyecek kadar yoğun biçimde birbirine bağlı olduğu bir düzleme dönüşebilir. Belki sorun sosyal medyanın kendisi değildir.

Belki sorun, elimizde ilk kez böylesine büyük bir ortak sahne varken hâlâ bireysel spot ışıklarının peşinde koşuyor oluşumuzdur. Ve belki de kurtuluş, daha fazla görünmekte değil; birbirimizi daha fazla görmekte yatıyordur. Bir gün bunu başarabilirsek, sosyal medya ne bir bela ne de bir mucize olacaktır. Sadece insanlığın, birbirinin eserleriyle yükselmeyi öğrenmiş hali olacaktır.


gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

gündüzleri geceymiş gibi ● yeşil dallarız dünya ağacından sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin