Onur Berkay SUİÇMEZ
3 Kasım 2026 – Ankara
Güldüren tarafı şu: Behzat Ç.’nin bütün hikâyesi aslında bir “örgüt” hikâyesidir ama devletlerin, savcıların ve operasyon dosyalarının anladığı anlamda değil. Bu yüzden finaldeki “Behzat Ç. terör örgütü çökertildi” ifadesi, dizinin kendi ruhuyla neredeyse çelişen bir cümle gibi duruyor.
Başlık ile başlayayım.
Behzat Ç. neden örgüt olamaz?
Çünkü örgütlerin amacı vardır. Behzat’ın ise yarası vardır.Bir terör örgütü, suç şebekesi ya da siyasi yapı; kendini yeniden üretmek, hayatta kalmak ve büyümek ister. Behzat’ın etrafındaki insanların ortak özelliği ise tam tersidir. Hepsi kaybederek yaşar. Akbaba eksiktir, Hayalet eksiktir, Harun eksiktir, Behzat zaten baştan sona eksiktir. Bunlar bir davaya değil, birbirlerinin yaralarına bağlı adamlardır. Ankara’da yaşayanların çok iyi bildiği bir şey vardır: Bu şehirde insanları bir arada tutan şey ideolojilerden çok ortak hayal kırıklıklarıdır. Kızı kaybolan bir baba, atanamayan bir öğretmen, üç yıldır aynı KPSS sonucunu bekleyen bir genç, ihale alamadığı için dükkânını kapatan esnaf, memurluktan emekliliğe kadar aynı koridorlarda yürüyen insanlar… Ankara’nın görünmeyen toplumsal dokusu biraz budur. Behzat da tam o şehirden doğmuştur. O yüzden bir örgüte değil, ortak bir yılgınlığa benzer.
Çökertilemeyen şey suç değil, hafızadır.
Dizideki en büyük mesele suçluların yakalanması değildir. Çünkü suçlular sürekli değişir. Asıl mesele hafızadır. Behzat’ın hayatındaki herkes ölür, gider ya da kaybolur. Ama hiçbiri gerçekten gitmez. Babasının gölgesi, Esra’nın eksikliği, Berna’nın ölümü, Arkadaşlarının kayıpları… Bunlar dosya kapatır gibi kapatılamaz.Devletlerin sevdiği şey sonuçtur. Bir operasyon, bir basın açıklaması, bir rakam. Oysa Behzat evreninde sonuç yoktur. Her şey tortu bırakır. Bu yüzden “çökertildi” kelimesi komik gelir. Çünkü çökertebildiğiniz şey somut bir yapıdır. Oysa Behzat Ç.’nin temsil ettiği şey duygusal bir harabedir. Harabeler çökmez. Zaten çökmüşlerdir.
Şevket meselesi
İşin en trajik tarafı burada başlar. Şevket karakteri hep biraz yanlış anlaşılır. Çoğu kişi onu yalnızca iktidar hırsı olan, pragmatik, zaman zaman karanlık bir figür olarak görür.Ama Behzat açısından Şevket başka bir şeydir. Şevket, Behzat’ın olabileceği kişidir. Aynı aileden çıkmış iki kardeş düşünelim. Birisi sisteme küser. Diğeri sistemin içine yerleşir. Birisi sürekli kaybeder. Diğeri kazandıkça yalnızlaşır. Ankara’da buna çok rastlanır. Aynı mahalleden çıkan iki çocuk farklı kurumlarda, farklı katlarda, farklı masalarda oturur ve yıllar sonra birbirlerinin dilini konuşamaz hale gelir. Şevket biraz bunu temsil eder. Bu yüzden Behzat’ın en büyük trajedisi düşmanları değildir. Ağabeyinin varlığıdır. Çünkü insan düşmanını affetmez ama ağabeyinin neden öyle olduğunu anlamaya çalışır. Ve bazen bu daha ağır gelir.
Berna’dan sonra
Behzat’ın kızını kaybetmesi, karakterin merkezinde duran olaydır. Berna öldüğünde sadece bir çocuk ölmez. Behzat’ın geleceğe dair bütün ihtimalleri ölür. Bir insanın çocuğunu kaybetmesi ile bir davayı kaybetmesi aynı şey değildir. Bir dava yeniden açılabilir. Ama bir kız çocuğu geri gelmez. Bu yüzden Behzat’ın bütün öfkesi aslında geçmiş zamandadır. Sürekli bugünde yaşayan biri gibi görünür ama zihni hep geridedir. Belki de bu yüzden onu “örgüt lideri” gibi düşünmek komiktir. Liderler geleceği planlar. Behzat geçmişi taşıyan bir adamdır.
Ankara’nın asıl örgütü
Eğer dizinin anlattığı bir örgüt varsa o da şudur: Bir türlü iyileşemeyen insanlar örgütü. Kızı için yaşayan babalar, Kardeşiyle kavga edip yine onu merak eden ağabeyler, Her şeye rağmen dostlarının telefonuna çıkan adamlar, Defalarca hayal kırıklığına uğrayıp yine de şehirden vazgeçmeyenler… Ankara’da özellikle son yılların politik ve toplumsal ikliminde bu duygu çok tanıdık gelir. İnsanlar aynı fikirde oldukları için değil, aynı yorgunluğu taşıdıkları için birbirlerini tanırlar. Behzat Ç.’nin gerçek “örgütü” budur. Ve zaten finaldeki cümleyi komik yapan da bu. Çünkü bir operasyonla dağıtabileceğiniz şey insanlar değildir. Bir basın açıklamasıyla yok edebileceğiniz şey kardeşlik değildir.Bir dosyaya “çökertildi” yazabilirsiniz. Ama Berna’nın yokluğunu, Şevket’in gölgesini, Ankara’nın o bitmek bilmeyen gri akşamlarını ve Behzat’ın sırtında taşıdığı kayıpları çökertemezsiniz. Onlar bir yapı değil. Bir ruh halidir.
Ve belki Behzat Ç. evreninin en Ankaralı tarafı da budur. Bir ruh halinin gözaltına alınamayacağını bildirmesi.
Bir Cevap Yazın